- Kategori
- Türkiye Ekonomisi
Krizde dipte miyiz tepede miyiz?

KAYIKÇI KAVGASI...
Kriz konusunda kayıkçı tartışmasını geçelim gerçeklerle yüzleşelim.
Krizde dipte miyiz tepede miyiz?
Son zamanlarda ülkeyi yönetenlerle aydınlar ve toplumsal baskının sinir merkezleri arasında bir tartışmadır gidiyor.
“Kriz bize teğet geçecek!”
“Hayır, hayır, etkilememesi olanaksız, kriz delip geçecek!”
“Bunlar geometriden de anlamazlar; teğet geçmesi değmemesi demek değildir ki!”
“Yok, efendim, krizin tepesindeyiz; inişe geçtik; kemerleri bağlayınız!”
“Hayır, kriz daha yeni başladı, kuyunun henüz ağzındayız!”
“Hadi canım sen de! Türkiye ekonomisi güçlüdür.”
Aslında bu tartışma kayıkçı söyleşisini andırıyor. İşinden ve şirketinden olanların canı yanıyor, duman duman; kimisi Denizli’de olduğu gibi boynunu falçatayla kesip ve AKP denizli Milletvekiline bir mektup bırakıp intihar ediyorlar ya da basında her gün izlediğimiz gibi cinnet geçirerek kafayı üşütüyor; bu çevreler ise bir topluiğnenin başında kaç tane perinin dansedebileceği üzerine tartışma yürütüyorlar. Ve aslında geçenlerde bir gazetede, Ankara Numune Hastanesinin Psikiyatri Bölümü Başkanı bir hocamızın belirttiği gibi, “bir sabır küpü ve tahammül abidesi” olan Türk insanının dayanma gücünü deniyorlar sanki…
Havanda su dövmek yerine, gerçeği olgularda aramak insanı yanılgılardan kurtaran en bilimsel yoldur.
Gerçekten de olguları tarih sırasına göre sıralayıverdin mi, gerçekler ortaya çıkıveriyor.
HÜKÜMET YILBAŞINI İZLEYEN AYLARDA KRİZ KOMİSYONU KURMUŞTU
Bir kere hükümet, “kriz bizi etkilemez” ya da “kriz bize teğet geçer” gibi dalgageçer laflar etse de, daha yılbaşını müteakiben krizin ayak tapırtılarını gördü ve ilk çeyreğin sonlarında Başbakanlıkta krizi yönetmek için bir kriz komisyonu kurdu.
Bahar aylarının başında, dövizde günümüze kadar sürüp gelen yukarı doğru dalgalar halinde ataklar başladı. -Kaç atak cereyan etti saymadım, önemli de değil zaten!-
Örneğin Mart ayında gazeteler şöyle yayınlar yapıyordu:
“Bir gecede 6 milyar dolar para buhar oldu”
Bu ne demektir?
Hani şu meşhur sıcak para var ya; Hedge fonlardan; gelişmekte olan ülkeleri aşkıyla yakıp kavuruyor. Ne onsuz oluyor, ne de onunla oluyor; kadın gibi!
İşte öyle bir şey!
100 milyar doları çoktan aşmış bulunan sıcak paranın asgari yarısı, Ağustos demeden, aşağı yukarı 5–6 aylık bir süre içinde ülkeyi terk etti.
İşte krizin biricik değil ama birinci kaynağı!
Bu açığı kapatamazsanız hükümet olarak, ne olur?
Tabii ki, kriz…
Bunu anlamak için allame olmaya gerek yok ki…
Nitekim hükümet de bu açığı kapatabilmek için çeşitli önlemlere sarıldı. Önce bir Araplara yöneldi, petrodolarları Türkiye’ye çekmeye çaba gösterdi. Ama Arap’ın yalellisi ile karşılaştı. Biz bunu Birinci Dünya Savaşı öncesinden de biliriz aslında ama genelde bizimkilerde tarih bilinci olmadığından ya da bilimsel değil de hamasi olduğundan hep yanılgıya düşeriz. (-Tarih bilinci olmayan milletler milli bağımsızlığını ve özgürlüğünü sonsuza kadar koruyamazlar-)
Sonra bir yasa çıkarmaya çalıştı.
Yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesinde kolaylık sağlayan bir yasa… Esasen yurt dışındaki işçilerin Euro’larına göz dikilmişti ama bu arada vurguncunun, hortumcunun, hırsızın, dolandırıcının, hayali ticaretçinin yurt dışına kaçırdığı çapullara da af olanağı sağlayan bir yasa olacaktı bu düzenleme. Ama sanırım buzdolabına kondu, altından bir şey çıkmadı.
****
POTANSİYEL KRİZİN EŞİĞİNDE OLAN 12 ÜLKE
Batı’da parlatılan bir biliminsanı var: Nouriel Roubini… Amerikalı, New York Üniversitesi İktisat Profesörü. Biraz bizi de okşuyor bir özelliği… İstanbul doğumluymuş zira. Krizi ilk öngören kişi olarak gösteriliyor batı basını tarafından. İşte bu kişinin Financiial Times’e “krizde gelinen noktayı değerlendirişi”ni aktardı Cumhuriyet gazetesi. (24 Aralık)
Roubini, "potansiyel bir mali krizin eşiğinde olan 12 ülke” olduğunu iddia ediyor. Krize en yakın bu 12 ülke olarak da, “Avrupa'da Litvanya, Estonya, Letonya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, Türkiye, Ukrayna, Asya'da Pakistan, Endonezya, Güney Kore, Latin Amerika'da Arjantin ve Venezüella”yı sayıyor. En önemli tezi ise “bu ülkelerden bazılarının sıkıntı yaşayabileceği…" yönündedir.
Evet, gerçeği kabul etmek kimseyi küçültmez. Tam tersine gerçekle dövüşe tutuşmak halkı kandırmaktır; insanı küçültür. Gerçeği Batı bizden iyi görüyor. Türkiye’de hala Ortaçağlı dünyanın kalıntısı feodal ilişki ve düşünceler varlığını sürdürdüğü için, mezarlıktan geçerken ya da gece karanlıkta yürürken ıslık çalmak adettendir. Kendini aldatmak şifa yerine geçer.
BİZDE KRİZ BATI’DAKİNDEN GEÇ BAŞLADI AMA REEL SEKTÖRÜ KIRIP GEÇİRİYOR
Bizde kriz, Batı’dakinden geç başladı.
Ne zaman başladı?
Ağustos ya da Eylül’de başladı denilebilir. Ayrıca Mart aylarında başlayan kriz finansal (mali) krizdi. Esas kriz olan reel sektör krizi yeni başlamaktadır. (Prof. Kafaoğlu)
Borsa indeksi yazın kaçtı?
-(45 bin civarında)
Şimdi kaça geriledi?
-(25–26 binlere.)
Bu rakamların 15 binlere doğru inişini sürdüreceğini belirten ekonomist ve analistler var.
Yukarıda da değindiğimiz gibi, ekonomik kriz henüz daha yeni başlıyor. Mali krizin reel sektöre sıçraması ve ekonomik çöküntü yaratmasının bilânçosunu, kapanan işletmelerin ve işten çıkarılan işçilerin envanterini sendikacı Mehmet Akkaya geçen hafta açıkladı. Tam bir fecaat durumu söz konusu. Yani reel sektör ateşler içinde. Kriz bir filin zücaciye dükkânına girişi gibi, reel sektörü kırıp geçiriyor.
“JAPON KRİZİ 10 YIL SÜRMÜŞTÜ”
Barack Obama’nın da dediği gibi, “krizin dibine en erken bir ya da bir buçuk yıl sonra inilecek” gibi gözüküyor.
ABD faizleri sıfıra kadar düşürdü ama gene de ekonomi dikiş tutmuyor. Bundan sonra Analist Erhan Göksel’in belirttiği gibi, “sanırım Beyaz Saray ve ABD, bazı şirketlerin tahvillerinin devlet tarafından rehine edilerek üretim sektörüne dolaylı yardım etme planları bile yapıyor. Bütün bunları geçmişte Japonya fazlasıyla yapmıştı. Buna rağmen Japon krizi 10 yıl sürdü ve Japonya bir anlamda bu krizden hala çıkamadı. 1980'li yıllarda dünyadaki 10 büyük bankanın, dördü Japon bankasıydı. Şu anda büyük bankalar arasına giren Japon bankası yok. Bunun da altını çizmek gerekiyor.” (odatv.com 31 Aralık 2008)
Peki, çözüm nedir?
Çözüm rotası olarak hangi yolu izlememiz gerekir?
“ÇÖZÜM YOLU İMF’YE TESLİM OLMAKTAN GEÇMİYOR”
Çözüm yolu İMF’ye teslim olmaktan geçmiyor.
Son yarım yüzyıl İMF ile stand-by anlaşmaları yapmakla geçti. Ama her seferinde başa döndük, krizden krize savrulduk. Dünyada İMF ile kurtulmuş bir tane ülke gösterenin kölesi olurum. Tam tersine İMF’den elini kolunu kurtaran ülkeler düze çıkma olanağını bulmuştur.
Peki, bu kadar laf ettik de çözümü nedir bunun, bunu söylemedik. Çözüm yolunu, her zaman “gene haklı çıkmaktan utanır olduk” diye yazan Prof. Dr. Arslan Başer Kafaoğlu Hocamızdan öğrenelim istedik ve sözü ona bıraktık:
***
<ı>“ÇÖZÜM YOLU”ı>
<ı>“Bu yıl İktisat dalında Nobel Ödülünü almış olan P. Krugman "Ekonomide bunalımı önlemek, ek parayı ekonomiye getirmekle gerçekleşir" der. Bu son küresel bunalımda Gelişmiş Ülkelerdeki durum bundan farklıdır. Ama Türkiye'de durum aynıdır. Arkası kesilmese de yavaşlayan yabancı fon akımını telâfi etmek gerekir. Bunun tek yolu da IMF'den fon sağlamak değildir. Bu kez Türkiye eksiği tamamlayacak bazı olanaklara sahiptirı>
<ı>ı>
<ı>“1). Küresel kriz çıktığından bu yana ham petrol ve doğal gaz fiyatları çok büyük oranda düşmüştür. Özellikle ham petrolde düşüş varilde 100 doları bulmuştur. Bunun milli döviz bütçemize sağladığı avantaj en azından 20 milyar dolardır. Bu fonlar halkçı-devletçi bir ekonomi kurmak için ciddi bir birikimdir.ı>
<ı>ı>
<ı>“2). Türkiye'nin yatırımlarının çok büyük kısmı (gerek kamusal ve gerekse özel kesimde) konut yapımına gitmektedir. Aslında bu yatırımların bir kısmını kısa sürede üretim yapacak tesislere (çeşitli fabrikalara) kaydırmak zor değildir. ı>
<ı>Bunun gibi, ancak uzun zamanda getiri veren yatırımlar da oralardan alınıp kısa sürede ürün verecek yatırımlara kaydırılmalıdır. ı>
<ı>ı>
<ı>“3). Bütçeden, özellikle lüks taşıt başta olmak üzere tasarruf edilecek giderler vardır. ı>
<ı>ı>
<ı>“YATIRIMLARDA HATAMIZ”ı>
<ı>“Her yatırım aynı ekonomik sonucu vermez. Örneğin inşa edilen bir konut inşa edildikten sonra pek sınırlı bir istihdam ve gelir yaratır. Buna karşılık yatırımı biten bir fabrika hemen istihdam ve ürün vermeye başlar. Cumhuriyet rejimi ilk kalkınma yıllarında bunun farkına vararak, devlet yatırımlarının büyük kısmını fabrikalara ayırarak doğru bir yol tutmuştur. Bugün de artıracağımız, bir kısmını yukarıda saydığımız kaynakları ve yapacağımız yeni tasarrufları devlet eliyle fabrika ve kısa zamanda gelir ve istihdam yaratacak tesisler inşası, çağdaş sanayileşmenin yolu olacaktır. Kalkınmamızın önemli bir yolu da yatırımlarımızın yapısını değiştirmekten geçer. Bugünkü yatırım yapımızla dışa bağımlılıktan kurtulamayız.”ı>