- Kategori
- Anılar
Küçük kız

Heyecanlıydı küçük kız. Hayelleri gerçek oluyordu. Şehre okumaya gidecekti. Bir yıl önce ablasını teyzesinin oturduğu bir gecekondu semtindeki ortaokula kaydettirmişlerdi. O da ablasının yolunda ilerleyecekti. Yalnız okula kaydolurken her türlü terslik gelip onu bulmuştu. Annesi bunaldı öylesine bunaldı ki "bir okuma senin kafanı kıracağım" deyiverdi bir gece. Çok üzüldü minik yüreği. O gece ant içti okumaya. Okuyacaktı çünkü yaşadığı olumsuz koşullardan kurtulmanın tek çıkar yolu okumaktı.
Kış geceleri ayaz kesen bu soğuk anadolu şehrinin çamurlu sokaklarıyla ünlü mahallesinin en tepesinde briket bir ev kiradılar, on altı yaşındaki dayısı,on üç yaşındaki ablası ve on iki yaşındaki küçük kız. İki odası vardı bu soğuk evin birde dışarıda derme çatma bir tuvaleti. Soğuktu her yer. Yanmayan bir soba, anne sıcaklığından yoksun bir oda. Abla küçük bir anneydi adeta. On üç yaşında ev geçindiriyor, tulumbadan su taşıyor, olmayan sebzelerden yemek yapmaya çalışyordu. Bu üç coçuğun paylaştığı soğuk evin menüsü son derece sadeydi.
Sabahları zorla yakılmış sobanın üzerinde kızartılmış ekmeklere sürülen margarin ve çay, akşamları genellikle unla yapılmış bir çorba, soğan ve salçadan oluşan soğan yemeği. Tüm bu zorluklara rağmen ne küçük kızın nede ablasının okula gitmemek akıllarına dahi gelmiyordu. Başka bir hayat görmedikleri için diğer hayatlara özenmiyorlardı etraflarına baktıklarında ise yaşanılan hayatlar onlarınkilerinden farklı değildi. Onlar sadece okumak istiyorlordı ve onun için buradaydılar.
Şimdi onlara ne mi oldu?
Evi geçindiren, kardeşine kol kanat geren abla hayata yeni canlar getiren annelere yardım edip onları bilgilendiriyor. Emekliliği için günler sayıyor.
Küçük kız daha köy ilkokulunda hedeflediği gibi ünivesiteyi bitirdi.Hergün kendisine başvuran gençlere yardımcı olmaya, onları bilgilendirmeye çalışıyor.
Dayı zaten okumadığı için şimdi kendi işinin patronu.
Ve küçük kız kendilerini köy hayatının çilesinden çekip çıkaran fedakar anne ve babasına yaşadığı her güzel gün için teşekkür ediyor.
Fotoğraf:img138.imageshack.us/img138/8209/alonego9.jpg
Kış geceleri ayaz kesen bu soğuk anadolu şehrinin çamurlu sokaklarıyla ünlü mahallesinin en tepesinde briket bir ev kiradılar, on altı yaşındaki dayısı,on üç yaşındaki ablası ve on iki yaşındaki küçük kız. İki odası vardı bu soğuk evin birde dışarıda derme çatma bir tuvaleti. Soğuktu her yer. Yanmayan bir soba, anne sıcaklığından yoksun bir oda. Abla küçük bir anneydi adeta. On üç yaşında ev geçindiriyor, tulumbadan su taşıyor, olmayan sebzelerden yemek yapmaya çalışyordu. Bu üç coçuğun paylaştığı soğuk evin menüsü son derece sadeydi.
Sabahları zorla yakılmış sobanın üzerinde kızartılmış ekmeklere sürülen margarin ve çay, akşamları genellikle unla yapılmış bir çorba, soğan ve salçadan oluşan soğan yemeği. Tüm bu zorluklara rağmen ne küçük kızın nede ablasının okula gitmemek akıllarına dahi gelmiyordu. Başka bir hayat görmedikleri için diğer hayatlara özenmiyorlardı etraflarına baktıklarında ise yaşanılan hayatlar onlarınkilerinden farklı değildi. Onlar sadece okumak istiyorlordı ve onun için buradaydılar.
Şimdi onlara ne mi oldu?
Evi geçindiren, kardeşine kol kanat geren abla hayata yeni canlar getiren annelere yardım edip onları bilgilendiriyor. Emekliliği için günler sayıyor.
Küçük kız daha köy ilkokulunda hedeflediği gibi ünivesiteyi bitirdi.Hergün kendisine başvuran gençlere yardımcı olmaya, onları bilgilendirmeye çalışıyor.
Dayı zaten okumadığı için şimdi kendi işinin patronu.
Ve küçük kız kendilerini köy hayatının çilesinden çekip çıkaran fedakar anne ve babasına yaşadığı her güzel gün için teşekkür ediyor.
Fotoğraf:img138.imageshack.us/img138/8209/alonego9.jpg