- Kategori
- Dostluk
Kurduğu oyun'da oynamışım..

Hani insan yatağına uzandığında pembe hayaller kurmak ister ya..Hep öyle yaptım yıılar boyu. Sonra insanların bazen göründüğü gibi olmadığını yada olamadığını anlamaya başlayınca hayallerim de çok boyutlu olmaya başladı.
Bir arkadaşım vardı. Bir anda giriveren hayatıma. Öyle bir zamandı ki ki bu hem tiyatro turnelerinde hem özel hayatımızda hiç ayrılmıyorduk.
Sabahtan akşama kadar tiyatro'da beraberdik. Akşam eve gelince saatler süren telefon konuşmaları. Sonra mesajlajmalar. Sanki bir büyülü bir aşk hikayesi gibiydi. O evliydi, bir de oğlu vardı. Benden büyüktü arkadaşım bir kaç yaş. Ve bende onun hayat tecrübesi(!) ne çok ama çok güveniyordum. Ona sormadan adım atmıyordum.
Şimdiki deyimle hayat koçum olmuş gibiydi. Ben ki her kararını kendi verebilme yetisine sahip olduğumu düşünürdüm ama onun fikirleri bir başka önemliydi benim için. Yıllar geçti. Biz artık kardeş gibi olmuştuk. Birbirine çok benzeyen abla kardeş sanıyorlardı bizi her görenler.
Bir gece yarısı telefonum çaldı. "Lütfen hemen gel,çok kötü durumdayım. ... beni aldatıyor " dedi arkadaşım.
Gece yarısı nasıl toparlanıp çıktığımı hatırlamıyorum. Evine varana kadar " ben ne yapacağım şimdi,nasıl aralarına girerim,ben neden gidiyorum,ama yok gitmem gerekiyor,en yakın arkadaşım, ah neden ya yapılırmı bu benim biricik arkadaşıma" gibi cümleler de benimle beraber geliyordu. Evin önüne geldiğimde aradım aşağıdayım diye.
Çocuğunu uyutmuş aşşağıya indi. Senin arabayla gidelim dedi. Bizim araba tanınmasın ! "ya biz nereye gidiyoruz ki, kimi nerede görmek amacımız !" bu sorular sadece içimde kalabildi.
Bir hafta boyunca her akşam o adrese gidiyorduk. İki saat kapının önünde duruyorduk. Arkadaşım arabanın içinde bana ağlayarak " beni aldatıyor biliyorum. ben bunu haketmedim" diyordu. Ben de onunla beraber ağlıyordum.
Evinin telefonunu aradığımda eşi çıktığında sanki aldatılan benmişim gibi soğuk bir sesle konuşuyordum. Adamcağız ne olduğunu anlamadan arkadaşıma veriyordu telefonu. Dikkatimi çeken; arkadaşım eşi evdeyken aradığımda çok şen konuşuyordu telefonda. O yokken de tam bir melankolik havaya bürünüyordu. "belli etmemeye çalışıyor" diyordum kendi kendime.
Bir akşam yine aynı meçhul adrese gitmek üzere buluşacaktık. Evden çıktım. Tiyatro'ya uğramam gerekiyordu.
İşimi bitirip birazda geç kaldığımı fark edip hemen telefona sarıldım. Telefonu eşi açtı !
"... telefonunu evde unutmuş " dedi. Ben yine soğuk konuşurken. " Dur bir dakika kapatma, neden bana günlerdir sanki suçlu biriymişim gibi tavır takınıyorsun anlamıyorum" dedi. Ben de kadınsal duygularımla (herşeyi mahvetmek pahasına) sesimi yükselterek " neden bunu arkadaşıma yapıyorsun,o evine bağlı, seni çok seven bir kadın. Neden ona layık olmadığı bir yaşam sunuyorsun" dedim. " Sakın bir yere gitme seninlen konuşacaklarım var " dedi. Dinlemek istemediğimi söyledim ama ısrar etti. Zaten arkadaşıma da ulaşamıyordum. Bari bu adamın ifadesini alayım diyerekten buluştum.
Adam'ın sarfettiği her cümlede yerin dibine batıyordum sanki. Çok uzun geçen tek taraflı konuşmanın özeti şuydu.
Benim her şeyine güvendiğim arkadaşım "olmayan insan hayalleri kurarak (yani aldatılan eş olmadan) kendine çizdiği, yazdığı senaryoda benide oynatarak, eşini ve çocuğunu ihmal ederek ve daha da acısı uyuşturucu hap kullanarak yaşıyordu ! Dinlediklerim karşısında söyleyecek kelime bulamazken, telefonum çaldı. Arayan numara gizlydi. "Ben saatlerdir burada seni bekliyorum neredesin " Öyle bir azarlanmıştım ki telefonda arkadaşım tarafından. Hiç sesimi çıkartmadan dinledim. "Yarın görüşürüz, gelemeyeceğim bu akşam" dedim. Ondan sonra gözlerim karardı. Ben neredeyim,zaman hangi zaman sorularım geldi hemen peşimden.
Ertesi sabah prova'ya gittiğimde neşeli arkadaşım(!) beni bekliyordu kapıda. "Dün çok güzel bir şey oldu. .. bana her şeyi anlattı. Boşanmak istediğini ve ne istersem vereceğini söyledi" Bak arkadaşım başardık, her şey ortaya çıktı ! " Neydi ortaya çıkan bilemiyordum. Onun eşiyle konuştuğunu söylediği saatte bende eşinden olayları dinliyordum !
İki hafta bu oyun devam etti. Hep bekledim bana bir şeyler açıklamasını. Ama o " mahkeme günü belli oldu, evi bana bıraktı, arabayı o alacak, çocuğun velayeti bende, nafaka verecek,o kadınla evlenecek vs.. konuşmalarına devam ediyordu. Sonra ben bencilce düşünmenin doğru olmayacağını düşünerekten,psikolog bir arkadaşıma danıştım. Bana " bırak anlatsın senin doğru olmadığını bildiğin dünyasını" dedi. İki yıl o oynadı ben seyrettim !.
Bir yandan da tedaviye başlamıştık ama. Şöyle ki bana uyuşturucu kullandığını söylemişti. Hap alıyormuş. Ben onu ağrı kesici zannederken ! Bunuda benim "yeter artık şu ağrı kesicilerden bir kurtul isyanımla itiraf etti."Bildiğin gibi değil,sinirlerim berbat. Sakinleşmek için alıyorum."dedi ve ikna etmek düştü başa doktora gitmeye. Neyse ki onu yalansız başarabildik !
Aradan iki yıl geçti. Eşinden boşandı(!),ev ona kaldı vs.. Evine telefon açtığımda eşi telefona çıkarsa çocuğu almaya geldi diyordu.
Sonra benim tayinim dolayısıyla uzaklaşmam gerekti yanından. Bu olay olalı tam 8 sene oldu. Ve kendi yazdığı oyun hala devam ediyor telefonların da. "Yeni bir hayat istiyorum" diyor.
Hayallerime gelince; arkadaşımın hep mutlu olmasını diledim hep. Bana oynadığı oyunun kendi isteği dışında geliştiğini düşünmeye çalıştım . Şu anda göremesem de hep haberlerini alıyorum ayrılmış olduğu eşinden (!)
Yeni bir hayat kurma çabaları devam ediyormuş. Ve son duyduğumda psikiyatr denetiminde tedavi görüyormuş.
Konan teşhis de " çoklu kişilik" Yani kendi inisiyatifi dışında gelişen bir olay !
Şimdi düşündüğümde kendime hiç ama hiç kızmıyorum. Çünkü o döneminde (hastalığın en yüksek seyrettiği dönemde) onu anlamaya çalışmakla doğru bir davranış sergilemişim.
Hiç bir zaman önyargılı olmamak gerektiğini anlatan bir olay olmuştu benim için.