​ Küçükkuyu... / Yurtiçi Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '08

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
 

Küçükkuyu...

Küçükkuyu...
 

Altınoluk Küçükkuyu ‘ da dalga sesleri arasında bu satırları yazmak oldukça keyifli . Hava oldukça sıcak. Yazın bu sıcak günlerinde bu şirin yerin sahilini , sessizliği ve sakinliği seçen insanlar doldurmuş . Çocuklu aileler , sevgililer . . . İnsan kalabalığında sessizlik ve sakinlik olur mu demeyin , gürültülü bir kalabalık değil Küçükkuyudaki . Kimse birbirini rahatsız etmiyor .

Bir taraftan insanları , bir taraftan zaman zaman dalgaları ile kıyıdaki insanları ıslatan denizi izliyorum .

Sabahın erken saatlerinde yola çıktığım araba yolculuğu , güneşin henüz batmadığı akşam saatlerinde Küçükkuyuda temiz bir apart otelde noktalandı yaşadığım yere dönene kadar .

Ortalama bir hayatı sürdürmek istemediğimi fark ediyorum . Kendim ve vatanım için istediklerimi ancak ortalama bir hayatın çok çok üstüne çıkarak yapabilirim . Her ne kadar şimdilik bu uzak bir hayal gibi görünsede . . .

Eşyalarımı apart otele yerleştirdikten sonra , sıcağın üzerimdeki etkisini atmak için kendimi serin sulara bıraktım . Ve bir ölü gibi yattım denizin içinde . Bedenimin ve ruhumun rahatlamaya ihtiyacı vardı . Bir nevi terapiydi benim için deniz . Denizden çıktıktan sonra havlumu serdiğim şezlonga uzandım ve biraz dinlendim . Rahatladığımdan olsa gerek göz kapaklarım kapanıyordu . Odama gidip bir şeyler atıştırdım ve kendimi uykunun tatlı kollarına bırakmadan önce Necati Cumalı ‘ yı anarak “ Her doğan günü , yeni bir ümitle beklemeyi “ diledim .

Tatilimin ikinci günü , kaldığım apart otelin bir sokak önünden başlayan deniz kenarındaki şezlonglardan birine havlumu serdim ve o günü dinlenerek , kitap okuyarak ve denizi izleyerek geçirdim .

Ve işte üçüncü günde Bozcaada’ya gitmek üzere Geyikliden arabalı feribota bindim . Bir taraftan satırlarımı yazarken , Bozcaada ‘ ya gitmek için yol alan feribotta , saçlarımın rüzgarda savrulmasına aldırmadan çayımı yudumlamaya ve tostumu yemeğe çalışıyorum . Tostumu yerken rüzgarda savrulan saçlarım ağzıma tostumla beraber girmeye çalışıyor . Rüzgar , saçlarıma izin vermiyor ki tostumu rahatça yiyeyim . Ama yine de feribot içinde kapalı bir mekana giresim yok . Rüzgarı doyasıya hissetmek istiyorum . Savrulsun saçlarım özgürce Bozcaada rüzgarında .

Feribot , limana yanaştı , insanlar yavaş yavaş feribotu boşalttı . Ve ben de ada merkezinin yolunu tuttum . Arabası olanlar önceden feribot için yer ayırtıyorlar ki beklemesi olmasın . Sırada bekleyenler arasında zaman zaman münakaşalar yaşanıyor .Gergin ortamdan hemen uzaklaştım .

Ada ‘ nın merkezine doğru yürürken çay bahçeleri karşılıyor sizi ve adaya özgü Çavuş ve Kardinal üzümlerini kasa kasa satan satıcılar .

Çay bahçelerinin yanında yöreye özgü hediyelik eşyalar , tezgahta sizleri bekliyor .

İsterseniz özel arabanızla , isterseniz dolmuşla Ayazma plajına gidebilirsiniz . Deniz ‘ i temiz Ayazmanın . Yol boyunca peşi sıra uzanmış kara üzüm bağları kucaklıyor sizi .

Yolun üst kenarındaki bir kafede oturup sütlü nescafe içtim kendimi serin sulara bırakmadan önce . Emekli olunca bu adaya mı yerleşsem acaba ? Emekli olmak için öncelikle bir iş bulmam gerekli tabi ki . . . Yoksa iş aramaktan emekli olacağım .

Yine bunalmaya başladım , kendimi berrak Bozada suyuna bırakmalıyım bir an önce . . .

Serin sularda ferahladıktan sonra şehir merkezine indim ve şehir merkezindeki şarap dükkanına uğradım . Beyaz ve kırmızı şarap çeşitlerinden birer yudum tattım . Ve kendimce , ağzıma layık olandan bir şişe almaya karar verdim . Tercihimi her zaman olduğu gibi kırmızı şaraptan yana kullandım . Karton kutuya sarılan kırmızı şarabımı naylon torbaya koydular ve ben , Küçükkuyu ‘ ya dönmek üzere feribota doğru yürümeye başladım .

Feribot , Bozcaadadan ayrılırken ağzımda Bozcaada ‘ nın bence eşsiz şarabının tadı , şarap tanrısı Dionysos ‘ a kadeh kaldırmaya söz verdim bir gece .

Tatilimin dördüncü gününde sabah kahvaltımı edip Assos ( Behramkale ) ‘ a doğru yola çıktım . Yıllar önce gelmiştim buraya . Taş binaların arasında yürüdükten sonra zamana meydan okuyan Athena tapınağına gelip , manzarayı izledim . Köy meydanında mantı yedikten sonra tarihi Assos iskelesine gidip , meşhur Assos dondurmasını yerken , kıyıdaki balıkçı lokantalarından birinde şarap içip balık yemeği planladım .

Tatilimin beşinci gününe girerken sabah her nedense geç kalktım . Kahvaltıdan sonra Zeus Altarına doğru yola çıktım . Çamların arasından Zeus Altarına doğru yol alırken , taş evleri koruma altına alınmış Adatepe köyünün birkaç fotoğrafını çektim dönüşte uğramaya karar vererek .

Zeus Altarından görünen manzara harika . Buraya gece mehtabı izlemek için gelmeliyim . Yıldızlar , deniz ve mehtap . . .Buz gibi rakı ve kavunda fena olmaz hani .

Dönüşte Adatepe ‘ ye uğradım . Taş sokaklar arasında biraz dolaştıktan sonra iki çınarın gölgesindeki kahvede oturup soğuk kola ve patates kızartmasını afiyetle yedikten sonra dönüş için yola çıktım .

Dönüş yolunda Tahtakuşlar Etnografya müzesi tabelası dikkatimi çekti ve buraya uğramaya karar verdim . Şahsa ait bu özel müzede , duvarlar şiir ve tablolarla süslü . Yöresel eşyalar ve Yörük çadırı da görülmeye değer . Ayrıca iki dev kaplumbağa mumyasının yanı sıra kurutulmuş çeşitli deniz canlılarını özenle düzenlenmiş vitrinlerde görmeniz mümkün .

Müzeden ayrılmadan önce ölümden gayrı her şeye iyi geldiğine inanılan ökse otlu nazar boncuğu ile üzerinde yaldızlı pullar bulunan siyah beyaz yün iplikten oluşan ve verildiği kişiyle evlenileceğine inanılan süsten aldım . Kim bilir belki yüreğim tekrar sevmek ister . . .

Tatilimin son gününe yaklaşırken , sabah kaldığım apart otel ‘ in önünde denize girmeye karar verdim . Hava oldukça sıcaktı . İskeleden kendimi serin sulara bıraktım ve dalgaların masaj yapmasına izin vererek , ruhumun olmasa bile bedenimin rahatlamasına izin verdim .

Öğleden sonrayı ise Kadırga Koyunda geçirdim . Ve marketten akşam için alışveriş yaptıktan sonra , kaldığım apart otelde dinlenmeye çekildim .

Akşam ise aldığım birayı , kolayla karıştırdıktan sonra , dinlenme tesislerindeyken aldığım kestane şekeri ile birlikte , sahildeki şezlonglardan birine oturup içerken , ılık ılık esen rüzgarın yüzümü okşamasına izin vererek denizi , yıldızları ve ayı izlerken gelecekle ilgili hayallere daldım . . .

 
Toplam blog
: 149
: 435
Kayıt tarihi
: 24.06.08
 
 

1999 yılında Ted Kdz Ereğli Kolejinden, 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyat..