- Kategori
- Ekonomi - Finans
Küreselleşme ve Türkiye

Çetin Altan dan alıntı ile "Modern teknoloji sayesinde değişen enerji kaynakları ve üretim biçimleri sonucu; kol gücüne dayalı işçi sınıfına ihtiyaç azalırken; kendi iç pazarını aşan üretim sektörü de; küreselleşmiş bir dünyada, yoksulluğun azalmasını ve müşterilerin yaygınlaşmasını istiyordu."
Tabii ki küreselleşmede ilk amaç zengin ülkelere çıkar sağlamaktı
Ancak sermaye miiliyetçiliği terkedip "uluslararası" bir aidiyete mensup olunca sadece "kar" hedefiyle silahın yönü gelişmiş ülkelere döndü ve onları tehdit etmeye başladı. Son yıllarda moda terimle "Low Cost Country Sourcing" (düşük maliyetli ülkelerden tedarik) bir çılgınlığa dönüştü. Örnek dünyanın en büyük süpermarket zinciri Wallmart devlet olsaydı Çin in ilk 15 te yer alan ticari partneri olurdu.
Düşük maliyetli ülkelerden tedarik zincirini kurabilen firmalar rekabette büyük avantaj elde etti. Gelişmiş ülke ekonomileri bu sayede ekonomilerini büyültmeyi veya korumayı becerebildiler. Bu sayede dünya tarihinde bir ilk olarak son 5-6 yılda kesintisiz bir büyüme sağlandı
Ama bu son büyüme başarısının altında yatan bir başka neden de dünyada hammadde fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle oluşan sermaye fazlalığıydı. Bu sermaye fazlası dünyada her deliğe aktı ve gelişmekte olan ülkeleri finanse etti (sıcak para). Ancak bu finansman metodu eroin bağımlılığı gibi olduğundan, bunu bırakamayan devletler bu sermaye ile uzlaşmaya çalıştı,
Bu arada Fransa, İtalya vs. gibi ekonomik dinamizmini yitirmiş gelişmiş ülkeler üretimin yer değiştirmesi nedeniyle büyük bir paniğin içine girdiler ve daha korumacı tutumlar takınmaya başladılar. Yani rüzgara karşı tükürmeyi tercih ettiler, sonuç onlar için çok kötü oldu ve olacak. Bu ülkelerin istikrarları sarsılmaya başladı ve bu ülkeleri bir yenilgi psikozuna soktu,
Ama "Sıcak Para" devletlerin bir anlamda ekonomik egemenliklerini yitirmesiyle sonuçlandı (Türkiye onlardan biridir - mevcut AKP iktidarı da bugüne kadar ki TC hükümetlerinin en yeteneklisi değil, ama en şanslısıdır)
Dünya hammadde fiyatlarındaki artış %60 tan %400 e varan oranlarda gerçekleşti. Unutulmuş maden sektörü büyük sükse yaptı. Neden? Cevap sadece Çin ve birazda Hindistan ın tüketime başlamasıydı. Yapılan otoyollar, binalar vs alt yapı yatırımlarında kullanılan malzemelere talep dünya kaynaklarını zorladı ve fiyatlar patladı
En büyük savaş yükselen güç olan Çin ve Hindistan ın kontrol edilmesindeydi. ABD dünya iktidarını yitirmemek için ve bu ülkeleri Petrol konusunda bağımlı kılmak için ortadoğudan, asya ya kadar bir harekata girişti
(Çin ve Hindistanın enerji açlığı için bir bilgi > düzenli elektrik kesintileri yapılıyor, özellikle sıcak bölgelerde klima çalışması ihtiyacı olan zamanlarda)
Buna Rusya-Çin-Hindistan ın başını çetiği "Shanghai Beşlisi" hareketi ile cevap verildi.
Siyasi açıda bir cüce olan AB, Rusyanın gaz kesme tehditleri ile inlemeye başladı (ülkeler birer birer Rusya ile bağımsız gaz anlaşması yapmaya başladı). ABD ve AB net olarak bazı ülkeleri (Gürcistan, Ukrayna, Orta Asya Türki ülkeler vs) tekrar Rus nüfuz alanına bıraktı (Not: 2030 yılında Rusyanın nüfusu %15-20 oranında azalacak ama gaz ve petrol kaynaklarıda bu yıllarda sadece kendine yetmeye başlayacak, ondan sonra vaziyet karışacak)
Çin de batı yanlısı protein ağırlıklı değişen besin anlayışı ve hammadde ihtiyacı ülke kaynakları ile karşılanamaması nedeniyle Çin, Afrikaya büyük bir yatırım ve siyasi nüfuz hamlesi başlattı. Bir kaç ay evvel Pekin de düzenlenen ve Afrika ülkelerinin %70 nin katıldığı Çin-Afrika zirvesi bunun önemli bir işeretiydi. Çin yaptığı Afrikada yaptığı milyarlarca dolarlık yatırımla ülkesinin karnının doyurmak için çiftlikler açmakta ve enerji-hammadde açlığı içinse maden-petrol aramaları yapmaktadır. Çünkü, Çin in bir un kurabiyesi gibi dağılabilecek gevşek etnik yapısı vardır ve bunu çözebilecek en birincil tehdit insanların doyurulamamasıdır (iş-aş),
Demokrasiyi temsil eden Batının icadı küreselleşmede silah tersine dönmüş, batı ekonomileri kendilerini nasıl koruruz konumuna girmiştir. Çünkü bu iş özellikle zengin ama küçük ülkeler için büyük tehdittir. Çünkü gelecekte oluşacak dengelerde Nüfusça küçük ülkelerin muhtemelen esamesi okunmayacaktır. Avrupada ki küçük ülkelrede milliyetçiliğin artması ve Türkiye karşıtı tutumların nedenlerinden biri budur,
Küreselleşmeden istifade eden başını Çin, Rusyanın ve Hindistanın çektiği ülkelerde demokrasi yoktur (Hindistan hariç), hepsi nükleer güçtür. Rusya ve Çin uzay çalışmalarında büyük başarılar elde etmişlerdir. Gelecekteki bir büyük kavgada uzayda olacaktır (yakın kaynaklardan maden tedariki için)
İslam ülkeleri hem kalkınmayı sağlayacak iç dinamiklerden yoksundur hemde süratle mezhep kavgalarına yuvarlanmaktadır,
Bütün bu olaylar için de ülkemiz maalesef sadece bir figürandan öte değilidir. Geleceğe faydası olmayacak kavramlar üzerinde ülke bir birini yemektedir. Ülke hala Osmanlıdan sonra bir türlü tanımlayamadığı kimliğini tanımlamak için kıvranmakta, bunu da Son 150 yılda yaşanan çöküş tarihinin gölgesi altında yapmaktadır,
Ülke ekonomisi emek-yoğun sektörler üzerine inşa edilmiş, ama ülke erken ve dengesiz rekabete (AB ile Gümrük Birliği ve WTO da (Dünya Ticaret Örgütü) gelişmiş ülkelerle haretket edip vergi tarifelerinin ayarlanmasında kendine dezavantaj yaratmıştır) giriş ve "sıcak para" fenomenine tutulmuş olması nedeniyle büyük bir cari açığa yol açmış ve ülke parası hızla değerlenerek hak edilmeyen ve borçla bir zenginliğe kavuşulmuştur. Esas problem artık parada devalüasyon yapılsada cari açığın kolayca giderilemiyeceğidir. Çünkü Türkiye ara mal diye tabir edilen işlenmiş hammdadde ithalatçısı olmuştur, bu sıcak para fenomeninin bir sonucudur (Dünyada pek çok gelişen ülke bu konumdadır)
SON SÖZ: "Artık ok yaydan çıkmıştır ve geriye dönüşü yoktur, ya mevcut ortamda yaşanılacak yada yok olunacaktır. Mevcut ortamda EFENDİ olarak yaşayabilmek tabii ki tercih sebebidir. Geleceğin dünyası, çok iyi eğitimli ve yetenekli fertlerden oluşan; rekabet gücü son derece yüksek olan ve aynı zamanda yüksek teknolojili caydırıcı bir ordusu olan ulusların yarış dünyasıdır. Ülkemizde bu gerçekliğe uyumuna göre gelecekte yerini alacaktır."
28 Ocak 2007, Hakan DOĞU