- Kategori
- Güncel
Kurşun atın kurşun (Burası tahrir değil, Taksim Meydanı mı)
Mısır’da halk toplanmış bir meydan da, el ele ve karar vermişler, Mübarek devrini bitirmeye.
Adını biliyorsunuz hepimizin hafızalarına kazınmıştı bir zamanlar “Tahrir Meydanı” aslına bakarsanız sıradan bir meydandı…
Ve o meydandakiler bitirdiler “Mübarek” dönemini azimle şevkle hiçbir duyguya kapılmadan…
***
İşte bu tarihten itibaren “İslam” dünyasındaki “diktatörlerin” bağnazlar yobazların korkulu rüyalarının adı;
“Tahrir Meydanı” ve meydanlar oldu.
İstanbul’da da bildik tanıdık tarihi bir meydan var biliyorsunuz; “Taksim Meydanı”
Bence korkuyorlar “Taksim meydanından”
İnsanın aklına gelmiyor değil, neden olmasın, üstelik yıllardır bu kadar ah ve beddua alacaksın “Taksim meydanından” korkmayacaksın, sıkar…
***
Ülkede alışkanlık yaptı, sabahın köründe baskın yapıp, hiç kaçma düşüncesi olmayanları suçunun günahının ne olduğunu söylemeden daha yatağındayken alıp götürmek…
Dün gece de sabahın beşinde gelmişler “Taksim Meydanı” Gezi Parkına. Hurra girişmişler “gece nöbetinde” olan suçu “Gezi Parkındaki” ağaçlarımızı kesmeyin, demekten başka suçu olmayanlara.
Çadırları sökülmüş bir kısmı oracıkta zabıtalarca yakılmış, bir kısmı büyük bir hızla yangından mal kaçırırcasına sökülüp atlıyor belediye araçlarına.
Önlerine çıkan kadın çoluk çocuk demeden girişmişler kalabalığın arasına, Toz duman ortalık sanki savaş alanı.
Burası Mısırdaki “Tahrir meydanı” değil Taksim meydanı. Yani medeniyetin beşiği denilen İstanbul da;
Meydanda biber gazı cop demir sopa tazyikli su Allah ne verdiyse var, insanlıktan başka…
Gencecik kızlar, delikanlılar kim olduğuna bile bakılmadan anlamadan dinlemeden sorgulamadan, acımadan tekmeleniyor, yerlerde sürükleniyorlar saçlarından…
Tekme tokat kovalanıyor, kadınların bacak aralarına tekmeler atılıyor, ithal edilen yeni coplar havalarda uçuşuyor, kime iniyor niye iniyor bilen yok…
Tekme tokat tazyiki su biber gazı, ne yapacak millet kaçıyor bir kenara önüne bir duvar çıkıyor, yıkılıyor üzerlerine, çoluk çocuk kadın altında kalıyor yaralanıyorlar.
Fırsat bu fırsat deyip acımadan tekmeliyor, üzerinde tepiniyor yere düşenin “Türk Polisi” ama öyle böyle değil önüne kim gelirse…
Nasıl bağırıyor kadınlar çocuklar can havliyle, nasıl küfür ediyor lanet okuyor adamlar, durun yapmayın biz terörişst değiliz diyorlar, ne duyan var ne de takan; Vurun kahpeye…
***
Bir adam yerde yatan gencecik kadınlara acımasızca ve durmaksızın tazyikli su sıkılmasına isyan ediyor, yapmayın etmeyin azıcık insafa gelin bunlar kadın diye bağırıyor, sesini duyuramayınca gidiyor yumrukluyor polisin su sıkan panzerlerini ve bir kurşun hızında su ile taklalar atarak, sürüklenerek yıkılıyor yere kendinden geçiyor. Hastaneye götürüyor apar topar arkadaşları, kim olduğunu şu anda sağlığının ne durumda olduğunu bilen yok.
Duvarlar yıkılmış elleri kanayan dizleri parçalanmış saçları yolunmuş “insanlarımız”
Göz gözü görmüyor bu arada, daha uyanamamış “gece nöbetçileri” neye uğradıklarını şaşırıyorlar, bir taraftan iş makineleri diğer tarafta “Türk Polisi” ateşliyor biber gazı tüfeklerini, ciğerleri yanıyor, hayatları kararıyor adeta, ağlayan sızlayan yalvaranın haddi hesabı yok…
***
Taksim Meydanı neyse ki “Tahrir Meydanı” değil ama olmaz da değil bu gidişle…
Bu anlattığım sahnelerde ne Filistin İsrail çatışmalarından ne de Suriye’den alınan sahneler, İstanbul’un göbeğinde “Türk Polisi” tarafından kendi halkına karşı ortaya koyulan sahneler…
Karşılarında düşman askerleri yok, eli kanlı terör örgütü PKK militanları yok, ellerinde ne bir silah ne bir kesici alet tutan insanlar yok, sade ve duyarlı vatandaşlar o kadar,
Ellerinde gitarlar sazlar dillerinde bizden şarkılar yanık türküler Nazım Hikmetten dizeler…
Amaç; Taksim Gezi Parkında yetmiş sene önce dikilen ve ancak bu hale gelebilen “ağaçlarımıza dokunulmasın…”
***
Dikkat ettiniz mi; medeniyetin beşiği dediğimiz kentteki Gezi Parkında kan var gözyaşı var yara var bere var, şiddet var, yeni ithal coplar var tazyikli su ve yılın modası biber gazı tüfekleri var, vatandaşların karşısında ise “Türk Polisi” var, kendi halkıma kendi vatandaşıma vuramam şiddet uygulayamam, kıramam diyemeyen…
Bir tek şey eksik kalıyor beyler bir tek eksik;
“KURŞUN ATIN KURŞUN…”
Nasıl olsa biz karar verdik, rahatlıkla sakın dinlemeyin yakın yıkın vurun kırın diyen “BİRİ” var başınızda, niye “ÖLDÜRÜN” demesin ki?
Ne de olsa karşınızda “Halk” yok size oy atmayan “düşmanlar” var…
***
Orada yüreklerini ortaya koyan adı sanı kimliği dili dini ırkı cinci ne olursa olsun herkesi kutluyor, ellerinizden saygı ve sevgiyle öpüyorum.
Belki mücadeleniz netice bağlamayacaktır ama olsun çok büyük bir işi başardınız; Bu muhteşem duyarlılıklarınıza, şehrinizi parkınızı doğanızı sahiplenmenize sonsuz teşekkürler ediyorum.
Allah sizlerden bin kere razı olsun ve yolunuzu, bahtınızı açık eylesin bu güzel CUMA GÜNÜNDE…
Kötüler ve kötülükler daima kaybetmiştir, er veya geç kaybedecekler. Sakın beis ve üzüntü duymayınız, yaptıklarınızla ve kendinizle gurur duyunuz.
Çünkü “Tarih “ ve biat kültürüne yenik düşmüş, at gözlükleriyle dolaşan cenahlarının dışındaki halk sizi asla unutmayacaktır.
Erdoğan ÖZGENÇ