- Kategori
- Siyaset
Köykent dedikleri
Bir vesile ile KÖYKENT'e yolum düştü. Aman Allahı'm, ne haberler duymuştum medyada bu Köykent konusunda. Kara Oğlan'ın adı dağlara taşlara yazılmıştı. Köşe yazarları neredeyse Türkiye Cumhuriyeti'nin yeniden kurulmakta olduğu hissini yaymaya çalışıyorlardı. Ecevit sayın Oktay Ekşi ve diğer önemli kişilerle birlikte bölgeye iniyor, davullar zurnalar yeni bir çağın! başladığının haberini veriyordu.
Niyet harika. Dağlık 9 köyü bir merkez köye (Çavdar) bağlamak. Minik bir kent yaratmak. Hizmeti ayağa götürmek, uzak kentlere olan gereksinimi ortadan kaldırmak, isdihdam yaratmak ve göçü önlemek..
Gittim, gezdim, gördüm...
Asla bir merkez kent oluşmamış.
Asla sağlık hizmeti verilememiş. Sağlık kurumunun bahçesinde inekler otluyor. Ebe yok hemşire yok, doktor yok..
Kanalizasyon çıkışları derelere gidiyor..Keşke eskisi gibi olsa..çünkü derelerle çevreye bakteri yayılıyor.
Yollar hiç de iyi durumda değil.
Gelir düzeyi çok çok düşük..
Tarlanın adı var kendisi yok..
Tabiat adeta intikam almış.
Hele bir köy var. Adı Yuvalı ya da eski adıyla Karamelek.
Şimdi 25 kişi kalıyor. Kışın sadece muhtar ailesi. Devlet buraya altı ay uğramıyor. Kış şartları ağır. Yollar kapalı.
Öyle bir göç var ki, halkın %96'sı İstanbul'a göç etmiş, %2'si ise Ankara'ya. Kışın her mahalle veya köyde 2 veya üç aile kalıyor.
Orman, köylerle birleşmek üzere.
Domuzlar gündüz bile görülebiliyor.
Orada meyve sebze olma ihtimali zayıf. Baharda çiçek döneminde don olayı var (halk buna "kıro" diyor). Ağaçların yeni sürgünleri kuruyor.
Tek çare ot biçmek ve inekleri doyurmak.
Bir fabrika kurmuşlar. Köykent Entegre Tesisleri vs..diye. Ne fabrika ama!
Hızar ve diğer makinelerin üzerine çatı uçmuş. Duvarlar yıkılmış. Makineler çürüyor. Lojmanı ot basmış.
Vay halkım vay! Sen demek bu tür işler için vergi veriyormuşsun. Tabi ki hep beraber.
Neyse güzel olan şey, yaylacıların vatan ve yurt tutkusu.
Onlar inadına buralara geliyorlar. Buralara artı değer katıyorlar. Lokalleriyle, köy odalarıyla, cami toplantılarıyla sosyal hayatı canlandırıyorlar.
Mesudiye yakınlarında bir köy. Çok güzel lokal yapmışlar. Batı stilinde mimarisi. Bayan erkek, anne kız vs..işletiyor. Başı açık, başı kapalı, içki içeni, namaz kılanı vs..hepsi burada toplanıyor ve güzel bir harmoni oluşturuyorlar.
Ancak sonbaharda in cin yok. Hepsi İstanbul'a dönüyor.
İnsanlar asla isyan etmiyorlar. Vatanseverlik onlar için bir tutku. Öyle köyler var ki başka bölgelerden birilerini oraya koysanız hemen terörist olur.
Şu anda Türkiye yanıyor, onlar soba yakıyor.
Bu insanlar öyle misafirperver ki, azıcık aşını bir başkası ile paylaşıyor.
Tahmin edemeyeceğiniz kadar kültürlü.
Bazen "iyi ki proje iflas etmiş" diyorum. Ya insanlar birilerine güvenerek İstanbul'a göç etmeselerdi halleri nice olurdu?
Şimdi İstanbul'da artıı değer yaratıyorlar. İstensin veya istenmesin.
Mesudiye ilçesi ise sanki dozerlerle yığılan binaların oluşturduğu bir bölge. Yol, otel, meydan, kanalizasyon vs.. İlçe demesek daha iyi olur.
Devlet, yatırımı yapmış da yamış. Kocaman binalar, yurtlar..Çok programlı lise..Toplam 70 öğrenci..Bu masrafa ne gerek var. Ver özele bu masrafın % birisi ile çocukları özelde okutabilirsin.
Kısaca müteahhitler bir dönem iyi paralar kazanmışlar.
Aslında bu dağ köylerini kurtarmanın tek yolu var. O da yabancı turistleri her yıl bir ay orada tutmak. Turizmi Deniz+yayla formatına sokmak. Elbette bu iş proje ve altyapı ile olur. Yoksa köykent faciası yaşarsınız.
KÖYKENT..
Ne muhteşem kelime ama!
Tam bir fiyasko.
Vay Ecevit'im vay..Ne niyetlerin vardı, kim bilir, ne hedeflerin..
Türkiye böyle işte..
Biri başlar öteki haşlar.. Zinciri eklemek niye.. kırıver yeni zincir al..
Bir de şunu anladım ki, medyada yazılan ve pompalananların çoğu bazen hava civa.
Kısaca KÖYKENT=Fiyasko. Bu tür proje üretmeye çalışanlara duyurulur.
Burada görebildiğim tek çare