- Kategori
- Sosyoloji
Kronik bir oyvermezlik perspektifi
Yaşamımda ilk kez seçmen olduğum, 1982 Anayasası’nın ve Evren’in cumhurbaşkanlığının kabulu için yapılan halk oylamasında ‘hayır’ oyu kullandım. Sonuç % 92 küsur ‘evet’ oldu. Eğer, % 70 veya daha aşağısı bir sonuç olsaydı, son 27 yıl böyle yaşanmazdı.
İkinci oy hakkımın olduğu 1983 seçimi, yasakları ve vetoları nedeniyle, bana ilk ‘geçersiz’ oyumu verdirdi. Sonraki bir veya iki (genel veya yerel) seçimde de, para cezasını ödeyemeyeceğim için ‘geçersiz’ oy kullandım. Ardından sandığa hiç uğramaz oldum. Zaten asker kaçağı olduğumdan, kendimi İstanbul içi ikametsiz duruma da getirmiştim.
Yıl 2007... Bedelli askerliğini 2000’de yapmış, ikametine ve vergi numarasına sahip bir yurttaş olarak, bu süredeki 5 yerel ve 6 genel seçimde hala hiç geçerli oy kullanmamış durumdayım.
İşte bu benim hikayem...
Peki, neden?
Partilerin tarihine baktığımızda, 1789 Fransa Devrimi ertesinde oluşan, meclisli sistemin bir parçası olduğunu görürüz. O zaman, aristokrasi, burjuvazi ve proleterya vardı. Aristokrasi tutucu, burjuvazi ilerici, proleterya devrimci idi ve devrim oldu.
Sonra, aristokrasi silindi. Burjuvazi egemen oldu. Egemenleşen tüm sınıflar gibi tutuculaştı. Proleterya ise, lümpenleşmekten, egemen sınıflarla işbirliğine dek, geniş bir yelpazede seyretti. Sendikalar kuruldu, çalışma saatları ve günleri azaltıldı. Emeklilik hakkı ve sağlık sigortası uzun mücadelelerle elde edildi.
21. Yüzyıl başında tüm bunlar uzak geçmişte kalmış öyküler durumunda. Globalizm 1 milyar gecekondulu, aynı zamanda 2 milyar cep telefonlu yarattı. Bugün % 1 büyük burjuvazi, % 75 küçük burjuvazi, % 24 proleterya var. % 75 kentli, % 25 köylü var. % 25 ümmi var.
Yani sınıfsal yapılar ve dağılımlar değişmiş durumda. Aynı zamanda parlamenter demokrasi, diğer tüm siyasal sistemler gibi, eskimiş ve yorulmuş durumda. ABD’de başkanlık seçimine katılım % 50, İngiltere’de genel seçimlere katılım % 50 civarında. AB oylamalarına ve seçimlerine katılım, birçok ülkede % 50’nin altında.
Bu 2 durumu imler:
Bir: Seçimler hiçbirşeyi değiştirmiyor. İki: Durumu değiştirecek sınıf ortada yok.
Bu sürecin oluşumu, tam da benim ilk kez seçmen olduğum 1980’lerin başında başladı.
Artı:
Ülkemizde 4 darbe olmuş durumda. Kitle apolitikleştirildi. Üzerine bir de havuç yöntemiyle, sınıf atlamacı 3 liberalizm geldi. İşçilerde sendikalaşma oranı % 15. Memurlara kolay kolay sendika kurdurmuyorlar. Emeklilere sendika kurdurmuyorlar. 70 yıl ortalama yaşam ile 65 yıl çalışma istiyorlar. Hak aranacak ortamlar, baskı ile devredışı bırakılıyor.
E, peki noluyor sonuçta?
Eğitimsiz, gecekondulu, işsiz, lümpen gençlik kronik kriminal oluyor. Milliyetçilik % 50’lerde tavan vuruyor.
Bu durumda demokrasi olabilir mi?
Bu durumda seçimle bir şey değiştirilebilir mi?
Bu durumda sol bir parti olabilir mi?
Demek ki neymiş?
Tepkisel olarak başladığım oyvermezlik, artık bende ve nüfusun % 40’ında kronikleşmiş.
Demek ki siyaset, Meclis dışına taşabilirmiş.
Biz de gideriz, paşa paşa sivil toplum örgütlerinde çalışırız. Mentor olur, dahi yetiştiririz. Kütüphanelere binlerce kitap bağışlarız. Onlarca ağaç dikeriz. Asıl eylem bunlardır zaten, 5 yılda 1 yapılan 1 bilek hareketi değil.