- Kategori
- Uzay
Kozmik senfoninin nağmeleri

Zor geçen üniversite yıllarının ardından lisansüstü çalışma yapmağa karar verdiğimde umutla başlamıştım bu işe.
Akademia adı verilen kutsal mekanın Platon'un ders verdiği zeytinlik misüllü geniş vahasındaki erik ağacından üzüm yiyebilme umudu ile çıkmıştım yola (Zeytin ağacında dut yemeğe de razıydım.)
Birilerinin telkiniyle kutsadığım bu mekanda içimdeki putları elindeki baltayla devirecek İbrahim ‘i arıyordum?
Aydınlanmanın diyalektiği penceresinden kendi silüeti içerisinde bilim üretmekle yükümlü akademisyenadlı tutilerin kozmik senfonideki çellonun tellerinden nağmeler sunan Einstein'in kuşlarıyla aynı dili konuştukları zehabına kapılarak!...
Bu papağanlardan kuantum felsefesini ya da entropik dönüşüm yasalarını bilimsel temelli gerçekler bazında öğrenmeye hevesli saf bir Anadolu çocuğu olarak üstelik!.. Kuantumdan determinizme atlayacak, oradan da tarihsel determinizmin nedenselliği arasında dolaşıp duracaktım.
Oysa nerde o evreni anlama çabasına düşmüş uzayın sonsuzluğundan kanunlara ulaşabilecek dalgıçlar?
Hayal üniversitesinin sevimli hayalet casperleri müzevvirlik yapmaktan düşünmeye ve araştırmaya fırsat mı bulabiliyor?
Peki ben zihnimi bir kurt gibi kemiren soruların cevabını nerede bulacaktım?
Einstein abimiz ışığın hızının bir tür kozmik hız limiti gibi olduğunu derk ettiğinde hiçbir şeyin bu hızı aşmayacağı gerçeği Newton amcamızın kanunuyla çelişmiyor muydu?
İzafiyet denilen kutsal teoriye Işığın hız limitini engelleyerek mi ulaşmışlardı?
Gerçeğin aranması bir felsefeye bağlı olduğundan hareketle bu felsefe, felsefenin de özünü oluşturandüşünmeye ve olguya karşı zihinsel açılımın önündeki engel neydi?
Batılı meslektaşları gibi “No observation No science” diyen uygulamada ampirizmden öcü gibi kaçan bu papağanlarla neyi gözleyeceksin de neyin tefekkürünü yapacaktın?
Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir bilim adamı gizemlerle dolu evreni anlamlandırma yolunda zihinsel açıklığı şart koşarken bizimkilerin şartı neydi?
Evrende cari sünnetullah kanunlarına karşı, gören mi var diye zırvalayan bu şahıslar, hem de profesör unvanı taşıyorsa bizim gibi çıraklara cinnetten başka çıkar yol mu kalıyordu?..
Batılı bilim adamları gözlemi nasıldan öte nedenlerle yapıyorlardı oysa.
Etrafımızdaki dünyayı gözleme yolunda karşılarına çıkan bu nedenler nedeniyledir ki sonuçta, dünyayı gerçek görmeye devam ettiklerini iddia ediyorlar ve evrensel bilimin kanatları altında sorularla yaşamağı sürdürüyorlardı...
Kendimizi başka birinin gözünden görmeye benzer bir çaba içinde sorgulayıcı ve içsel eleştiriyi öne alan sorular bunlar.
Bütün gerçeklikler eş zamanlı mı var oluyor?
Kimiz biz?
Nereden geliyoruz?
Ne yapmalıyız?
Nereye gidiyoruz?
Neden buradayız?
Esas soru bu herhalde, değil mi?
Can alıcı noktası soruların içinde...
Gerçek nedir?
Platonun kutsal mekanında bunu açıklayamazsınız, bunu açıklamak için çok zaman harcayan birisinin esrarengizlik labirentinde yolunu ebediyen kaybetmesi muhtemeldir...
Bizim akademideki akıl, bu mekandan yalın ayak kaçtı. Akademisyen adı verilen bizler ise oyunlarla yaşayan zavallılardan başka neyiz ki.
Bu oyunun zavallı figüranlarıyız hepimiz. Biçilen rolü icra etmek zorunda olan.
Her ne kadar trik trak makinalaşmak eylemine karşı sürekli bir vicdani ret insiyakı dolaşsa da kanında suflör hep aynı teraneyi üfler kulağına. Gündelik yaşamın ritüelleri haz vermez olur bir müddet sonra.
Oysa evrene kulak versen onun senfonisini dinlesen içindeki muhteşem ahenk seni içine çeker de dindirir zihinsel gelgitlerini.
Uzayın boşluğundaki küçük enerji sicimleri bir çello'nun tellerinin çok farklı notaları seslendirebilmesi gibi çok değişik şekillerde titreşerek doğadaki tüm yapılara nefes üfler adeta.
Başka bir deyişle, evren farklı notalarda titreşen bu küçük enerji iplikçiklerinin yekdiğeriyle rezonansa girerek yarattıkları ahenkli bir bütünden oluşur. Ehadiyetten vahidiyete uzanıştır bu.
İşte bu noktada tüm gerçekliğin kalbindeki kozmik senfonide çalan bir çello'nun telleri gibi titreşen
çok küçük enerji birimlerinin ahenkli nağmeleri zihinsel bir dinginlik verir arayış içindeki benliğine.
Tek bir keman telinin farklı titreşim şekillerini veya farklı frekansları üretmesini, bizim farklı notalar olarak algılamamız gibi, bunların da farklı şekillerdeki titreşimleri, her parçacığın kütle ve elektrik yükü gibi kendine has özelliklerini oluşturur. Böylece evren uyum içinde cezbedarane hareketini gerçekleştirir. Gece ve gündüz, kış ve yaz ruhun dinlenir bu fezada.
Bu muazzam sayıdaki titreşen parçacıkların bir araya gelerek oluşturduğu evren, kozmik bir senfoniye dönüşür.
Yeter ki dinlemesini bil. Yeter ki duyacak kulağa sahip ol. Yeter ki ruhunu aç evrene karşı.
Bunları becerebildiğin anda muhteşem bir senfoni olan kendi evrenini de oluşturabilirsin.