- Kategori
- Kültürler
Köylerde de kayboldu el zanaatı/mesleği.

gazetegercek.com
Türkiye’nin her noktasına dağılmış giyim mağazalarını dolaşıyorum; 7.90/9.90 vb. fiyatlardan başlıyor.
- Aman ne güzel eskisinin söküğünü dikene kadar yenisi 7, 90 paramı?
- He ya hakkaten, ne uğraşacaksın hem de yeni almış oluyorsun.
Yine eski Türkiye düştü aklıma… Söküğünü kendi diken, yamasını kendi yapan, ayakkabısını kendi tamir eden…
Tamir etmeden geçtik… İmal eden bir nesil vardı bizden önce.
Bütün gece düşündüm, bu yüzden uykusuzum. Köyümüzde ne çok üreten, ne çok kendi kendine, komşusuna yetenler varmış. Hem rahmetle andım, hem de hayıflandım gidenlerin ardından. Sağ olanlarda var ve seviniyorum, karşılarında utanıyorum da kendi söküğümü dikemedikçe.
Bir otuz yıl öncesinin memleketinde her şey otomatik, seri değildi elbet. Hatta yokluk vardı ve bu yokluğun içinde bir litre gazyağı için kuyrukta ölenler oluyordu/muş.
Kendi ihtiyaçlarını kendi gideren, şehri henüz bu kadar keşfetmeyen bir nesil vardı ve kayboldu.
Kendi kazma, kürek, süpürge, sele, sepet, etek, elbise, çorap vb. şeyleri kendimiz üretir. Köyde herkesin bir el zanaatı olur, komşu, komşusunun külünü alırdı.
Benim bu gece çokca düşündüğüm ve hatırladığım bazı şeyleri buraya yazmak; yazarken de hiç olmazsa ileride hatırlansın isterim. Bir ibretlik yazı derim.
Çoko Nuri Amca dişçiydi, köyde kimin dişi ağrırsa ona gider, aldırır evlerine dönerlerdi. Köylü henüz dişçiyi, morfini keşfetmemişken. Kendisi aynı zamanda kore gazisi olup, hayatta. Geçenlerde şehir dışından gelirken pişmaniye getirmiştim. Annem ona ikram etmiş; çok beğenmiş ve “ben bundan hiç yemedim di, bana bundan yine getir”demiş.
Hallo Halil amca vardı. Ben küçükken vefat etti. Ama küçüklüğümde bildiğim, köyün süpürgesini o yapardı. Zalıt (Süpürge yapılan bitki) toplar, onları kurutur, tarar, keser ve eline iğneyi, kırmızı kalın ipini alır ve başlardı süpürgeyi yapmaya. Ona dair hatırladığım bir şey varsa. Bir sonbahar günü yağmurlu günde onu izlediğimdir. Allah rahmet etsin.
Kulo İsin( Hüseyin) amca, sele, sepet, hey (şelek) imal ederdi. Fındık ışgınları (o yıl biten ve bir metreden daha büyük fındık ışgınları) bahçeden toplar, onu elinde çakısıyla boylamasına üçe dörde böler ve kurutmadan seleye sepete başlardı. Köylü fındık ışgınlarından yapılan bu seleyi sepeti, şeleği işinde görürdü.
Karalo Tahsin amca, tüccarlık yapar, milletin ineğini, danasını koyununu alır satardı.
Fethi amca her Cuma köyden bir dana/inek/ tosun alır, keser, satardı. Köylü etini buradan alırdı.
Annem; Köyün terzisiydi. Teyzelerin babaannelerin, genç gelinlerin, kızların iç etekliğini, göyneğini, elbisesini, iç çamaşırını dikerdi. Ona dair anım çoktur elbet. Ama, ille de karlı günlerde buğulanmış camın önüne zenit marka ayaklı makineyi kurup, tıkırda tıkır öte beri dikmesi hep hayalimde. Hatta annem diye demiyorum; köyün iğne yapan tek kadınıydı ebe gelene kadar. Demir kabı içerisinde cam şırıngayı kullanır, her kullanışta 5-10 dakika kaynatırdık.
Ebem de köyden bir teyzeydi. Kimin doğumu varsa ona haber verilirdi. Benim ebem öldü. Allah rahmet etsin.
Köyümüzün değil de, komşu köyde Doktorumuz da vardı. Doktor Mehmet. Meeemet derler. İspirtocuydu, sürekli içen, az konuşan kendi halinde ama mesleğinde mükemmel biriydi. Şimdi düşünüyorum da acaba bunu bu hale getiren sebepler nelerdi? Ne yazık ki öleli çok oldu. Hakkında kitaplar yazılacak, mezarı anıtlaştırılacak biriydi. Şehirdeki doktordan çare bulamayıp, onda deva gören çoktur. Sadece ayık durumunda yakalamak lazımdı. Eğer sızmışsa hasta beklerdi. Hemen hemen Karaağaç köyü ve çevresinden ona gelmeyen, yaşlı- genç- çoluk- çocuk yoktur. Allah mekanını cennetmekan eylesin.
Herkes kendi söküğünü kendi diker, giysisini kendi yamar, iskarpinini kendi onarır ve giyerdi. Aman düğmesi kopmuş diye bir kenara atılan hiç birşey görmedim. Yamalı çok gördüm ama çok pis olanı görmedim.
Hala hayatta olan ve şehirde efsane olan Kırıkçı Kemal amcamız. Koyun çobanı iken, annesi tarafından hayvanların kırık çıkıklarını onarmayı öğrenen, iyileştiren ve zamanla bunu insanlar üzerinde uygulayan biri. Ve hatta hala da modern tıbba inat onun elinden iyileşen binlerce insan var. Kırık, çıkık, ağrı tedavisi ve milumum kas ve iskelet hastalıkları. Köylüler bir minübüs kiralar herkesin ne derdi varsa doluşup, topluca ona giderlerdi.
Kürtüno Rahmetli Ramiz amca, eşeğiyle az mı köylünün işine koştu. Bıçkısını, baltasını, kazmasını, küreğini sapladı.
Değirmenci Emriye teyze; köyün ve komşu köylerin bütün mısırını, su değirmeninde öğütürdü. Yıllarca tek başına değirmencilik yaptı. Allah mekanını cennet eylesin.
Abduraahman amcayı anmamız gerek. Almanya da yaşayıp köye dönen, gelmesiyle de köyde hızlı bir şekilde ağaçlandırma başlatan, bütün cami avlusu okul avlusu ve diğer uygun gördüğü yerlere selvi, çam fidanı diken, köyü yeşerten- ve bu yüzden de adı deli Abduraman'a – çıkan biri.
Köylülüğün üretkenliğine bir de renkli simaları da oturtmak lazım ki. Resmimiz tam olsun.
Fikri Hoca; İmamlıktan emekli olmuş, herkese duasıyla yardım eden, cennetmekan komşumuzdu.
Deli asim; aklı gitmiş, köyün delisiydi. Hatırlarım; köyde ona kendi tabağında yemek vermeyen komşularımız vardı hatta, eve almayan. Ana derdi her kadına. Ana! Anasızdı. Babası evlenince, köyün ortasında kaldı. Ve bir kış gününün gecesinde ırmak kenarında dondu. Donduğunu gören köylümüz, onu acilen fırına soktu; ama geri dönmedi. Kimsenin malını çalmaz, odununu keser, taşınacağı taşır, karşılığında yemek yerdi. Birde sigara parası isterdi garibim.
Kendi serendisini, fındık çubuğuyla kendi yapıp, içine mısır koçanlarını koyan…
Bahçesinin kenarına kendi çitini yine fındık çubuğuyla kendi ören..
Ben yemeni zamanından kalma olmasam da anne babamlar ve onların nesli kendi yemenilerini inek ya da öküz derisinden kendileri yaparmış.
Derkenar 2:Hallo=Haliloğlulları, Kürtüno=Kürtünoğulları şeklinde olup, halkdilinde kısaltmalarda kullanılır. Bize de Veliefendo=Veliefendioğulları denir.
Derkenar; Kendi üreten ve kendi ürettiğini kullanan, artı katan köylülüğün yerinde yeller esiyor. Artık , Devletin kapısını aşındıran, marketten, pazardan parayla alıp, şuncağız da üç beş kuruş değer mi uğraşmaya diyen, tüketim köylülüğü kaldı geriye.
Bütünüyle üreten, kendi kendine yeten, helalinden yiyen, aza kanaat getiren, bileğinin hakkıyla kazanıp, akşam yorgun ama mutlu sofraya oturan, şükrederek yaşayan insanlar atlarına bindiler gittiler; gidecekler.
Ve, bizden sonra bu güzellikleri hatırlayan, vah’layan, güzel insanları anacak kimse kalmayacak.
Derkenar 1: Burada aklıma gelmeyen, unuttuğum elbet çok insan var. Vefat edenlere, Allahtan rahmet, kalanlara da çokca uzun ömürler diliyorum.