- Kategori
- Siyaset
Açılım ile ne yapılmak isteniyor?

Sayı Başbakan R.Tayip Erdoğan'ın attan düşmeden önce...
Türkiye'de kültürel anlamda Türk olmak sorunu, Kürtler hariç etniksiye anlamında diğer unsurlarla büyük ölçüde çözülmüş görünmektedir. Unutulmaması gereken bir şey var ki, Kürtçülük yapılanması diğer kesimlere göre artan nüfuslarıyla gelecek açısından Türkler için önemli gelecek kaygısı oluşturmaktadır. Kürtleri bu sürece farklı bir şekilde entegre etme düşüncesi olan, Kürt açılımı hareketi belli bir mutabakat sonucu ortaya atılmış bir süreç olmadığı için, birlikteliği pekiştirmek yerine ayrışmayı derinleştirmektedir. Başkasının atına binen onun türküsünü söylermiş ya, iktidar da ABD ve AB 'nin arabasına bindiği için onlarca ortaya atılan süreci fırsat gibi görüp ne pahasına olursa olsun ülkenin çıkarı için yapılması gereken düzenleme olarak görmektedir. Halbuki Türkiye de taşlar yerinden oynamakta halk gittikçe birbirini etnik kimlik ve dini kimlik üzerinden tanımlamayı derinleştirmektedir.
Öyleyse Recep Tayip Erdoğan ve partisinin inatla böyle bir yola niye girdiklerini anlamak zorundayız; aksi takdirde olan olayları çözümlememiz oldukça zorlaşacaktır. İşte tam da bu noktada Fatih Sultan Mehmet’le R. Tayip Erdoğan’ın yaptıkları açısından tarihsel benzerlikleri var mı diye sormak mantıklı olsa gerek diye düşünüyorum. Bence bunun cevabını bulmak için burada şu soru da sorulabilir devletin bekası mı önemli yoksa Türk Milletinin geleceği mi? AKP devletin bekasını ön plana alan yaklaşım içinde bulunmakta olduğunu söyleyebiliriz. Türk Milletinin egemenlik içindeki payını azaltmaya ve daha çok etniksiyenin mozaik olarak ön plana çıktığı yeni bir yapılanma olan federasyona doğru gidecek olan bir sürecin önünü açarak Osmanlı Devleti yapısına benzer bir yapılanmanın kapısını aralamaktadır. Bilindiği gibi Osmanlı Devletinde Fatih Sultan Mehmet dönemi Türklerin Yönetimdeki etkilerinin azaltılıp devşirmelerin ve diğer etnik unsurların ön plana çıkarılma süreci olmuştur. Türkiye'de de Özal dönemi ile başlayan Recep Tayip Erdoğan'la devam eden benzer bir süreç yaşadığımızı söylersek abartmış olmayız.. Artık TC devletinin olgunluk dönemine girdiği AKP ileri gelenlerince dillendirilmektedir. Büyük sosyolog ve toplum bilimci İbn-i Haldun'un da belirttiği gibi "her devletin 100 yılda bir ya büyümek zorunda kalacağı ya da yıkılma sürecine gireceğini" söylemektedir. Rakamsal açıdan bu tarihin yakın olduğunu söyleyebiliriz. Bence öngörüldüğü üzere Kürtlerle başlayan bu açılım süreci Arapları da içine alan bir şekilde yeni bir iç ve dış politika malzemesi olarak olarak kullanılmaktadır. Türkiye’nin bölge ülkelerinden özellikle Suriye ve Irak’la gelişen ilişkilerinin hedefini bu anlamda düşünebiliriz. Türkiye bisikletin üzerine binmiş bir sürücü gibi, bazen batıya (AB) bazen de doğuya doğru bisikleti durmaksızın sürmesi gerekmektedir. Bisikletin üzerindeki sürücü sürekli pedal çevirmek zorundadır, aksi taktirde düşecektir. Yani, ya büyük içinde yer alarak birlikte yöneteceğiz ya da küçülerek sadece kendimizi yöneteceğiz. Kürtler Türkiye'nin ortadoğuda ki bu yeni konumlanmasında ya Türklerle beraber yer alacaklar veya kendi başlarına hareket ederek, bu bölgenin mevcut hakim devletleriyle boğazlaşmayı sürdüreceklerdir. Başarısız olmaları halinde belirsiz bir gelecek onları bekliyor olacaktır.
Türkler ise egemenliklerinin ne kadarını, hangi biçimde diğer unsurlarla paylaşabilecektir. Üniter yapının dönüşmesine Türk Milleti ne kadar razı olacaktır. TC. üst kimliği söylemlerine ne kadar itibar edecektir. Kısacası hedeflenenin özeti şu: Kendi içinde sorunlarını çözmüş bir Türkiye AB ve Arap dünyasında daha etkin ve inandırıcı olaraktan, eski Osmanlığı Devletinin etki alanlarında Siyasal ve ekonomik alanını genişletmeyi hedeflemektedir. ABD’nin bölgeden askeri anlamda ayrılacak olması bu yeni oluşumu kendi çıkarlarının bölgede korunması açısından gerekli görmektedirler. AKP ve kurmayları AB ve ABD’nin kendi kontrollerinden çıkmamak şartıyla, olur verdiği böyle bir yapılanmayı hayata geçirmeyi tarihsel bir fırsat gibi algıladıkları için , siyasi geleceklerini ya var olmak ya da yok olmak üzere ortaya koymaktadırlar.