- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kuran'ın indiği mağarada Türk izleri

Böyle mi hacı olunuyor. Kutsal emanetlere saygısızlık gösterilerek mi ?
Bir yazımda ‘Arapları sevmiyorum’ diye yazmıştım ve çok eleştiri almıştım. Beni anti-hümanist diye etiketlemeye çalışanlar yazımın içeriğini tam olarak anlamamışlar. Hâlbuki ben, orada tüm Arapları değil, kendi kültürüne sahip çıkmayan, Araplık ve Müslümanlık bileşkesinde ‘hemfikir’ olamayan, bir dayanışma ve yardımlaşmayı beceremeyen, bilhassa elindeki kara altın’ın sonsuz zenginleştirdiği ‘Arapları’ kastetmiştim. Bununla birlikte de en çok aslında hedef noktasında ‘Vahabi Araplar’ bulunmaktaydı. Bunun gerekçesi de Vahabi geleneğinden <ı>–yani bir anlamda çöl aşireti-ı> Suudi Arapların, görünürde İslam coğrafyası üzerinde yer almasına ve Müslüman geçinmelerine rağmen, öncelikle her türlü lüks yaşamdan vazgeçememeleri ve İslami değerlere gereken önemi vermemeleridir. Yani eleştirimin altında aslında bu yatmaktadır.
Bunu da nereden çıkarttın demeyin, zira Suudi Arapların özellikle Mekke’de ne yaptıkları gözler önündedir. İslamiyet’in doğuşuna tanıklık etmiş, emek sarf etmiş, kan akıtmış, o dönemin insanlarını ve maneviyatı simgeleyen bir tek kabedir günümüze kadar gelebilen. Ve Kâbe, bugün her ne kadar ‘bir İslami farz’ niteliğinde bir ziyaretgâh olarak kullanılıyorsa da, aslında Hac ziyaretleri Suudi Arabistan için bir gelir kapısıdır. Onların İslamiyet’in son kalesi olan Kâbe’ye bir turistik obje gözüyle baktıklarını düşünüyorum.
Kutsal topraklarda, İslam aleminin kutsal saydığı döneme ait, kutsal emarelerin hemen hemen hepsinin üzerinden Suudi Araplar dozerlerle geçtiler. O İslam şehitlerinin birçoğunun mezarları bugün belli değildir. Vahabi geleneğine ve inanışına göre mezar ibaresi onlarda yoktur. Bu yüzden tüm mezarları dozerle dümdüz etmişlerdir. Fakat mezarların yerini tahmin eden Hac’ca giden Müslümanlar, mezarlarının olduğu yerleri belli etmek için belirli noktalara birer taş koymuşlar ve karşısına geçerek dua etmişlerdir. Hâlihazırda bu uygulama hala var mıdır, o taşların da üzerinden de dozerler geçmiş midir bilmem ama Atatürk döneminde kayda geçmiş bir anekdotta, Osmanlı zamanından kalan Ecyad kalesini yıkmak isteyen Suudilere Atatürk’ün ‘ordularımı gönderirim’ sözü ile tehdit ettiği söylenir. Bu durumdan çekinen Vahabi Araplar da yıkmaktan vazgeçmişlerdir. 1. Dünya savaşı sıralarında Türk Garnizonu olarak da kullanılan ve aslında Kabe’nin ‘asi çöl kabilelerine’ karşı savunma maksadı ile 1781 tarihinde Osmanlılar zamanında yapılmış olan Ecyad Kalesi, Cumhuriyetten sonra Türkler tarafından kısmen onarıldıysa da, Suudi Arabistan, belki de o zamanın Türkiye yöneticilerinden biraz da yüz bularak 2002 yılında maalesef yıkmıştır. Ne için biliyor musunuz? Otel yapmak için. Şimdiler de Kabe’ye hakim o tepelerde en az 5 ve 7 yıldızlı süper lüks, hela taşlarının bile altından olduğu ‘Ehl-i Beyt’ adı verilen otellerin odaları Kabe manzaralı diye yok satıyor.
Kale yıkılıp, yerine otel yapıldıktan sonra, özellikle Kabe çevresinde bir çok otel yapıldı. Tümü de Kâbe manzaralı. Suudiler, kendi topraklarında Osmanlı ve Türk izlerini bir bir yok ederken, Osmanlı’nın kutsal topraklardaki 500 yıllık hâkimiyetinden yalnızca, Osmanlı Sultanı Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit han tarafından Kâbe’nin etrafında inşa edilen revaklar kalmıştı. Eğer hala yıkılmadıysa, şimdiler de bir tek onlar var, Osmanlı’yı hatırlatan.
Şimdi bunları neden anlattım. Sayfa başında ‘Arapları sevmiyorum’ dememin hikâyesini anlatmak için. İşte bu sebepten dolayı ben Arapları ne İslamiyet’in, ne Kâbe’nin, ne de Kutsal emanetlerin tek bekçisi olarak görüyorum. Onların gözünü yalnızca para ve lüks yaşam bürümüş. Bugün Kâbe’nin tarihi kaç bin yıllık. Yalnızca Ecyad kalesi bile yıkıldığı tarihe kadar 200 kusur senelikti. Varın gerisini siz düşünün. Mekke’de Hz. Ayşe’nin evi bile, tamirat görüp, duvarlarına klimalar takılıp, bugün kütüphane ya da benzeri bir iş için kullanılıyorsa, Kâbe’nin dibinde gökdelenler yükselip, Kâbe önemsizleştirilmişse, kimse bana Suudilerin gerçek Müslüman oldukları masalını anlatmasın.
Durum bu merkezde iken, Hac vazifesi yapan milyonlarca Müslümanların buna sessiz kalması da ayrı bir facia tabiki. Bırakın, seslerini çıkartmayı, son kalan mirasa bile tam olarak sahip çıkamıyorlar. Geçtiğimiz yıllarda bir tv kanalında izlemiştim. Geçenlerde, sahur vaktinde de tesadüfen yine izleme fırsatı bulabildim. Mekke’de bulunan Hira Dağı’na <ı>(Cebel-i Nur= Peygamber Efendimize Allah tarafından peygamberlik görevi verilmeden önce kendisi çeşitli zamanlarda bu dağda bulunan Hira Mağarasına çıkar ve orada tefekkürde bulunurmuş)ı> çıkan Hacılar, o mekânı bile temiz bırakmamışlar, her tarafa yazılar ve isimler yazmışlar. Yazılar ve isimlere bakınca, genelinin, muhtelif Arap ülkelerinden gelen Hacılara ait olduklarını anlıyorsunuz. Ancak, bugün okuduğum bir haberde, biz Türklerin de bunda geri kalmadığını anlaşılıyor. Yukarıdaki resimde gördüğünüz yazı, Hz. Peygambere Kuran-ı Kerim’in indirildiği Hira dağındaki mağaranın duvarına Türklerin buralarda Osmanlıdan sonra, ne kadar derin izler bıraktığının en belirgin ve çarpıcı göstergesi. Belki biraz daha yer kalsaydı ‘’Oflu Yunus Buradaydı” diye yazacaktı.. Belki de, bir kalp çizip, yanlardan oklar çıkartıp, kendisinin ve sevgilisinin ya da eşinin baş harflerini de yazacak veya kazıyacaktı. Ama bu kadar yazabilmiş.
Artık Araplardan sonra bu Türkleri de sevmiyorum. Şimdi hem bu zihniyette olanlar, hem de tarihi eserleri dozerlerle yıkıp, kutsal mezarlar üstüne oteller diken Suudi Araplar bir tür Vandal olarak adlandırılamaz mı? Bence öyle. Onlar haris ruhlu bir vandaldırlar.
<ı>
Vandallık ya da Vandalizm, ı><ı>bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemidir. ı><ı>Vandalı><ı> diye tanımlanan bir kişi; kırma, parçalama, yok etme, kesme, yakıcı madde atma, boya atma yoluyla sonucunu bilerek, başkasının ya da kamunun sahiplendiği, önemsediği ve değerli bulduğu bir maddeye (örneğin, okul araç-gerecine, müzede sergilenen tarihsel bir yapıta, resim galerisindeki bir tabloya) zarar verir.ı> Bu tür örnekler genellikle, heykel ve resim gibi sanat eserlerine karşı yapılmış eylemlerdir ama orada var olan objelerde ‘kutsal emanetler’ kapsamında Müslüman kamuoyuna mal olmuşlardır. Yani Suudi Arapların değildir. Kültürel değerlerdir. Ama Suudiler bu değerlere sahip çıkmamış ve hepsini yıkmışlardır.
İşte bu noktada Vahabi Araplara karşı çıkmayan, itiraz etmeyen hatta Atatürk gibi tehdit etme cesaretini bile gösteremeyen, sahte tüm İslam aleminden de nefret ediyorum. Onlar da Vahabi Suudilerin Vandallıklarına ortak olmuşlardır. Bence onlarda birer Vandaldırlar. Tarih onları affetmeyecektir.
Bari elde kalanlara sahip çıkılsın. Bu cesareti gösterebilsinler.
../..
Bu blog Milliyet.com.tr sitesinden 737 kez görüntülenmiştir