Kuka... / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '09

 
Kategori
Öykü
 

Kuka...

Kuka...
 

''Flüt çalan, masalcı kadın...''


''Birine gökten baklediği elma düşüverir, götürür samanların içine saklar. Cesaret edemez ısırmaya... Elma çok mu büyüktür, ağırdır da, elde tutulmaz, rayihası farklıdır da koklamaya cesaret edilmez, sert kabukludur dişlenmez, ya da çürümüştür istenmez; bu bilinmez...'' Gökten, üç elma düştü!.

Babamın İstanbul'dan getirdiği, annemin de gazete kenarından yaptığı konik bir tıpacıkla, ağzını kapatıp telli dolapta sakladığı ve üzerinde büyükçe bir geminin bitmez tükenmez bir yolculuğa çıktığı o sevimli zeytinyağı kutusunun içindeki yağın, bu hafta sonuna kadar tükenmesini çok istiyordum. Cumartesileri, güneşin bize güler yüzünü gösterdiği gunlerde, erkek çocuklarla birlikte oynadığımız en onemli oyun Kuka'ydı. Ve bir de Gökdere'nin her iki kıyisından, koca koca taşların arasından yukarılara, Uludağ'a doğru en hızlı tırmanma yarişı... Bu tırmanma yarışı, Temenyerinin biraz yukarılarında ıssızlıklarda sona erer, daha üst kısımlara çıkmaya cesaret edemeyip hep birlikte sulardaki taşların üzerinden atlaya atlaya aşağıya inerdik.

Altmışlı yılların yazıydı ve ben kırmızı kurdelam, karne armağanı Ömer Seyfettin'in ''Bomba''sı ve hep ''Pekiyi''li karnemle, İpekçilik Caddesi'ni hızla tırmanırken, Eşkel'de geçireceğimiz yazın da hayallerini yol boyunca kuruyordum... Babamın memuriyet yaşamı, bize iki ayı biraz geçen uzun bir yaz tatili imkanı verse de, Haziran ayının son haftasında hazırlıklara başlar, Temmuz ayının en geç birinci haftası içinde yazlığa taşınırdık. Yazlık dediğimiz de deniz kıyısına yakın, derme çatma, ama buna rağmen üç odası olan bir evdi. Geniş toprak bir bahçesi vardı ve babamın her yaza itina ile hazırladığı gülleri... Kocaman, benim boyumu da aşan, kırmızı renkli bir su küpümüz vardı. Yuvarlak ahşap kapağının üstünde bir kalaylı maşrapa bizi bekler, susadığımız zamanlarda , soğuk kalan suyla bize hayat verirdi... Oyundan sonra koşa koşa eve gelir, parmaklarımın ucunda iyice yükselir, maşrapayı küpe daldırıp, özellikle ağzımın her iki yanından akan serin sularla elbisemi de ıslatarak, kana kana suyu içerdim... Bahçemizin en düzgün yerinde, kuru bir dal parçasıyla, derinlemesine sek sek çizgileri çizer, kızlarla sek sek oynardık. Mermer parçasını sırtımı dönüp çizgiye getirmeden atmakta çok başarılıydım.. Hep birinci olduğum için, komşu kızları benle oynamakta nazlanır, onlara pek oyun vermediğim için de, için için kızarlardı..

Yazlığa gidiş öncesinde de, şenlikli bir mahallede yaşamanın keyfini çıkarıyordum. Zeytinyağının bitmediğini görünce, içindeki yağı, anneme haber vermeden cam kavanozun içine , iyice boşaltım. Yağ, zaten kavanozu dibinde kalmıştı. Bu kadar yağ için annemin bana kızmayacağını düşündüm. Kutunun üzerindeki yağı bezle silip, küçük kırmızı lastik topumu da yanıma alarak sokağa indim. Çok sevdiğim kırmızı topumu da, Kuka'dan sonra, yakan top oyunu için yanıma almıştım. Topu her zamanki gibi, ''Bizim Bakkal'' Hacı Mustafa'nın dükkanını önüne çıkarıp diklediği, limon sandığının arkasına gizledim. Güneşli bir Cumartesi gününde, benim pırıl pırıl yemyeşil zeytinyağı kutumu ortaya dikerek Kuka oyununu başlattık... Bir iki arkadaşım kutunun yuvarlak olmamasına önceden itiraz ettilerse de, tenekenin çekici güzelliğine, üstündeki gemi resmine, beni memnun edecek şekilde ilgiyle daha önce baktıkları için, pek fazla ses çıkaramadılar... Kuka, coşkulu çocukluğumun, bende iz bırakan güzel oyunlarından biriydi. Yere diktiğimiz küçük konserve kutusuna içimizden biri, sıkı bir tekme atar, ebe olan yuvarlanan kutuyu almaya giderken biz de saklanırdık... Sonra ebeye yakalanmadan koşup, kutuyu ayağımızla sobelerdik... Olduğumuz yerde elimizi çırparak, zıplardık: Kuka, kuka, kuka!... Yakalanan ebe olurdu...

O gün, oyunun en heyecanlı anında, Arnavut Vasfiye teyze, bana camdan seslenip, el etti. Açık kapıdan eve girince, beni odaya çağırdı. İçerde, beyaz sakallı bir adam ve yan komşumuz Cevriye teyze oturuyorlardı. Adamın elinde Kuran-ı Kerim, önündeki sehbanın üstünde de içi siyah bir sıvıyla dolu bir kase vardı. Vasfiye teyze, ''İşte hocam bu kız çocuğu olur değil mi?'' diye sordu. Adam başını salladı ve bana yanına oturmamı söyledi. Biraz şaşırmıştım. ''Şimdi ben senin sağ elinin baş parmağına şu siyah şeyden sürüceğim, sen de tırnağının üzerindeki siyahlığın içinde ne gördüğünü söyleyeceksin dedi... Tırnağımın üstüne o hafif ağdalı, garip sıvıyı sürdü ve sordu: ''Bak bakalım, bir erkek ki adı Gürhan, bir kadın ki adı Cemile; oradalar mı? Ne yapıyorlar?...''

Bakar mısınız; tam adamını bulmuşlardı... Bende ki hayal gücünün sınırsızlığını bilselerdi, ''ergenliğe varmamış kız çocuğu'' diye, beni harhalde çağırmazlardı!... ''Cemile kapının önünde duruyor, Gürhan bahçedeki ağacın altında oturuyor, ''dedim. Hoca, ''Hah! tamam kardeşim, oğlun artık pavyona, karı kız peşine gitmeyecek, evin yolunu bilecek'' dedi!... Vasfiye teyze şaşkındı ve ve o an gözlerinin sevinç içinde buğulandığını gördüm.!... Hoca okuyup üflerken, getirdiğim müthiş yorumun Vasfiye ve Cevriye teyzelerin üzerindeki etkisini görünce, kendimi çok mühim bir şey yapmış olarak addetmiştim. Vasfiye teyze, oğlu Deli Gürhan yola gelsin diye eve üfürükçü çağırmıştı!... Eee!...Bana da birşeyler bulaşmıştı işte. Efsunluymuşuz yani; harbiden...

Hocanın okuyup, üflemeleri devam ederken, oyunu unutmuş, bana ikram edilen kek ve çöreklerin lezzet dünyasında, dalıp gitmiştim... Gök gürlemesiyle, o derin dalgınlıklardan uyandım.... Sağnak, camlara vururken, merakla camdan dışarıya baktım. Birden, oyunu hatırladım!... Çöreğin son parçasını çabucak ağzıma atıp, ''ben gidim'' diyerek izin istedim... Koşa koşa merdivenlerden indim. Hava birden soğumuş, arkadaşlarım evlerine dağılmışlardı. Mustafa Amca'nın dükkanına doğru, aşağıya doğru akan sulardan atlaya atlaya yürüdüm. Korktuğum başıma gelmişti. Limon sandığı dükkanın içine alınmıştı...

O günden sonra, ne Kuka tenekemi ne de kırmızı topumu bulamadım...

19.Şubat.2009 / Perpa,

 
Toplam blog
: 392
: 4592
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

İstanbul doğumluyum. Sağlıklı beslenme, yüzme, doğada yürüyüş ve çevre özel ilgi alanlarım. Şiiri ve..