- Kategori
- Şiir
Kül

Zalime kul olmak mı? Yoksa, aşka kül olmak mı ?
gökler kararmış
bulutlar duvar güneşe
gözlerim arar aydınlık yüzünü
parmaklıklar böler tertemiz gülüşünü
dilim sus pus
10 gündür yakalanmışım
tırnaklarım da kanar etlerim
her yanım uyuz
yarama serpilir bol iştahlı etçil tuz
bitler semirir düşlerimde
vurulur militan karanlık bir köşede
çığlığını rüzgar taşır yüreğime
mahpustayım
düş kurup yıkmakta
ustayım
çay sigara
bir de hasretin yer bitirir içimi
bir de zaman
aklıma zarar bu aleni talan
hiç kaçarı yok firarım bu gece
avratlı rüyalara daldı,çıkamaz şişko gardiyan
şu dışarısı nasıldır acaba?
nasıldır acaba insan kalabalığı?
şu sokaklar?
şu hastane kuyruğu?
şu anlaşılmaz patron buyruğu?
sonsuz voltalar atsam şehrin caddelerinde
"git","gel"ler bıktırdı beni
ayağım taşa takılsa yere düşsem
usandım bu lanet koridoru ezberlemekten
değmeyecek mi doğan güneşe yüzüm tel örgüsüz
tek başınayım kimsesiz ve örgütsüz
mahpustayım
ustayım
yokluğuna müptela
varlığına kurstayım
yavuklu kimbilir nerededir?
nerededir ve kiminledir?
ışıltılı bir kaç heves uğruna
gülteni kimlerin yatağın da koklanmakta?
çıkarsam daha beter olacaktır çöküşüm
daha bir kızacaktır hakim efendi
hayat beni hep yüreğimden ebeledi
hakim amca bana kızacak
kalemimi değil kırmak
ufalayacak!
sonsuz bir kelepçe
ölümcül bir aksesuar gibi bileklerimde çıldıracak
çıkarsam bulacağım o kahpe gülten'i
benden bahsedecek bütün haber bültenleri
şehre savrulacak
geçmiş heveslerimin en zifiri külleri.
10 ekim 2006
bakırköy