Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '09

 
Kategori
Anılar
 

Kur’an-ı Kerim dağıtan pazarlamacı

Kur’an-ı Kerim dağıtan pazarlamacı
 

1990’lı yıllarda bir köyde öğretmenim.
20 yıl köylerde öğretmenlik yaptım. Bu arada, bunu da belirteyim.
Köylerin havası çok başkadır. Köy içine yabancı bir araç girdimi, herkesin başı o yöne döner.
Bir satıcı geldi mi, herkes başına toplanır.
Halıcı, pantoloncu, zeytinci, helvacı… Her çeşit satıcı gelir köylere.
Birçok ürün, ucuza satılır köylerde.
Bir de senet sepetle, bir yıl vadeyle ürün satanlar vardır ki, elini kaptıran kolunu kurtaramaz.
10 liralık bir elektrikli alet, 100 liraya satılır vadeyle.
Birde, “kefilli senet” alınır.
Bu şekilde satılan ürünler; çoğunlukla, tansiyon ölçer, masaj aleti, elektrik sobası, dokuma halılar…
Teybler, elektrik süpürgeleri…
Bir yıl geçtikten sonra, eli çantalı bir adam gelir. Çıkarır senetleri. Okur isimleri.
Parasını ayarlamayanlar/ayarlayamayanlar, fellik fellik köy içinde para ararlar.
Para bulamayan, hiç kullanmadığı ürünü yarı fiyatına satıp, yarı fiyatını da ekleyip senedi alır.
Zarar üstüne zarar.
Eeee! “Tilki Erecebin olu (oğlu) alırda, ben alamam mı?” zihniyeti var ya.
Küçücük düzenle, sidik yarışına girersen, elin oğlu tependen aşırır her şeyi.

**
Günün birinde, köy kahvesinde oturuyoruz.
Köy meydanında bir araç durdu. Araçtan kara sakallı bir adam indi. Ayağında yarı şalvar bir pantolon, başında takke.
Kahveye girdi.
Yüksek sesle selam verdi.
Kucağında, yaldızlı kapları içinde tuttuğu ”Kur’an-ı Kerim’leri” göstererek;
“Allah’ın mübarek kitabını dağıttığını, hem rızkını kazandığını hem de sevap işlediğini” uzun uzun anlattı.
Gerçekten, özenle yapılmış ciltleriyle, ihtiyacı olanların alması gerekli “Kur’an-ı Kerim’ler” getirmişti adam. Hem de, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın” mührü var.
Benim çok hoşuma gitti.
Bir tanesini almaya karar verdim.
Adam bir fiyat söyledi.
Peşin fiyatına taksitle.
Pazarlık ettik. Anlaştık. Bir kaç arkadaş aldık.
Biz taksitle oldu mu, Dünya’yı satın alırız.
Bir sözleşme imzaladık.
Adam bize, o zaman kullanılan posta çeklerinden verdi.
Her ay günü gelince, “posta çekleriyle” taksitleri göndereceğiz.
Bir sorun yok.
Evde hanımı sevindirdik.
“Kuran-ı Kerim” olduğu halde, bir tane daha aldık.
Ödemeleri zamanında yaptık.
Beş ayda borcumuz bitti. Aradan birkaç ay geçti.
Bir gün, postacı bana bir mektup getirdi.
Mektubun damgasında, ”Adapazarı” yazıyor.
Açtım mektubu.
Okudum.
“Değerli bilmem kim.
Size şu tarihte şu fiyata bir Kur’an-ı Kerim vermiştik. Bu güne kadar taksitlerinizi ödemediniz.
Size aldığınızın kutsal kitabımız olduğunu hatırlatırız. Borcunuzu ödemediğinizde yasal işlem yapılacaktır.”
Bir ben değil, kim kitap almışsa köyde, herkese aynı mektup.
Tepem attı. Sinirlendim bu işe…
Ben posta ile gönderdiğim paraların, posta alıntı makbuzlarını saklarım.
Hepsini çıkardım.
İlçeye gidip bir kırtasiyede bir kâğıdın üst kısmına fotokopi çektirdim. Kâğıdın altındaki boşluğa da daktiloyla bir kısa not yazdım.
“Beyefendi
Ben ne aldığımın farkındayım. Siz ne sattığınızın farkında mısınız?”
Postaladım gitti.
Bir daha da, hiç ses çıkmadı.
Makbuzu olmayanlar, iki kez ödediler.
Postanede kayıt vardır da, o yıllarda kim ilgilenecek?

Zaman zaman bazı pazarlamacılar, böyle tuzaklar kuruyorlar müşterilerine. Babamda zamanında bir dikiş makinesi almış. Parayı ödediği halde, imzaladığı borç senedini almamış. Satıcı, icra ile ikinci kez para almış.

Adam dış görünümüyle, tam Müslüman.
İslamiyet’i temsil ediyor gibi.
Bir de bakıyorsun, ikiyüzlülüğün bini bin para.
Adam tam bir üçkâğıtçı.
Birde insanlarının, inançlarını kullanması yok mu?
İşte orası kötü.
Siyasette, ticarette, çıkar sağlamakta… İnançlarımızı kullanarak zirve yapmaya çalışanlara uyuz olduğum kadar, başka hiçbir şeye uyuz olmuyorum.
Adam; yaptığı kötülüğün içine, Allah’ı da katıyor, peygamberi de.
“Kur’an-ı Kerim” üstüne basıyor yemini.
“Anam ölsün ki” diyenlerin anası çok olmuş öleli.
“Çocuğumun ölüsünü öpeyim” diyenlerin hepsi bekâr çıkıyor.
“Vallahi billahi zararına satıyorum, ” diyenler. Durmadan satmaya devam ediyorlar. Altlarında son model araçlar.

“Ayıplı mal satan, ayıplı insanlar” neyse de.
“İçinde inancımızı sakladığımız kutsal kitabımızı” çıkarları için kullanan “güzel görünümlü ayıplı insanlar” zoruma gidiyor.
Kafamdaki “önyargıyı” sıyırıp attığımda.
İnsanlara, “insanca davranmaya” devam ettiğimde.
Benim, bu “iyi niyetimi” illa ki kullanmaya çalışan birileri çıkıyor.
Ne yapalım, hayat böyle.
“Gülün dikeni, arının iğnesi” var.
Biz, bütün insanların içinde olmalıyız ki, “hayat tecrübemiz” artsın.
Benim de, “tecrübem” çok artmış durumda.
Hep, insanların içindeyim.
Yardım etmeyi severim, bundan aldatılmam biraz zor.
Eee! Nede olsa “yedimiz kazıkların bileşkesi” çok fazla.

 
Toplam blog
: 420
: 1641
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..