​ Küba, Panahi, Zeitgeist / İzmir / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '11

 
Kategori
İzmir
 

Küba, Panahi, Zeitgeist

Küba, Panahi, Zeitgeist
 

Sudanlı Kız ve Akbaba - Kevin Carter


Önceki hafta, birbirinden çok uzakta, İzmir'den de çok uzaklarda, ayrı dünyaların iki ülkesini daha iyi tanımama yardımcı olan toplantılar dizisinde bulundum. Gecikmeli algılar yaşadım; bu duruma da, başkasınınkine şaşırırcasına şaşırdım.

Önce, devrimin 53. yılında Küba Haftası Etkinlikleri kapsamında Küba Büyükelçisi Ekselans Jorge Quesada Concepción ile yapılan söyleşilere katılıp belgeseller izledim. Etkinliği, "José Martí Küba Dostluk Derneği" düzenlemişti. Ardından İranlı sanatçı film yönetmeni Jafar Panahi filmleri ile İran üzerine söyleşilere katıldım, filmler izledim. Bölge olarak, görünüş olarak birbirinden bu denli uzak ama halklarının bilinç düzeylerinin o denli yakın oluşuna sevinçle karışık şaşırdım. Bilinç, uygarlık, eğitimde ve sağlıkta eşitlik, bilime ve sanata saygı deyince akan sular duruyor. Aynı günlerde ülkemizin ve dünyanın en önemli sanatçılarından Mehmet Aksoy'un görkemli yapıtı üzerine söylenen Arapça bir niteleme sözcüğü yüzümü yaktı, yüreğimi acıttı, başımı ağırlaştırdı. Üzerine Zeitgeist Türkiye Hareketi'nin Zeitgeist III: "Yol Almak" Belgeseli İzmir Gösterimi geldi. EKYAZ'ın, ''Modernizm ve Postmodernizmde Kadın Olma Olgusu'' adlı sunumu ile Orhan Asena'nın "Şili'de Av"ı ise tüm bu izlencelerin sosu oldu.

Şaşkınlık duygusu egemen bir ruh halini yaşama sürecinde, belleğimde kalanları kime denk geldiysem anlattım. Eve, komşuya, telefona, e-postalara... Sağlık alanındaki yetkinliklerini, yıllar önce Amerikalı Moore'un filminde görüp zaten çok imrenmiştim. Eh, elbette elektrik, su, benzin, beslenme neredeyse bedava; vergi sıfır, ev kirası ya yok ya sudan ucuz; sağlık, kültür ile eğitim de bedava olursa ayda, insan 20 doları harcayacak yer bulamaz, 65 yaşına dek emekli olmak da istemez, demek pek abartı sayılmaz... "Bedava" sözcüğünü hiç kullanmam ve sevmem, yaşamda her şeyin bir bedeli vardır. İşte Kübalılar bu bedelleri ödemişler... SSCB'den sonra yalnız kaldıkları duygusuna ise hiç kapılmamışlar. Bugüne nasıl gelindiğini halk çok iyi öğrenmiş, değerini bilmekte, devrimi korumakta. Micheal Moore'un, ABD'deki özel sağlık sigorta şirketleri ile mağdurlarını konu aldığı belgesel filmde, 9/11 kurtarma çalışmalarına katılan hatta sıfır noktasında bulunup da ciğerlerinden rahatsızlanan ABD'li hastaların 120 dolarlık ilacı Küba'dan beşer sente alabildiklerini görmüştüm. Moore'un, yanında taşıdığı hastaların tedavileri yapılarak gerekli ilaçları sağlanınca Kübalı hekimlere ağlayarak sarılıp teşekkür ettikleri sahne gözümün önünden gitmiyor...

Bay Jorge'nin, ilk söyleşisi sırasında paylaştığı bir "domates" konusu çok dikkatimi çekmişti. Nazım Kültür Evi'nde "Che: Aşk, Politika, İsyan" belgeseli izlendikten sonra da büyükelçiye yeniden sorular gelmeye başladı. Bir konuk, 65 yaşında emekliliği yanlış bulduğunu söyledi; yaşlı insanları çalıştırmak, posasını çıkardıktan sonra emekli etmek Küba'ya yakışmıyordu. Ben de neden hala domates konservesi ithal ettiklerini anlamıyordum. Dünyada, sağlık hizmetlerini halka ücretsiz olarak sunarken, üçüncü dünya ülkelerine hekim ve tıbbi malzeme sağlamakta çok cömert bir ülke olarak Haiti'deki kolera salgınına, Pakistan'a yetişiyorken ve genel insan sağlığının, sağlıklı beslenme ile sağlanabileceğini biliyorken tarımdan yana neden bir sıkıntıları olsundu ki... Topraklar mı verimsizdi?.. Küba Büyükelçisi bu soruları çok uzun açıklamalarla yanıtladı. Öncelikle emeklilik yaşına, kapıları kapalı meclislerde karar veren bir mekanizma bulunmadığını vurguladı. Evet, aslında soru yanlıştı! Halk, böyle istemişti. Algılamamız zordu ancak halk o yaşlara değin çalışmak istiyordu, devlete ve sisteme güveniyordu, sağlıklıydı. Bu güveni, Küba'ya giden dernek üyeleri gözlemlemişler, aktardılar; emekçi mahallelerinin bizimkileri andırdığını ancak güven duygusuyla yaşayan insanların mutluluklarının yüzlerinden okunduğunu paylaştılar. İleri yaştakilerle çocuklar, sokaklarda dans ederek, Latin ritmleri çalarak eğleniyorlardı. Eğitim düzeyi çok yüksekti. Yüzden fazla ülkeden binlerce yabancı öğrenci Küba'da öğrenim görüyordu. Bakanlıklar memurlarla doluydu; mimar, mühendis ve hekimleri boldu. Mezun olunca iş bulmaktan yana sıkıntıları yoktu ve iyi para kazanıyorlardı. Toplantı bitip büyükelçi başka bir etkinliğe yetişmek üzere çıkacakken dayanamadım, ayaküstü domates konservesini sordum. Neden taze domates yemiyorlardı? Meğerse tarım alanında çalışacak insan sayısında sıkıntı varmış ama toprakları çok verimliymiş. Şimdilerde toprak dağıtımı ve işlemesi üzerinde teşvikler oluşturmaya çalışılıyormuş. Böylesine yalın bir soruya böylesine yalın bir karşılık alıp "Yine halkın kararı..." diye düşündüm içimden... Bize kalsa "Buyurun şu domates tohumu, bunlar fide, işte dikin, yapın bir şeyler" deyip oldu bittiye getirir, başarılı sonuçları kesinlikle umarız.

DEÜ Desem'de aynı salonda, DEÜ GSF Film Tasarımı Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Sabire Soytok'un düzenlediği, İranlı sanatçı Cafer Panahi filmleri üzerine söyleşi programı sırasında da değişik, ilgi çekici, insanlık adına esinlendirici bilgiler edindim. Program, Panahi'nin çarptırıldığı cezaya karşı kamuoyu oluşturma ve konu üzerine bilinçlendirme girişiminin ilk basamağı oldu. Hem altı yıl hapis cezası hem de 20 yıl boyunca senaryo yazmama, film yapmama, yurt dışına çıkmama ve yerli-yabancı medyaya açıklama yapmama cezalarının, sanata inanan dünya tarafından protesto edilmesi gerekirdi. Bir sanatçının, kanını akıtmadan damarlarını bedeninden çeke çeke sıyırmaktır bu.

Bu cezalara, yaptırımlara, yasaklara karşın İranlı, "yönetmen filmi" tanıyor. Ülkemizde yönetmenden çok oyuncu adları sıralanabilirken İran'da yönetmenler daha çok biliniyor, benimseniyor. Yüksek kültürün tanımını bu topraklardan örneklerle başlayarak mı yapmalı? Panahi'nin uzun metrajlı film sayısı yalnızca beş. Filmleri, İran Yeni Dalga Akımı kapsamında değerlendirilmekte. Sanatçı, bugüne dek Altın Kamera, Altın Lale ve Altın Aslan ödülleri aldı. Doktora tezini İran sineması üzerine yapan Sabire Hanım, tezi için İran Büyükelçiliği'nden destek rica ettiğinde büyük ilgi ile karşılanmış. Büyükelçilik sponsor olmuş ve araştırmaları için İran'a gitmiş.Yasaklanan yönetmen filmlerinin, çoğaltılarak korsan da olsa dağıtılmasını, çanak anten üzerine çanak antenlerle televizyon yayınlarını, diğer ülke kanallarında yayınlanan filmleri, haberleri edinme merakını, kitap okumaya düşkünlüğü, eğitim düzeyinin yüksekliğini anlatırken hocamız, mıhlandım koltuğuma. Sabire Hanım'ın 17:30'da başlayan konuşması 20:00'de bitti; ayakta ve bir damla su içmeksizin izlenimlerini bizimle paylaştı. Program günlerinde bir söyleşi de Konak Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Alsancak Kültür Merkezi'ndeydi, elbette Panahi filmleri izlendi. Humeyni bile filmlere inanıyormuş; propogandasını, insanları alanlarda toplayarak ayrı ayrı ve günlerce değil, Fransa'da çekip gönderdiği video kasetlerle bir çırpıda yaparmış.

İran'da halkın sinemaya düşkünlüğünü doğrusu çok etkileyici buldum. Yalnız, filmler hem Kültür Bakanlığı ile Farabi Sinema Kurumu'ndan destek almakta, dünyada duyulmakta, üzerine ülkede yasaklanmakta; ayrıca yönetmen sayısı "İslam Devrimi" öncesine göre daha da artmakta. Bu nasıl bir orantıdır, nasıl bir ülke fizyonomisidir?.. Şubat'ta, "İran Sineması ile Panahi" etkinlikleri sürecek. Zaten http://www.facebook.com/home.php?sk=group_138674906190157 'deki İZMİR SİNEMA ve GÖRSEL SANATLAR DERNEĞİ'nin Facebook sayfasına üye olunup gün, saat, yer bilgisi edinilebilir; "İzmir'de Şubat 2011 Etkinlikleri" yazımda da duyururum.

Derken, 15 Ocak 2011 tarihinde, dunyada toplam 315 kentte aynı anda gösterileceği duyurulan "Zeitgeist - Yol Almak 3" filminin heyecanı bastı. Daha az eşit toplumlarda, daha az empati duyulur ve şiddet vardır. Şiddetin tek reçetesi eşitliktir, diyorlar. Evet, her şeyin herkese yetebileceği bir dünyanın doğasını koruyup barış içinde, uygarca, özgür ve eşit yaşamak varken niye?.. "Zeitgeist: Moving Forward", internette yayına verildi geçen gün, Türkçe alt yazılı: http://www.blip.tv/file/4672792

Filmler, hiç izlememiş olanlar için havada uçuşan ya da beynin sümen altına itilen çok sayıda kaygısını, hak ettiği biçimde inceleyip çözüyor. İlkel zekâmızı yalnızca yaratıcılıkta kullanıp entelektüel yanımızla doğaya ve insana saygı göstermeyi bilmemiz gerek... Çok önemli belgeseller bunlar, herkese sesleniyor. İzledikten sonra rezervuara iki pet şişe koyup daha az su harcamaya başlamak bile büyük bir gelişmedir...

 
Toplam blog
: 101
: 2403
Kayıt tarihi
: 18.11.07
 
 

İzmir'den merhaba! İzmir'de, Göcek'te, Marmaris'te, Milas'ta, Söke'de, Bodrum'da sonra yine İzmir..