​ Kötülerin dünyasına girmek / İş Yaşamı - Kariyer / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mart '07

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
 

Kötülerin dünyasına girmek

Takım oyunu… Röportaj yaptığım, sohbet ettiğim, fikir sorduğum herkesin ağzında bu söz. Herkes takım oyunun kendisi için ne kadar önemli olduğunu anlatıp duruyor. Peki, iş dünyasında takım oyunu ne kadar oynanıyor? Ya da birbirinden hoşlanmayan insanların oynadığı takım oyunu kuruma ne kadar fayda sağlıyor?

Herkesin bir bahanesi var birbirinden hoşlanmamak için. Ayşe Ali’nin ukalalığından dertli, Ali Ayşe’nin kendini beğenmişliğinden… Mehmet Zeynep’in toplantılarda öne çıkmaya çalışmasına tahammül edemiyor, Zeynep Mehmet’in pasif bir karakter olduğunu ve ekibi yavaşlattığını düşünüyor. Toplantılar “bitse de gitsek” havasında geçiyor. Herkes bilindik, önceden hazırlanmış, yaratıcılıktan uzak fikirlerini ardı ardına sıralamak, böylece “sırasını savmak” istiyor. Aslında hepsi işlerini çok seviyorlar ama… Bir de şu sevmedikleri insanlar olmasa etraflarında.

Peki Ayşe yerine Selin gelse, Mehmet yerine Yılmaz. Bir şey fark edecek mi? Daha mı çok sevecekler yeni gelenleri? Herkes tam da birbirinin istediği gibi olabilir mi? Olmak zorunda mı?

Bunlar çok basit sorular, değil mi? Hepsine vermemiz gereken cevabı biliyoruz. Peki, içimizdeki sesin verdiği gerçek cevapları dinleyebiliyor muyuz?

Aslında hepimiz etrafımızdaki insanların tam da istediğimiz gibi olmasını arzuluyoruz; etrafımızdakiler de bizim, onların istediği gibi olmamızı... Değiştirmeden anlaşmanın mümkün olduğuna inanmıyoruz çünkü. Çok sesliliğin, çok renkliliğin getireceği farklı bakış açılarının bize ve çalıştığımız kuruma sağlayacağı faydaların farkında değiliz. Siyah-beyaz Türk filmlerindeki gibi salt iyi ve salt kötülerin dünyasında yaşadığımızı sanıyoruz hâlâ. Kendimizden olmayanı kötü bilip, kötülerin dünyasına girmemek için ondan uzak duruyoruz.

Ama hayatın gittiği yerde bu düşüncelere yer yok. Çokuluslu sermayelerin dünyasında sizin kimi sevip kimi sevmediğinizi hiç önemli değil. Önemli olan onunla ne kadar uyumlu çalışıp ne kadar çok ürettiğiniz. Batılı düşüncenin rasyonalizmi sizi tüm duygusallıklardan soyutlanmaya davet ediyor. Çünkü duygu odaklı değil, üretim odaklı insan istiyorlar.

Eğer yarının iş dünyasında varlığımızı sürdürmek istiyorsak, etrafımızdaki insanlara farklı bir gözle bakıp, birbirimizin eksik yönlerini nasıl tamamlayabileceğinizi düşünmeliyiz. Takım olmanın gereklerini fark etmek; farklı pozisyonlarda görev alan, her biri diğerinden çok farklı insanların birbirlerini zafere taşıyabileceğini unutmamak gerekiyor.

 
Toplam blog
: 18
: 958
Kayıt tarihi
: 02.03.07
 
 

Hayatta herkesin güçlü bir duyguyla doğduğuna inanırım. Benimki merak. Küçüklüğümden bu yana dünyada..