- Kategori
- Gündelik Yaşam
KT/ Üç gün nasıl geçer?

köyden...
Üç gün nasıl geçer?
Değil mi ya, üç günlük bir tatil kapınızda, Cuma akşamı işten çıktınız. Eve gittiniz. Ohh sefalarım olsun, bal-kaymak olsun diyorsunuz.
Bakınız üç gün nasıl geçermiş;
Cuma akşamlarının tek klasiği erkenden uyumaktır. Bilmiyorum ama hafta içi geç yatıp erken kalkmanın yüzünden Cuma akşamlarını genelde koltukta uyuyarak geçiririz ki, sırf bu yüzden misafir gelsin istemeyiz. Misafirin Hanya demesi bizde Konya anlamaya yol açıyordur büyük ihtimalle. Ayakta uyur gezer modunda misafir ağırlamak pek bir çekilmezdir. Duyurulur.
Cumartesi sabah erken yatıp, geç kalkmaktan başınız ağrıyordur, gözünüz elma gibi olmuştur. Ama hâlâ yorgana sarılıyorsunuzdur. Zor bela yataktan kalkıp çay faslına geçilir ki, önce gazete-ekmek töreni yapılır. Öğle olmuştur. Şayet davetsiz misafir gelmemişse, işlere başlayabilmek için Neskahveniz elinizde, siz balkonda geziniyorsunuzdur. İşler bittiğinde sokak macerası başlar; vitrinler gezilir, fiyatlar bakılır… Kıyafet denenir, ayakkabının topuklusu, elbisenin karası makbuldür. Hızma taktırılıp, Orta Asya Türklüğü tescillendirilir. Gözünüzden iki damla yaş akar hepsi o kadar…
Akşama köye gidilir, komşu çaya çağırmıştır, aç gidilir ki, sofrada ne bulunduysa süpürülür; sırf komşu üzülmesin herkes çok beğendi yaptıklarımı desin diye, birkaç bin kalori yüklenilip eve dönülür. Gece yarısı yıldızların şahitliği ile yürüyerek eve dönülür ki, çiğ damlaları ayağınızı ıslatsa da siz çayır çimen çiğnersiniz.
Mutlu bir sabah Pazar sabahı elbette; yeni açan ıhlamur, yasemen ve güllerin, çayırda açan çiçeklerin kokusu ile kızarmış ekmek kokusu uyan der… Uyanırsınız. Anne-Baba eşliğinde bir güzel nazlanılır. Olmazsa olmazlardan biridir elbette… Bilemezsiniz ki, anneniz halıları yıkatacaktır: yıkandı tabii…Akşama diğer komşu köy ekmeği ile tereyağ ikilisi için çağırdığında; eee gönül koyulur mu, gönül koyulur mu” diye hızla giyinilip, soluğu diğer komşuda alırsınız. Yersiniz, yemezseniz olmaz dün akşam eltide yiyen yıldız burada da yemek zorunda… Yer, yer… Sabah tor ile balık avı için sözleşilir komşunun oğullarıyla, amaaan anne ters düz de baksa gidilecek…
Gidildi de… Şalvar, çember, gözlük üçlüsünün yanına birde pembe çiçek takılır ki, romanlar nedir yani… Güle oynaya ırmağa varılır. Torlar serin sulara atılır, çekilir, amanda deryalar, canımda deryalar türküsü söylenir… Çayır çimene uzanılır, güneşin sizi yakmasına izin verilir. Tordan deryalar geldikçe; zıp zıp zıplanır… Yer ateşi yakılır, deryalar temizlenip, çubuklara geçirilir, ateşte döndürülüp kızardıkça… off off isli isli balıklar yenilir… Valla billaa… Sonrasında bahçelerden geçilir, kekik toplanır, yaban çilekleri toplanır, kokusuna aşk duyulup hemen yenilir... Yenilmeyenlere gül yaprakları katılıp reçel yapılır... Valla billa inanın yahu. Bu arada köye giderken fotoğraf makinasının pili kontrol edilmediğinden, hiç bir şey çekilemez ne yazık ki...
Akşama eve dönülür! Sabah işe gelinir, bir fok balığı gibi ayaklarınız geri geri burnunuz yerde sürte sürte... Sonra da bunlar yazılır. Hesap verme namına:))
Üç günün hesabı böyle verilir.
Üç gün nasıl geçer?