Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
395
 

Küçük Dünyalarımız

Küçük Dünyalarımız
 

Henüz küçük bir çocukken, dünya kocaman bir yerdi. İnsanlar da öyle. Kalabalıklar arasında yürürken, onların görebildiği bir çok şeyi göremezdim. Çünkü küçücüktüm. Benden çok daha uzun insanların yanındayken kendimi kaybolmuş hissederdim. 27 yaş, çok büyük bir yaştı o zamanlar benim için. Büyük bedenler, kalın ses tonları, nasırlaşmış eller, çizgili suratlar... Arabaların hızla geçip gittiği caddelerse çok korkutucuydu. Bir yanımda hep tutmak zorunda olduğum bir el varken güvende hissedebiliyordum kendimi. İçinde yaşadığımız dünyamız yetiyordu bize; hiç düşünmüyorduk geri kalanını, bizden başka hayatların varlığını. Şehirler, ülkeler hatta gezegenler... Hayal edilemez şeylerdi bunlar.
 
Ama, benim görebildiklerimi de büyük insanlar göremezdi. Farklı pencerelerden bakıyorduk hayata. Herkesin, farklı baktığı gibi değil; sadece çocukların bakması gibi...
Hep, büyüyünce ne olmak istediğimi sorduklarını anımsıyorum. İnanır mısınız, bu sorunun cevabını hiç bilmiyordum. Baktım, sürekli maruz kalıyorum, popüler cevaplardan birini seçmiştim kendime ve onu söyleyip duruyordum. Ne olduğu hakkında bir fikrim olmadığına emindim. Büyüyünce ne olacaktı ki? Biz ne olacaktık? Ne yapacaktık?
Büyüdükçe kitapları ve filmleri keşfettim. Kendi gerçekliğimizden daha cazip geliyordu hepsi. İnanılmaz hayal ürünü filmler ve herşeyin mümkün olduğu binbir ceşit dünyaları kapsayan kitaplar... Fazlasıyla hayallerde yaşıyordum. İtiraf etmeliyim ki çok hayal kırıklığı yaşadım. Nereden bilebilirdim ki, filmlerde yaşananların gerçekte mümkün olmayacağını. Tüm bunlar bir insan yapımıydı oysa ki. Tüm bunları bir insan yapabiliyor ve onun aklına nerden geliyordu böyle şeyler? Uzaylılar yapmıyordu ya! Benim için bunu bir insanın yapabiliyor olması bile yeterince ümit vericiydi. Ne yazık ki zamanla, onların neden hayal ürünü olduğunu anladım. Gerçekte olmayan herşey kitaplarda ve filmlerdeydi. İnsanlar belki de yaşamak isteyip yaşayamadıklarını veya görmek isteyip göremediklerini bu şekilde yaşatıyorlardı. Bir nevi kendilerinin hayallerini gerçekleştiriyorlar ve birçok insana umut ışığı oluyorlardı. Tabii o zamanlar, kendimin de aynı dünyanın içine çekileceğimden haberim yoktu.
 
Zaman hızla akıyordu. Büyüyorduk işte. Ama bu işte bir terslik vardı. Büyürken hep yasaklarla yetiştiriliyorduk. Engeller konuyordu önümüze; imkansızlıklar öğretiliyordu. İmkansızın anlamını o kadar iyi öğrendik ki, hayallerimizi gerçekleştirmek, bu kelimeyi karşılar olmuştu. Varolan kısır döngüye uyum sağlıyor, sınırın dışına çıkamıyorduk. Hayatlarımız olağan düzenin çizgisinde seyrediyordu. Biri, çizginin dışına adım atmaya kalksa hemen fark ediliyor ve parmakla gösteriliyordu. Çünkü “farklılığı” kötü olarak algılıyorduk. Bazıları, diğer herkesin de dünyayı, kendi gözlerinden gördükleri gibi görsün istiyorlardı. Ama bu söz konusu bile olamazdı. İçimizde yeşeren hevesli duygular bastırılıyor, potansiyellerimiz henüz doğmadan derinlerde bir yerlere gömülüyor. Ne istediğimiz hayatı yaşabiliyor, ne de yeteneklerimizi keşfedebiliyoruz. Kısacası, başkalarının bize öngördüğü hayatları yaşıyoruz. Sonuç; mutsuzluk! Mutsuz insanlar, mutsuz yaşamlar, mutsuz evlilikler ve gelecek yeni mutsuz nesiller...
 
Şimdi bakıyorum da, büyümeye yüklediğimiz anlamlar yavaş yavaş yitiriliyor. Bizimki yaş almaktan ziyade hep bir günü kurtarmak çabası. Zamanı doldurmak (veya tüketmek de diyebiliriz), hep bir koşturma, telaş... Sadece ve sadece anı yaşamayı istemez miydiniz? “An”da yaşamak, geçmişin yükünden kurtulmak demek. Gelecek kaygısının olmadığı bir dünya demek. “An”da kalabilmek, huzur demek. Yediğin yemeğin tadını alabilmek demek; sadece karnını doyurmak demek değil. Kendini fark etmek demek; kim olduğunu ve ne hissettiğini bilmek. “Öz”ünde yaşamak demek, hissetmek içindeki o sesi. Nefes aldığını fark etmek, soluduğun havanın varlığını; rüzgarın tatlı dokunuşlarını hissetmek demek. O an, orada olmak demek. Bedenen ve zihnen, herşeyinle orada olmak demek!
Zihnimiz sürekli meşgul. Yaşadığımız dünya, günün şartları, bizim dışımızda gelişen her şey, bizi bunu yapmaktan alıkoyuyor. Ama tüm bunlar bir engel mi? İşte “engeller” yine karşımızda.
 
Her zaman savunduğum ve peşinden gitmek istediğim şey; seni ne mutlu ediyorsa onu yapmalısın. Onunla bütün olmalısın ki, işte o zaman hem kendini hem de potansiyelini keşfedebilirsin. Çünkü sen onunla tekrar tekrar varolabilirsin. İkincisi ise; hayallerimizin bizim sadece bir adım uzağımızda olduğuna inancımdır. Yeter ki o adımı atmadan önce düşün, iste ve harekete geç!
 
Gözde ŞAHİN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 2541
Kayıt tarihi
: 13.02.12
 
 

1988, Bursa doğumlu. En büyük tutkusu kitaplar. En büyük ihtiyacı yazmak. Hayatta bütün fikirleri..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster