​ Kürt Açılımı ve düşündürdükleri / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Kasım '09

 
Kategori
Siyaset
 

Kürt Açılımı ve düşündürdükleri

Kürt Açılımı ve düşündürdükleri
 

DTP başkanı Ahmet Türk


Kürt açılımı mı? Demokratik açılım mı?

Açılım, açılıp saçılmaya başladı. Ayakları yere bir türlü basmayan, ne olduğu dahi ortaya atanlar tarafından da anlaşılmamış AB ve ABD tarafından belli ki empoze edilen, her nasıl oluyorsa, güya üniter yapıyı bozmayacak olan, ilk önce Kürt açılımı sonra da demokratik açılıma (Kürtlerden başka etnik guruba hitap etmeyen) dönüşen bu süreç, muhalefete göre de bu sürecin ülkeyi temelden dinamitleyerek etnik ayrışmaya yol açarak, üniter yapıyı aşamalı olarak bozarak federatif yapıya doğru yol alacağını hatta ülkenin bölünüp parçalanabileceğini ileri sürmektedirler. Güya, iktidar Apo ‘yu süreçten dışlamaya çalışırken onun siyasi temsilcisi olduğunu söyleyen DTP ile uzlaşmaya çalışmaktadır. Barışın adresinin İmralı olduğunu söyleyen DTP ile kimi zaman da bu söylemi nedeniyle çatışsa da, beraber hareket eden bir görüntü çizmektedir. Bu hareketin ön çalışmalarını kendi doğulu milletvekilleri ile DTP’li milletvekillerinin basına da sızan toplantılar yaptıkları bilinmektedir. Ülkede ekonomik göstergelerin ve işsizliğin iyice alarm vermesi sonucu oy kaybeden iktidar, uluslararası büyük güçlerinde teşviki ile de halkın düşüncesini başka yöne kaydırma düşüncesiyle açılım düğmesine zamansız basmış oldu. Uzun süre sürecin içeriğini doldurmakta da hazırlıksız olduğundan ya da kamuoyu oluşturma kaygısıyla da olabilir; ortaya çözüm adına doğru dürüst bir şey de koyamadığı gibi, muhalefetin çözüm konusunda şüphelerini ve direncini de artırmış oldu..

PKK’lı gurubun karşılanışı da muhalefetin daha da keskinleşmesine, eleştiri dozunu artırmasına ve de nereye gidiyoruz sorusunun daha da keskin bir şekilde dillendirilmesine yol açtı. İktidar demokratik açılımın AB standartlarına ulaşmak için yapılması gereken düzenlemeler olduğunu söylerken de bu işin arkasındakileri dolaylı olarak itiraf etmiş oluyor. PKK'nin yeterince ezilmeden aceleyle başlatılan bu açılımı, PKK ve onun siyasi temsilcisi olduğunu inkar etmeyen DTP ise, sürecin silahlı ve siyasi mücadelenin sonucunda elde edilen kazanım olduğunu ileri sürerek , taraftarlarına zafer müjdeleri vermektedir. Özellikle Kürtler arasında siyasi tabanını güçlendirmeye çalışarak, bu sorunun tek temsilci olmaya çalışan DTP, demokratik açılım sürecinin rüzgarını da arkasına alarak sorunu kendi lehine sürekli istismar etmektedir. DTP özellikle Ege ve Akdeniz'de göçle oluşmuş seçmen kitlesini de arkasına alarak kışkırtıcı gösteriler sonucu etnik çatışmanın fitilini İzmir’de olduğu gibi ateşlemektedir. Özellikle etnik bölücülüğün yapıldığı yerlerde nüfus artış hızının diğer bölgelere göre çok fazla olması, göçle batıya gelenlerin, yeni eklenenlerle kültürel ve demografik yapıyı bozarak şehirlerde yeni gettolar oluşturması, özellikle Türk çoğunlukta büyük gelecek kaygısına yol açmaktadır. Kürt nüfus artış hızı aynı kaldığı entegrasyonun da olmadığı takdirde büyük ihtimalle en geç 2100 yılında nüfusun en az yarısı kendini etnik olarak başka tanımlayanlardan oluşacağı düşünülmektedir. PKK ve onun siyasi kanadı olduğunu sürekli itiraf eden DTP, ilk önce egemenliğe aynasal anlamda ortak olmayı sonra da egemen olmayı hedeflemektedir. Birçok PKK sözcüleri Anadolu'nun gerçek sahipleri kendileri olduğunu Türklerin işgalci olduğunu ve egemenlik haklarının Türklerin ellerinden aldıklarını ileri sürmektedirler. PKK sadece belirli bölgeleri istemiyor; Türkiye’nin tamamını istemektedir. Bu nedenle PKK ve yandaşlarının isteklerinin demokratik açılım süreçleri ile ne yapılırsa yapılsın tatmin edileceğini sanmak safdillik olacaktır. PKK büyük ihtimalle demokratik açılım sürecini de bu yolda ele geçirilmiş büyük bir kazanım olarak görecektir. Onun için iktidar demokratik haklar ile terörün ayrı şeyler olduğunu, bu açılım sonucu PKK'nin Kürt gençlerini dağa göndermek için nedeni kalmayacağını söylerken PKK terörünün de hemen sona ermeyeceğinin altını çizmiş olmaktadır. Dağdan inenler de teslim olmak için değil Apo’nun emriyle geldiklerini söylemişlerdir. iktidar bu bölgedeki oylarını artırmak için cumhuriyet döneminin en büyük bölücü isyanlarından birisi olan Şeyh Said isyanında (isyanın ilk anında 300 askerin isyancılarca öldürüldüğü söylenmektedir. İsyan bastırılırken de orantısız güç kullanıldığı ileri sürülmektedir.) Şeyh Said’e ve isyancılara isyan bastırılırken dini ve etnik kıyım yapıldığını ileri sürerek Kürt ve Alevi oylarını ele geçirmeyi hedeflemektedir. DTP’li Emine Ayna Apo ile Şeyh Said arasında fark bulunmadığını Şeyh Said’e gösterilen müsamahanın aynısının Abdullah Öcalan’a da iktidarca gösterilmesini istemiştir.

Zaten, 1980 askeri darbesinin bir numaralı ismi ve eski Cumhurbaşkanı olan Kenan Evren'in Türkiye'yi üniter yapıdan kademeli olarak uzaklaştırarak Türk-Kürt federasyonu haline getirmeyi düşündüklerini konuşmasında itiraf etmiştir. Bu dönem de Başbakanlık sonra da Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Merhum Turgut Özal da Kuzey Irak'taki Kürtlerin de desteğini alarak Kerkük ve Musul'u ele geçirmek için Kürt -Türk federasyonu kurmak istediği söylenmektedir. Türk-Kürt ittifakının tarihsel açıdan Araplara ve Farslılara (siyasi şii'le) karşı denge unsuru olması yanında , özellikle yüzyılımızın enerji koridoru olacağı düşünülen Türkiye toprakları üzerinde etnik çatışmaların sürmesi AB'nin ve ABD'nin işine gelmemektedir. Bu çatışmanın sona erdirilmesi için mevcut üniter yapının esnetilmesi, kademeli olarak federatif yapıya dönüştürülmesi büyük güçlerce kurgulanmakta, iktidar da bu istenci Türkiye'nin yeni dış politikasının gereği olarak, bölgede Türkiye'nin etkinliğini arttırıcı ve aynı zamanda da terörü sona erdirmek için tarihsel bir fırsat olarak görmektedir.

 
Toplam blog
: 68
: 2793
Kayıt tarihi
: 31.01.09
 
 

Emekli uzman öğretmenim. Ege Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü ve A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi..