​ Küçük bir öykü bu. Düşündükçe beni üzen, yüreğimi burkan. / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Küçük bir öykü bu. Düşündükçe beni üzen, yüreğimi burkan.

Biliyor musunuz bu anlatacağım öykünün iki kahramanı da ne beni ne de birbirlerini hiç tanımadı. Bir yerlerde zaman zaman hep karşılaştık ama birbirimizle hiç tanışmadık. Ama ben onların doğdukları günden başlayarak bugüne kadar tüm yaşamlarına gizlice sahitlik ettim. Zaman zaman, müdahale etmemek için kendimi tutmakta zorlansam da. Onları her zaman, sadece izledim.

Ne garip tesadüftür ki ikisinin de adı Zeynep’ti. Çünkü ikisi de mahallemize çok yakın olmasının da etkisiyle, sadece bir saatlik arayla Zeynep Kamil’de dünya ya gelmişti. Evleri ise iki ailenin inançları ve yaşam tarzları gibi karşı karşıyaydı. Biri mahalledeki o beyaz mermer apartmanın 3. katında otururken, diğeri onun tam karşısında bulunan iki katlı çok eski ahşap bir konakta otururdu.

Zaman zaman mahalle bakkalında karşılaşırdım onlarla, onları çok seven annelerinin yanında. Birinin annesi bir bankada memurken, diğerinin annesi ev kadınıydı. Bankada çalışan her zaman son derece modern giyinirken, ev kadını olanın üstünde yaz-kış uzun bir pardüse vardı. Başı ise her zaman sıkı sıkıya bağlıydı. Bankada memur olanın eşi ilkokul öğretmeniyken, diğerinin eşi cam ustasıydı.

Yoktu o zamanlar iki küçük Zeynep’in birbirlerinden hiç bir farkları. İkisi de ne zaman görsem mütemadiyen konuşur sürekli annelerine bir şeyler sorarlar, belki de sorularıyla hayatı keşfetmeye çalışırlardı. İkisi de çok tatlı, saf, tertemiz çocuklardı. Onlar sordu anneleri anlattı. Onlar sordu babaları anlattı. Aileleri kendilerince, her zaman onlar için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Ama doğru, ama yanlış tüm inandıklarını onlara aktardı. İkisi de ailelerinin ona anlattıklarıyla ve onlarla birlikte yaşadıklarıyla zamanla kendi doğrularını, yanlışlarını oluşturmaya başladı. Hayatı ve insanları tanıdı ya da tanıdığını sandı. Onlar büyüdü düşünceleri farklılaştı. Onlar büyüdü yolları yavaş yavaş birbirinden uzaklaştı. Zaman içinde değişmeyen tek şey vardı. İkisi de son derece zeki kızlardı. İkinin de gelecekleriyle ilgili çok büyük hayalleri vardı. İkisi de farklı okullarda ama sınıflarını her zaman birincilikle tamamlandı. Bu durum lise son sınıfa kadar her yıl aynı şekilde tekrarlandı. Liseden mezun olduklarında artık ikisi de yetişkin bir genç kızdı. İkisi de üniversiteyle ilgili tercihlerini yapmıştı. Biri doktor olmak isterken. Diğerinin hayali eczacılıktı.

Ama doktor olmak isteyeni bekleyen acı bir süpriz vardı. Onun yolu maalesef ki buraya kadardı. Çünkü o yaz, belki ailesinin zoru, belki kendi isteğiyle, başını annesi gibi saçının tek bir teli gözükmeyecek şekilde sıkı sıkıya bağladı. Bir daha da o başı hiç bir zaman açılmadı. O okumak istiyordu ama başı bağlı olduğu için okula kabul edilemiyordu. Belki çok sevdiği ailesine karşı çıkamadı. Belki kendisi de bu yaşına kadar öğrendiklerinden hareketle doğru olanın bu olduğuna inandı. Bu yüzden de çok istediği doktor olma hayalini çöpe atmak zorunda kaldı. Bir seneye varmadan da ailesi onu kendi çevrelerinden biriyle nikahladı. Bir sene önce doktor olma hayalleri kuran Zeynep, bir anda ev kadını oldu kaldı. Ardından da biri erkek, ikisi kız tam üç çocuk doğurdu. O da her anne gibi kendi bildiği doğrularıyla çocuklarını büyütmeye başladı.

Öbür Zeynep ise başarılarla dolu öğrenim hayatına hiç hız kesmeden devam etti. Sonunda da hayalini gerçekleştirip Eczacı oldu. Okurken bir doktora gönül verdi. Okulunu bitirdikten iki yıl sonrada onunla evlendi. O tek çocukla yetindi. Onun da bir oğlu oldu. O da her anne gibi kendi bildiği doğrularıyla oğlunu büyütmeye başladı.

İkisi de bizim mahallede oturuyorlar hala. Yıllar sonra geçen gün bakkalda yine birlikte rastladım onlara. Yanlarında çok sevdikleri çocuklarıyla. Yıllar sonra uzun uzun baktım iki Zeynep’e, sanki annelerine. Birinin üzerinde aynı annesi gibi uzun bir pardüse vardı. Başı da annesi gibi sıkı sıkıya bağlıydı. Diğerinin üzerinde ise yine annesi gibi son derece modern bir elbise vardı. İkisi de ailelerinin izlerini üzerlerinde çok açık bir şekilde taşıyorlardı. İçim cız etti onlara baktığımda. Oysa hayat ikisi içinde aynı gün, aynı hastanede, eşit koşullarda başlamıştı. Seçme hakkına sahip olmadıkları aileleri o zaman için hiç bilemeseler de aslında onlar için ne büyük şanstı ya da şansızlıktı. Sahip oldukları o aileler ve onların doğruları, zaman içinde birini hayallerine ulaştırıp eczacı yaparken, diğerini doktor olma hayallerinden kopartıp, üç çocuklu bir ev kadını yapmıştı. Belki ona da doktor olabilme şansı verilse onun da hayatı, hatta üstündeki kıyafeti şu an da bambaşka olacaktı. Ama bu şans taktığı başörtüsüne takıldı kaldı.

Çünkü o yıllarda, daha öncesinin kimsenin gözüne batmayan başörtüleri nedense bir simgeye dönüştürülmeye başlanmıştı. Birileri ısrarla bu konuyu manşetlere taşımış, polemik konusu yapmıştı. Ok yaydan bir kere çıkınca da, bir daha hiç bir şey asla eskisi gibi olamamış, zamanla sapla saman birbirine karışmış, kurunun yanında yaşta yanmıştı.. O dönemden sonra da herkesin gözleri, her yerde hep o başörtülerine takılı kaldı. O başörtüleri bazı insanların hep gözüne battı. Geçmişte iki tarafta ortaya-birbirlerine yakın ve dostça yaşayabilirken zamanla gitgide farklı kutuplara kaydı birbirinden hızla uzaklaştı. Birbirini dışlamayı, bastırmaya çalışmayı kendince çözüm saydı.

Zeynep gibi; ailesi ve çevre baskısı ya da inançları yüzünden başını bağlayan bir grup kızımızın hayalleri belki de bu yüzden çalındı. Onlar daha kendi başına ayakları üzerinde durmaya bile güçleri yokken radikal bir tercih yapmaya zorlandı. Sanırım çoğu ailesine ve inandığı düşüncelerine karşı ondan beklendiği kadar cesur olamadı, ondan istenen bu radikal tercihi yapamadı. Onlarla aynı düşüncelere sahip erkekler yollarına devam ederken onların önleri hep tıkandı. Onların düşünceleri görsel simgeye dönüşüyor diye okuma özgürlükleri belki de değişebilme şansları ellerinden alındı. Bir çoğu yaşadıkları çevreden dışarıya çıkabilme şansını bu yüzden asla bulamadı.

Oysa hayata gözlerini açtığında kimse onlara hangi aileyi seçersin diye fikrini sormamıştı.


17 Ekim 2007

Haşim'ce dipnot: İnsanların sırf (doğru veya yanlış) inançları yüzünden taktıkları başörtüsü nedeniyle okuma özgürlüklerinin elinden alınmasını Haşim bir türlü anlayamadı. Ailesi ve yaşadığı çevre tarafından ona öğretilen (doğru veya yanlış) inançları yüzünden, hayatlarının en önemli yol ayrımından çıkmaz sokağa girmeye zorlanan, hayalleri, umutları ellerinden çalınan bu insanların durumu onun düşündükçe sürekli canını yaktı. Dayanamadı bir akşam oturdu (kimilerine doğru, kimilerine yanlış geleceğini bile bile) yüreğinden dökülen bu satırları yazdı. Sorguladığı şey sadece, okuma şansı bulamayan bu kızlarımızın o dönemde yaşadıklerı düş kırıklıkları ve duygularıydı. Düşündüklerinde belki haklıydı, belki de yanıldı ama biliyordu ki herkesin doğrusu kendi yüreğinde saklıydı.

 
Toplam blog
: 110
: 1108
Kayıt tarihi
: 05.02.07
 
 

Kimliksiz bir yazanım aslında... Bazen benim, bazen senim, bazen de herhangi biriyim. Belki d..