- Kategori
- Anılar
Konya'da Konakladım

Konya huzur bulduğum şehir.
Keyfim keyif yapmaktan kederlenmiş, bir yerlere gitmek istedi. Rahat batarmış insana; sokakta koşturanlar evde dinlenmek ister, benim keyfim ev hapsinden kahırlı. İtiraz etsem hemen huysuz tavra bürünür, benim ruhum hassas onu çekemez yorulur.
"Alışmışım çalışmaya, emekliliğim evde zor geçiyor. Gün gezmesini de bilmem ki, boş laklakla vaktimi hiç öldüremem. Ne yapmalı, etmeli? Acaba nerelere gitmeli?
Gönül gitmek isterse gidilecek yol bitmez.
Göz görmek isterse görülecek yer bitmez.
İnsan çekilirse içindeki mağaraya, her yanı karanlık bilir.
Her yer ona mağara görünür.
İçindeki aydınlığa yürümenin yolu yollara düşmektir!
Hz. Mevlâna? böyle diyordu ve ben Allah dostunun sözüne uyup yollara düştüm.
Kalktım Konya'ya kondum.
Çok yakışıklı, saygılı, aynı oranda centilmen bir beyefendi gencin evine konuk oldum. (Sözünü ettiğim yakışıklı benim küçük oğlum olur. Kendisi altı yıldır Konya'da yaşıyor. Selçuk Üniversitesinde yüksek lisans yapıyor.)
Oğluma özlemimde ağırlaşınca, bu bahanem kuvvetlendi. Ve ben 4 saatlik yolculuktan sonra kendimi Konya'da buluverdim. Konya'da bir haftalık süreyle konakladım.
Daha kalacaktım, ama Konya'nın havasını sert buldum. Sabahının serinliği hayli üşütücü. Tıpkı bu mevsimde Ankara'nın sabah ayazı, Afyon'un kuru, keskin soğuğu gibi hiç çekilmiyor.
Konya düz ova ya güneş görünene kadar ortalık buz kesiyor.
Oğlum bu bir hafta süresince çok iyi baktı bana. Konya'nın meşhur yemeklerini yedirdi, kaynak sularından içirdi. Görmek istediğim her bir yeri gezdirip gösterdi.
Mevlana'ya da gittik, türbesinin etrafı yeşil çuha ile kapatılmıştı. Restore edildiği söylendi. Bizden başka az sayıda da olsa turistler vardı. Mevlana'nın sandukasını ve üzerindeki örtüdeki altınla işlenmiş ayetleri göremeden ülkelerine dönmeleri üzücüydü. İçlerinden biri belki bu ziyareti esnasında aşka gelir, Müslüman oluverirdi.
Neyse hidayet Allah'tandır. Ben de bir fatiha okuyup Mevlana'nın türbesinden ayrıldım. Bu ayrılıkta gözüm arkada kaldı. Allah dostu Mevlana'nın mekanından daha fazla nasiplenmek, serapa maneviyata bürünmüş olarak ayrılmak isterdim.
Konya'yı seviyorum. Konya'da ölmek, evliyaların bulunduğu topraklara gömülmek isterdim. Konya huzur bulduğum şehir. Gelince gitmek istemediğim, gidince özlediğim bir şehir.
Çok şükür bu defa çok gezdik Konya'yı. Mevlana ziyaretimizden sonra şehrin kalabalığından geçtik, kuleye çıktık. Konya'nın her yerini en yüksekten seyrettik.Görmeyeli Konya ne kadar büyümüş, obez bedenler gibi, Konya ovasına tamamen yayılmış. Buğday ambarımız daralmış. Ekin ekilen yerlere beton binalar dikilmiş.
Sanmayın ki uzun süredir görmüyorum Konya'yı. 70,li yıllardan bu yana sık olmasa da çok gitmişliğim vardır. Ancak ben gitmelerim de kendi başıma Meram çevresini, Alaaddin Tepesinin etrafını görür dönerdim.
Bir de Mevlana'yı ziyaret ederdim ki, maneviyata bulanayım, gönlümü mest edeyim düşüncesiyle. Uzun seneler paralıydı Mevlana türbesi, türbenin bulunduğu avluya bile girmek meseleydi. Ücretsiz olunca rağbet azalmış gibi.
Cuma günleri kalabalık oluyor. Yurdun dört bir yanından gruplar geliyor. Kadınların çoğunlukta olduğu bu gruplar Mevlana'nın türbesinde namaz kılıyorlar, duaya duruyorlar. Sevene mesafeler kısaltılırmış, Mevlana'yı ziyaret arzusuyla uzak yollardan kalkıp gelmişler. Mevlana türbesinde namaz kılarak muratlarına ermişler.
Konya'da canımdan can olunca bana da yollar uzun gelmiyor. Konya'dan ayrılınca tekrar gidesim geliyor, sürekli Konya'da kalasım geliyor. Ama Konya benim için sürekli yaşanacak yer değil. Çok büyümüş, kalabalıklaşmış, benim yaşam boyutumu aşmış.
Konya'da Etli ekmek yemedim, hipertansiyonum var, dokunuyor. Kalbime de hamur işleri iyi gelmiyor. Daha önceki gelişlerimde fazlaca yemiş, beğenmiştim. Pide yapımı bizim ilin pidesine de benziyordu. Lakin bamya çorbasını daha önce hiç bir yerde içmemiştim. Kaşık kaşık yedim, bayıldım.
Sonra oğluşumla dolaştık Konya'yı. Tranvaya bindik, çarşılara öyle gittik. Çünkü Konya'nın şehir merkezindeki trafik arap saçı gibi. O kadar çok araç var. Yaya gezenlerde oldukça fazla, ama yürümekte zorlanıyorlar.
Konya son 25,30 yılda ne çok gelişti. Şehir sıkıcı değil. Zaten Mevlana Hazretleri ve diğer erenler evliyaların Konya toprağında bulunmasından dolayı, şehrin havasında hissedebilene büyük bir maneviyat var. Semazenlik sarıyor insanın gönlünü, gönül aşkla coşuyor, insanları sevmeye koşuyor. Mutluluğun sırrı yaratılanı sevmektedir. Konya semaları sanki ney sesiyle inliyor. Hissedebilen huşuyla dinliyor, neyin namelerinde ruhunu, zihnini dinlendiriyor.(Dinle neyden kim hikayet etmede, ayrılıklardan şikayet etmede. Hz. Mevlana)
Kamışlıktan koparılarak, sazlıktaki arkadaşlarından ayrılmasından yakınıyor ney, lakin insanlar onu anlamıyorlar. Kendi efkarlarını gidermek için üfleyip duruyorlar. Ney sesi insanın maneviyat duygularını kamçılıyor. Konya'da bulunmak hakikaten pek hoş oluyor.
Konya şehri kalabalık olsa da, ne kadar trafik bulunsa da, sizi sıkmıyor, ayrıldığınızda hemen kendini özletiyor.
Ecdat parkına gittim. Selçuklu ve Osmanlı mimarisi eserlerin minyatürünü yapmışlar. Hayran kaldım. Her bir eserin aralarında hayale daldım. Şanlı ecdadımı dualarımda andım. Tarih kokuyordu dört bir yan. Bu parkta birçok medeniyet bir aradaydı. Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlı Devleti Konya'da uzun yıllar yaşamışlar, dünyadan geçerlerken arkalarında birbirinden kıymetli kültür mirası bırakmışlar. Atalarımın yadigarı tekrardan yapılırken aslına uygun halde nakış nakış işlenmiş, zarif ve heybetli özelliği korunmuş. Her bir sanat eserinde İslamı çağrıştıran motifler yer almış. Tarihten fırlamış gelmişler gibi duran minyatür yapılar, bilene bilmeyene teşhir edilmiş. Hatıralar gözler önüne serilmiş. Muhteşem mimarinin örneklerini görmemle bile duygulanıyorum. Sanki Osmanlı ceddimle göz göze geliyorum. Sanatlarının suretlerini belleğime gizliyorum.
Meram Bağları tarihinden uzaklaşmış, yeşillikler ile bezenmiş bir dinlenme mekanı olmuş. Geçmişte üzüm bağları varmış bu bölgede, şimdi mesirelik alan olmuş. Tam ortasından Meram deresi akıyor. Çevresinde gezenler doğanın güzelliklerine bakıyor.
İkindi sonrası piknik yeri olarak kullanılan Akyokuş'a çıktık. Konya'nın düz alanında insan eliyle yapılmış Alaaddin tepesinden sonra en yüksek yeri. Arabası olanlar evlerinde durmamış, Akyokuşa doluşmuş. Akşamın serinliğinde şehrin ışıklarına bakarak yemeklerini yiyerek sohbetler ediyorlar. Biz de bu ortamdan istifade ettik, karnımızla birlikte gözlerimizi de Konya'nın ışık altındaki güzellikleriyle doyurduk.
Japon parkında kendimi Japonya'da hissettim. Renkli balıkların berrak suda oynaşmasını izledim. Geniş bir alana inşa edilmiş bu parkta Japon kültürü yansıtılmış. Parkta değişik mimaride restaurantlar, kafeler bulunuyor. Buralarda Japon ve Türk yemekleri yeniliyor.
Konya her nereye bakarsanız bakın geçmişi görebileceğiniz bir yerleşim birimi. Tarihten uzaklaşmanız bir an için dahi imkansız. Birçok medeniyet, Selçuklular, Karamanoğulları, Osmanlı Devleti bu ilde uzun yıllar yaşamışlar ve birbirinden değerli eserler inşa ettirmişler. Birçok el emeği göz nuru eseri bizlere emanet ederek dünyamızdan göçmüşler.
Emanetler Konya'da değer verilerek korunuyor, bunu görmek insanın içini rahatlatıyor. "Gez dünyayı, gör Konya'yı" sözü tarihiyle, coğrafyasıyla anlam buluyor. Manevi havası, dünya sıkıntısını üzerinizden alıyor. Ben öyle hissettim. Beynim, bedenim dinlenmiş olarak şehrime döndüm.
Konya sevdiğim bir şehir, gel denince koşarak gidilecek, her seferde görülecek, bıkılmayacak şehir. Lakin Konya'da misafirim sonuçta, yerimi fazla benimsemeden dönüşe geçiyorum.
Kısa süre sonra tekrar gitmeyi diliyorum. Konya'da beni çok kaliteli ağırlayan, manevi havadan nasiplenmeme vesile olan kıymetlim oğluma teşekkürler ediyorum. Kendisini çok sevdiğimi buradan da belirterek, selamlarımı gönderiyorum.
Ayfer AYTAÇ - ayferaytac.com