Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
937
 

Körler sağırlar birbirini ağırlar

Körler sağırlar birbirini ağırlar
 

Şu ara kız, erkek yirmi beş yaştan otuz beş yaşa kadar her çeşit arkadaşımdan bir yakınma sesi geliyor. Ya ben neden yalnızım? Eğitimim tamam, işim tamam, fena değilim ama neyim eksik nerede bu adamlar veya kızlar? Yahu koskoca İstanbul’da nasıl yalnızız gibi abuk sorular. Cevabını bilene “aşk”olsun.

Bu soruyu ben de kendime sormuyor değilim, elbet soruyorum fakat bir yandan cevabı da biliyorum. Bir kere o koskoca İstanbul içinde kendin ile eşit şartlarda büyümüş kaç kişi var? Senin şartlarında okumuş, aile tipi birbirine benzeyen, zevklerini paylaştığın, kariyer sahibi, hemen hemen aynı derecede para kazandığın kişi sayısı yalan bir matematikle en fazla beş yüz bin. Anadolu’dan göç eden kısım bu nüfusa dahil bile değil ama İstanbul il sınırları onların sayesinde büyüdüğü için tabi bir hesap aldatması yaşatıyor.

Kaba bir hesapla kendi benzerin nüfus içerisindeki insanların bir kısmı evli, bir kısmı da sevgili. Bu durumda kaldı mı sana iki yüz elli bin.

E sen seksenlerin çocuğusun, bu diğer düzgün çocuklar gibi iki dakika akıllı olup da kendine doğru bir yol çizmedin ki. Ben özgür yaşayacağım afra tafrası yüzünden genel olarak yaklaşık yirmi beş yaşına kadar ben neyim, kimim, ne olsam acaba artist mi, işletmeci mi derken zaman aktı gitti. Aşklarını doya doya yaşadın, hedef belirlediğin her çiçekten bal aldın, çok zarar görüp yıpransan da dibe vurana kadar yaşayıp tükettin. Sonuç olarak da ilişki defterin kabarık. Sosyal kimliğin ön planda ve çok arkadaşın var. Çok arkadaşın olması nedeni ile fizikken tanımadığın bir sürü ortak arkadaşın daha var.

Büyüdükçe, olgunlaştıkça da kimseyi beğenmez oldun. Bu arada iki yüz elli bin arasında kime göz diksen ya da kime çarpsan bir şekilde tanıdık çıkmaya başladı. Sohbet ederken konu ortak tanıdıklara geldiğinde direkt ilişki şeceren ortaya dökülecek kadar bilinir oldun. Çünkü o koskoca İstanbul dediğin yerde paylaşılan mekanlar “in” ve “out” durumlarından mütevellit bir ortak alan. Aslında herkes aynı mekanlarda iç içe yaşıyor.

Sen süper yeni bir adamla tanıştım diye sevinirken o süper adam, senin hakkında çoktan bilgili ya da iki sorsa öğrenecek. Adam seni tanımasa sen zaten onu geçen seneden feşmekanın sevgilisi olarak biliyorsun. Böyle bir durumda kime güvenir, kime inanırsın? Nasıl sıfır kilometre düzgün bir adam ve de ilişki ararsın? “Koskocaaa İstanbul” artık ünsüz ünlüler mekânı demek ki artık bu şekilde yaşayacaksın.

Yarın bugün patronun kardeşi ile yatmış olma, en yakın kız arkadaşının eşi ile eski sevgili olma, eski erkek arkadaşının yeni eşi ile dost olma, yeni tanıştığın adamın, eski birlikte olduğun adamla kanka olma durumu var. Olay artık kısacası Arap saçı. Organizasyon şeması haline getirilecek durum bile yok, oku nerden çıkarıp kime saplayacağın belli değil. İstanbul’da gizem sahibi olmak artık mümkün değil. Boşuna ilk tanışmalarda kasmaya gerek yok, herkes birbirine zaten aşina, iplikler çoktan pazarda.

Asıl sen şükret; elindeki zanaatınla bir de kariyerin sayesinde ünlü değilsin. Ya bir de her gün gazetede çarşaf çarşaf resmin çıksa ne olacak? Yüzün eskiyecek, seni istemediğin kadar herkes bilecek, konuşacak ve tüketilip gideceksin.

Hadi diyelim çevre değiştireyim diye göz diktiğin bir üst tabaka var ki; onlar zaten senden daha vahim durumda. Bırak iki yüz bini, iki yüz kişi kendi aralarında davet vere vere dönüp duruyorlar.

İster kendini dağa taşa at, ister farklı bir bara müdavim ol, ister yemek kursuna git, ister spora, geldiğin ve geleceğin nokta üzgünüm ki aynı. Bu istediğini bulamayan arkadaşlar zaten rutinden çıktı. Çoktan kendilerini başka bir sosyal ortama attılar ve şimdi de buralarda tanış olup çift dikiş bir akrabalık ortamı yaratmaktalar.

Artık bu tip hikâyelere açık olmak lazım. Bu kısır döngü içinde sen Ali’nin eski sevgilisiymişsin, benim karım senin eski kız arkadaşınmış gibi İstanbul’a göre basit ve sıradan hikâyelere töre cinayeti işleyecek gözle bakmamak lazım. Kıskanç olmamak lazım. Birini bulup mutlu olmak istiyorsan geçmişe değil geleceğe bakmak lazım.

Kimin eli kimin cebinde tombalası sana vursun istemiyorsan ya yakınmayı keseceksin ya da evinden dışarı çıkmayacaksın.

En kızdığım nokta o ki; sonucu kendimiz yarattık şimdi de yakınıyoruz. Özgür olacağız diye en vurdum duymaz yanımızla yaşadık otuzlara kadar. Hayat vurdu o duymayan taraflarımıza bir anda duyar ve de kendimize gerçek eşler arar olduk. Hangi düzgün, prensipli kalır ki bu son trene? Bak onlar şimdi bebek seviyor evlerinde.

Şunun şurasında kaç kişiyiz diye hatırlatmak isterim bir kez daha. Durumumuz zaten körler sağırlar birbirini ağırlar. Bari ağırlarken birbirimizi kırmayalım. Hoş beş edelim eğlenelim de ekspres treni kaçırmayalım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sn seyran hanım dikatine..bu güzel yazıya kimse tebrik bile yazma cesaretinde bulunamamışlar..bu gün bana kısmetmiş tebrikler..mutlu olmak istiyorsan geçmişe değil geleceğe bakacaksın..çok güzel tespit..fakat her kadın daima geçmişte yaşar..bu gerçektir. Bana göre ise mutlu olmak için önce kendine sonra karşındakine güvenmek zorundasınız..saygılarımla..toprak

Aydın ADAM 
 05.08.2011 9:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 118
Toplam yorum
: 727
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1602
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Bir fikirden bir başka fikre, gerçeği bulana kadar bir halden başka bir hale geçip duruyorum. İncede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster