- Kategori
- Güncel
Kontrolsüz güç felakettir

Fil güçlüdür ama kontrolden çıktığında felakettir
Başkalarının iyi niyetini ya da zaafını istismar edenlerden nefret ederim.
Yüz verince astar isteyenlerden, sonu gelmez ısrarlarıyla en ılımlı muhataplarını bile çileden çıkaran haya ve nezaket özürlülerden hiç hoşlanmam. Ne var ki, bu dünyada o tiplerden mebzul miktarda mevcuttur. Bir kısmı, sınır tanımayan hırsları ve ikbal için her yolu mubah gören anlayışları sayesinde belli yerleri işgal etmiş durumdadırlar.
Muhakkak ki bunların arasında ılımlı, makul kimseler de vardır. Fakat bu kategoride iktidara, patrona ya da güç sahibi bilinen herhangi birine diklenmeyen, kafa tutmayan, tepeden bakmayan adamdan sayılmıyor. Böyle makamlarda kendine yer bulan arada bir, "Heeeyyt ülen!" demezse işe yaramaz kabul ediliyor.
İşte bunlar, dünyanın ve Türkiye'nin sıfırdan problem üreticileridir. Maraza çıkarıcılarıdır. Ortada hiç bir şey yokken, memleket süt limanken olmadık bahanelerle mesele yaratıcılarıdır.
Bu sözlerimi, ister barış süreci arefesinde kendisine horoz rolü biçen Murat Karayılan, isterseniz bir mayısı illa da Taksim'de kutlayacağını söyleyen sendika yöneticileri için söylenmiş kabul edin durum değişmeyecektir.
Devlet barış istedi, Öcalan'ı ve dolayısı ile Kandil'deki Karayılan'ı muhatap aldı ya! O da kendisinin adam yerine konulduğunu sandı ya! Hemen gerçek karakterini ortaya döktü, kibirini kutsayıp yüceltti. "Herkes özgürleşirse silahı ancak o zaman bırakırız!" gibi laflar etti...
Anladığım kadarıyla bu tipler, normal insan olmayı kaldıramıyor. Binlerce şehid ailesinin kendisine ve örgütüne nasıl bir gözle baktığını anlamaya çalışmak onlara çok ağır, hatta imkansızmış gibi geliyor.
Karayılan, azıcık basiret sahibi olsaydı, "Öcalan dâhil herkesin özgürleşeceği bu sürecin pratikleşmesi paralelinde silahın tümden devre dışı kılınması ve PKK'nın silahsızlanması gündeme girecektir" şeklinde bir ifade kullanmak yerine, olanlardan üzgün olduğunu söyleyebilirdi. Kafalarda, "hala mı silah!" gibi şok edici bir soru oluşturmayabilirdi. Geniş bir toplum kesiminin katil olarak gördüğü birinin ya da birilerinin en azından şu an için serbest bırakılmasını talep etmeyebilirdi.
Aynı şeyi sendika yöneticileri için de söylemek mümkün. Herkes biliyor ki, sıkıyönetim dönemlerinden kalan ve muhtelif iktidarlar tarafından uygulanan, 1 Mayıs İşçi Bayramı'nı Taksim'de kutlama yasağı bu iktidar tarafından kaldırıldı. Gene herkes biliyor ki bu bayram, bu hükümet zamanında yeniden tatil yapıldı. Ve gene herkes çok iyi biliyor ki, şu anda Taksim Meydanı'nda yayalaştırma çalışmaları yapılıyor. Meydan kutlamalar için müsait görünmüyor. (1)
Demek istediğim, her şey açık. Yöneticiler, ipe un sermiyor, keyfi yasaklama getirmiyor. Sendikalara, "Güç bende, istediğimi yaparım, gelirseniz size bu meydanı dar ederim!" demiyor. Meşru ve somut örneklerle durumu ortaya koyuyor. Meydan düzenlemesi sebebiyle burada, geniş katılımlı kutlama yapılamayacağını izah etmeye çalışıyor.
İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi, "Arkadaşlar, bu yıl Taksim bayram için uygun değil. Gelin size başka yer gösterelim. Burada, gerekli emniyet tedbirlerini alamayız. Bir hadise olursa altından kalkamayız" mealinde açıklamalar yapıyor. Ancak, sendika yöneticileri bir türlü ikna olmuyor. Bir türlü "He!" demiyor.
İşte bu yoktan problem üretmektir. Huzura limon sıkmaktır. Dertsiz başa dert almaktır, pişmiş aşa su katmaktır. Aklı, mantığı, normaliteyi çatıya atmaktır. Dediğim dedikçiliktir. Bedavadan dayılanmaktır.
Zaten bizde sendikacılık grev yapmak, işçi ücretlerini yükseltmek, iktidarlarla inatlaşmak ve dominant elitin istemediği hükümetleri alaşağı etmek için iş bırakıp meydanlara inmek şeklinde anlaşılır. Geçtiğimiz yıllarda bu yöntem başarılı biçimde uygulanmış bir çok hükümet, sendikalara boyun eğerek istediklerini vermek zorunda kalmıştır. Aslında burada sendikalar, birileri tarafından kullanılmıştır. Grevler ve fahiş ücret talepleriyle meydanlara dökülen sendikaları kullanan aynı kişiler, zayıflayan ekonomiyi bahane ederek devletleri de özelleştirmeye ikna etmişlerdir. Alacaklarını aldıktan sonra da işçi kitlesinin ardından çekilmişlerdir.
Gördüğüm kadarıyla işçi liderleri hala güçlerinin kendilerinden menkul olduğunu, eski yıllardaki sendikacılık geleneklerini sürdürebileceklerini ve her zaman istediklerini koparabileceklerini sanıyorlar. Hala, görünmez gücün desteklemediği hiç bir teşebbüsün istenilen sonucu vermeyeceğinin farkına varamıyorlar. Bir Mayıs'ı Taksim'de kutlamakta ısrar ediyorlar. Kararlarından bir türlü vazgeçmiyorlar, "başka yere gitmeyiz diye" inat ediyor, direniyorlar. Böylece, ne demekse, "örgütlü güçlerini!" cümle aleme gösteriyorlar. Serengeti'deki aslanlar da aynı şeyi yapıyorlar. Örgütlerek sığır sürüsüne saldırıyor ve hedeflediklerini alıyorlar. Geride kalan yavrunun akibetini hiç umursamıyorlar. Örgütlü güç, işbirliği tamam da, "hak ve adalet bunun nerdesindedir" diye bana sormayın. Sendika efelerine sorun.
Bu manasız, gereksiz ve mantık dışı ısrarı anlamıyorum. Sanki göklerden bir haber geldi. Sanki ulu manitu sendika başkalarını, "Eğer bu bayramı Taksim'de kutlamazsanız, dünyayı başınıza yıkarım, eşinizi dul, çocuklarınızı yetim bırakırım!" diyerek korkuttu da onlar, bunu açıklayamadıkları için eften püften bahaneler uyduruyorlar.
Sendikalar dediklerini yapmaya kalkarlarlarsa neler olacaktır? Zaten barikatlar şimdiden kondu. Yarın, polis bir tarafta, işçiler bir tarafta toplanacaklar, birbirlerini ikna etmeye çalışacaklar. Tabi ki, makul bir sonuca varamayacaklar. İşçi kesiminin arasına sızan illegal örgütler, ortalığın karışması için ellerindeki tüm argümanları kullanacaklar. Derken coplar, bayrak sopaları sallanmaya, biber gazı sıkılmaya, kaldırım taşları havada uçuşmaya başlayacak. Civardaki dükkanlar, iş yerleri, bankalar, arabalar tarümar edilecek. Cam çerçeve ne varsa indirilecek. Televizyonlar, biber gazına maruz kalmış masum! vatandaşları ağlak bir sunumla teşhir ederek, polise olan gıcıklığımızı biraz daha artıracak. Ve... böylece, 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlanmış olacak... öyle mi?
Aklını ve iradesini kullanamayan ve Taksim ısrarıyla, bilerek veya bilmeyerek illegal örgütlere payandalık yapan sendika liderleri için üzülüyorum.
(1) 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM'de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs resmi tatil ilan edilmiştir. Vikipedi.