Kopenhag, Humlebaek, Helsingor, Helsingborg, Malmö -1- / Dünya Şehirleri / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '13

 
Kategori
Dünya Şehirleri
 

Kopenhag, Humlebaek, Helsingor, Helsingborg, Malmö -1-

Kopenhag, Humlebaek, Helsingor, Helsingborg, Malmö -1-
 

Kronborg Şatosu, Helsingor, Danimarka


Danimarka’nın başkenti Kopenhag epeydir görmek istediğimiz bir şehirdi. 2012 yılının Ekim ayında Kurban Bayramı tatilini fırsat bilerek, bu şehri ve oralara kadar gitmişken hatırları kalmasın diyerek, yine Danimarka’da bulunan Humlebaek ve Helsingor ile İsveç’in Helsingborg ve Malmö şehirlerini eşim Füsun ile birlikte gezdik.

Kopenhag Kastrup Havalimanı’na inişimizin ardından bindiğimiz metro treninden, Kopenhag şehir merkezinde konaklayacağımız Hotel Maritime’ye en yakın metro durağı olan Kongens Nytorv durağında indik. Metro yolculuğumuz sırasında tren vagonlarının son derece konforlu oluşu ve sık sık “Lütfen yüksek sesle konuşmayınız,” şeklinde anons yapılması dikkatimi çekti. Kongens Nytorv durağından birkaç dakikalık yürüyüşün ardından vardığımız otelimizin güleryüzlü, tonton bayan resepsiyonisti bize bir şehir haritası ve şehir içi ulaşımla ilgili gerekli bilgileri verdikten sonra, odamızın hazır olduğunu söyleyerek oda kartımızı bize teslim etti. Şehrin en hareketli bölgelerinden olan Nyhavn’a bir taş atımı uzaklıkta bulunan otelimizde konaklayacağımız odayı görünce hayal kırıklığına uğramadık diyemem. Şimdiye kadar gördüğüm en küçük çift kişilik odaydı; ben diyeyim 9 metrekare, siz deyin 10 metrekare. Yanlış düşünmüyorsam kış aylarında kış aylarının çok soğuk geçtiği bu ülkede büyük mekanları ısıtmak bayağı maliyetli olacağından olsa gerek odaları bu denli küçük tutmuşlar.

Odamıza yerleştikten ve biraz soluklandıktan sonra Kopenhag sokaklarına aktık. Şehrin en civcivli caddesi olan Stroget’in bulunduğu bölgeye yürüyerek gittik.  Yürüyüşümüz sırasında Borsen binasını fotoğrafladık. Bu bina 1974 yılına kadar Kopenhag Menkul Kıymetler Borsası’na ev sahipliği yapmış bir binadır. 1619-1640 yılları arasında inşa edilen bu binanın en önemli özelliği, binanın çatısında bulunan ve yüksekliği 56 metreye ulaşan Dragon Kulesi’dir. Dört dragonun birbirini sarmalayan kuyrukları şeklindeki bu kulenin binayı yangından ve düşmanlardan koruduğuna inanılır. Artık Stroget Caddesi’ndeyiz. Bu cadde Kopenhag’ın tamamıyla yayalara ait en önemli caddesi. Illums Bolighus ve Royal  Copenhagen gibi ünlü markalara ev sahipliği yapan Stroget’in üzerinde çok sayıda hediyelik eşya dükkanı, kafe ve fast food restoranı bulunmaktadır. Amagertorv’da bulunan Stork Fountain (Leylekli Çeşme) ve Kobmagergade yakınlarındaki Rundetaarn Rasathanesini fotoğrafladık. Anladığım kadarıyla Stork Fountain, Danimarkalıların arkadaşları ve sevgilileriyle buluşma noktası işlevini görüyor; zira çeşmenin etrafında birilerini bekler gibi duran çok sayıda insan gördük. Plansız bir şekilde hareket ettik; kalabalık ne yöne akıyorsa biz de o yöne yürüdük, o gün için biz de birer Kopenhaglı olduk.

Şehir merkezindeki gezintimiz sırasında çok sayıda insanın Illums Bolighus mağazasına girip çıktığını gördük. Biz de bu mağazayı kısa bir süre gezdik; oldukça büyük bir perakende mağazası. Kopenhag’da “umumi tuvalet” göremedik; tuvalet ihtiyacı için büyük perakende mağazaları veya alışveriş merkezlerinde bulunan tuvaletleri kullanmak akıllıca olur. Bu mağazadan çıktıktan sonra Amagertorv 24 adresinde bulunan Sostrene Grene adında şirin bir mağaza gördük ve bu mağazanın içini gezmeye karar verdik. Sostrene Grene’nin farklı bir konsepti olan bir mağaza olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Mağazanın raflarında fiyatları gayet makul olan envai çeşit günlük kullanım eşyası, gıda ürünleri, süs eşyaları, kırtasiye ürünleri, v.b. vardı. Sostrene Grene’nin raflarında Paşabahçe’mizin su bardaklarının satıldığını görmek hoş bir sürpriz oldu.  Kopenhag’da dikkatimizi çeken diğer mağazalar arasında Arnold Busck kitabevini ve bir kırtasiye dükkanı olan Stelling’i sayabilirim.

Söz mağazalardan ve alışverişten açılmışken, Kopenhag’da alışveriş meraklılarına önerebileceğim yerlerin başında Magasin du Nord mağazalar zinciri geliyor. Magasin du Nord’un Kongens Nytorv meydanında bulunan mağazasında (Bu mağaza zincirin en önemli halkasıdır.) herkese ve her bütçeye uygun bir şeyler bulmak mümkün. Ben bu mağazadan kendime bir adet Fjallraven Kanken marka sırt çantası satın aldım. Türkiye’ye gelen birçok Danimarkalı turistin kullandığını bizzat gördüğüm bu sırt çantalarının neden bu denli popüler olduğunu sorduğum tezgahtar kızcağız, bu sırt çantalarının çok sağlam ve dayanıklı olmasından dolayı tercih edildiğini ve hatta halihazırda birçok Danimarkalı gencin anne ve babalarının gençliklerinde kullandıkları sırt çantalarını kullandıklarını söyledi. İstanbul’a döndükten sonra da Sultanahmet’ten Çukurcuma’nın ara sokaklarına kadar birçok yerde Fjallraven Kanken sırt çantası kullanan turist gördüm; anlaşılan bu çantalar onların “İskandinav” kimliklerini yansıtmak için kullandıkları birer cisme de dönüşmüş. Meraklıları için bu çantaların klasik modellerinin fiyatı 499 DKK.

Kopenhag’da ne yenir diye merak edenler kuşkusuz olacaktır, ancak ne yazık ki biz otelde aldığımız kahvaltı ve bilindik uluslararası fast food zincirlerinde yediğimiz hamburger menüleri dışında herhangi bir şey yemedik. Fakat Rundetaarn yakınlarında Ankara Restaurant isimli bir Türk restoranı gördük. Oldukça şık bir mekana benziyordu. Bu restorana girmediğimiz için hakkında başka bir şey yazamayacağım. İlgilenenler için bu restoranın internet sitesi: www.restaurant-ankara.dk.

Hediyelik eşya ve modern tasarımlı günlük kullanım eşyalarına ilgi duyanlar için önerebileceğim bir mağaza da Nomess Copenhagen’dir. Uzakdoğu kökenli bir çekik gözlü kızcağız koca mağazayı tek başına çekip çeviriyor. Magasin du Nord’un içinde de bir şubesi var.

Kopenhag’daki ilk günümüzü şehrin gözde semti Nyhavn’da tamamladık. Nyhavn uzunca bir kanalın her iki yakasında yan yana sıralanmış rengarenk binaların bulunduğu çok sevimli bir bölge. Kopenhag sakinleri ve yabancı turistlerin başlıca uğrak yerlerinden olan Nyhavn’da çok sayıda restoran ve pub bulunuyor. Fiyatlar el yakan cinsten.  Biz de “Bi daha mı gelecez Kopenhag’a!” diyerek, gözümüze kestirdiğimiz Fisken Pub isimli otantik bir mekana giderek canlı müzik eşliğinde güzel bir zaman geçirdik.

Kopenhag’daki ikinci günümüzde otelde yaptığımız kahvaltıdan sonra rıhtım boyunca yürüyerek, Langelinie’de bulunan Carlsberg bira şirketinin kurucusunun oğlu olan Carl Jakobsen’in Kopenhag şehrine armağanı olan The Little Mermaid (Küçük Denizkızı) heykelini görmeye gittik. Küçük Denizkızı ünlü Danimarkalı şair ve yazar Hans Christian Andersen’in tanınmış bir masalıdır aslında. Genç bir denizkızı, bir ademoğlu olan prens aşkına varabilmek için denizlerdeki yaşamı ve denizkızı kimliğinden vazgeçmeyi kabullenmiştir. Bildiğiniz hikaye işte… Heykeltıraş Edward Eriksen tarafından yapılan Küçük Denizkızı heykeli 1913’ten bu yana Kopenhag sahilinde bir kayanın üzerinde oturmakta, “benim de Kopenhag’da bir fotoğrafım olsun” diyen turistlere güzel bir arka plan resmi vermektedir. Küçük Denizkızı heykelini gördüğümde başrollerini Daryl Hannah ve Tom Hanks’in paylaştığı Splash filmi aklıma geldi. 1984 yapımı bu romantik komedide Hans Christian Andersen’in klasik hikayesinden esinlenilmiştir. Kopenhag’ın başlıca simgeleri arasında yer alan Küçük Denizkızı günümüze kadar müteaddit defalar saldırıya uğramış, kimi zaman kolu kırılmış, kimi zaman kafası koparılmış ve kimi zaman boyalı saldırıya maruz kalmış olsa da, her defasında yeniden eski haline getirilmiştir. 2010’da Çin’in Şangay şehrinde düzenlenen World Expo’da (Dünya Fuarı) Danimarka pavyonunda sergilenen Küçük Denizkızı heykeli, Kopenhag’a yolu düşenlerin mutlaka görmeleri gereken bir eserdir.

Küçük Denizkızı heykelinden sonraki durağımız Danimarka Rokoko mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen Amalienborg Sarayı oldu. Bu saray Danimarka kraliçesinin daimi ikametgahıdır ve saraydaki bayrak göndere çekili ise kraliçe o anda sarayda bulunuyor demektir. Amalienborg Sarayı’nın önünde bulunan meydanda her öğlen saat 12’de kraliyet muhafızlarının nöbet değişim törenleri gerçekleştiriliyor. Bu güzel töreni fotoğraflamak isteyen yüzlerce turistin arasında yerimizi aldık ve muhafızların nöbet değişimlerini zevkle izledik.

Kopenhag gezimizin son durağı şehir merkezinde bulunan Nationalmuseet  (Ulusal Müze) oldu. Müzeyi gezmek için herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Danimarka tarihi ve uygarlığını ilgilendiren eserlerin yanı sıra dünyanın farklı coğrafyalarından getirilmiş birçok eserin sergilendiği bu müzeyi görmek için zaman ayırmanızı tavsiye ederim. Müzede gerçek bir denizkızı iskeleti de sergileniyor.

Yaptığımız yolculuk planına göre Kopenhag’ın ardından ziyaret edeceğimiz şehir İsveç’in Öresund Boğazı kıyısındaki önemli şehirlerinden Helsingborg idi. Bu bölgeyi ziyaret etmek isteyen kişiler için burada nasıl yolculuk yapacakları konusunda bir paragraf açmakta yarar var. Danimarka’nın Kopenhag, Humlebaek ve Helsingor ve İsveç’in Helsingborg, Lund ve Malmö şehirleri coğrafi olarak Öresund Boğazı olarak adlandırılan ve Danimarka ile İsveç’i birbirinden ayıran boğazın her iki yakasında konumlanmış şehirlerdir. Bu şehirlerden Helsingor ve Helsingborg arasındaki ulaşım deniz yoluyla, Scandilines tarafından işletilen gemilerle yapılmaktadır. Helsingor’daki iskele, Helsingor tren istasyonuna kapalı bir üst geçitle bağlanmış ve gemiden inen yolcular, bu üst geçit vasıtasıyla doğrudan Helsingor tren istasyonuna geçebiliyorlar. Bu istasyondan bineceğiniz Öresund rundt treni Humlebaek üzerinden sırasıyla Kopenhag, Kastrup Havalimanı, (Öresund Köprüsü üzerinden) Malmö ve Lund istasyonlarına uğrayarak, boğazın karşı yakasında bulunan İsveç’in Helsingborg şehrine ulaşıyor. Bir başka deyişle, Helsingor’dan yolculuğa başlayan bir kişi, bir tren + gemi veya gemi + tren yolculuğu yaparak, yolculuğa başladığı noktaya dönebiliyor. Bu yolculuğu, yolculuk güzergahı üzerindeki herhangi bir istasyondan başlayarak her iki yönde yapabiliyorsunuz. İsveçliler ve Danimarkalılar bu yolculuğu Öresund rundt şeklinde adlandırıyorlar; bizde olsa biz “Dön baba, dönelim” diye adlandırırdık herhalde. Bu bölgeyi gezmek isteyenler için tavsiyem Öresund rundt güzergahında 2 gün süreyle geçerli Öresund rundt bileti satın almaları ve keyifli ve konforlu bir yolculuğun tadını çıkarmaları. Bu bileti Kopenhag’da Tourist Information bürosundan satın alabilirsiniz. Dikkat edilmesi gereken bir husus şu ki, Öresund rundt biletiyle yolculuğunuza başladığınız noktaya tekrar ulaşana kadar tek yönde yolculuk yapma hakkına sahipsiniz.

Sırası gelmişken biraz da Helsingor ve Helsingborg arasındaki gemi yolculuğundan bahsetmek isterim: Bu yolculuk Scandilines tarafından işletilen büyük arabalı gemilerle yapılıyor.  Bu gemilerin içinde son derece konforlu yolcu salonları, restoranlar, barlar ve hatta gümrüksüz satış mağazaları bulunuyor.  İsveç’ten kalkan gemi Danimarka karasularına girdiğinde İsveçliler gümrüksüz satış mağazasından vergi ödemeden alışveriş yapabiliyorlar.  İster Helsingor ister Helsingborg’dan binebileceğiniz bu gemiden ayrılmadıkça dilediğiniz süre yolculuk yapabiliyorsunuz. Bazı kişiler sabahtan akşama kadar bu gemilerdeki restoranlarda oturup hem yemek yiyip, içkilerini yudumluyorlar hem de dostlarıyla sohbet ediyorlar. Danimarka’dan İsveç yönüne giderseniz, gemiden inerken çoğu İsveçlinin, sanki ganimet bulmuşçasına, taşıyabildikleri (ve hatta taşıyabildiklerinden fazla) kadar alkollü içkiyle İsveç topraklarına ayak bastıklarını görüyorsunuz. Nedeni ise Danimarka’da alkollü içki fiyatlarının İsveç’e göre görece daha ucuz olmasıymış. Bu durum çok tuhafımıza gitti; Amerikan kovboy filmlerinde “altına hücum” yapıldığı gibi, Danimarka’nın alkollü içkisine hücum…

 
Toplam blog
: 42
: 1065
Kayıt tarihi
: 13.11.12
 
 

1995 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi Bölümü'nde..