- Kategori
- Siyaset
Kürt Açılımında, Hükümet temayül yoklamasında mı ?

Öcalan "Ben de eski ben değilim, devlet de eski devlet olamayacak" demişti. Göreceğiz !
Hükümet, bir çözüm arayışına endeksli bir temayül yoklaması için siyasi partileri ve sivil toplum kuruluşları geze dursun, aslında herkes hükümetin dinamik ve elle tutulur bir “çözüm projesi” olmadığı kanaatinde. Ve hemen herkes hükümetin nasıl bir proje üreteceğinden ziyade, Ağustos’un onbeşine kilitlenmiş durumda.
Peki, ne var bu 15 Ağustos tarihinde? Öcalan “yol haritasını” açıklayacak. Öcalan’ın açıklayacağı “Kürt Açılımının, yol haritasının” ne olacağı konusunda meraklı bir bekleyiş var. Tarih enteresandı? 15 Ağustos! Yani, bölücü terör örgütünün, Pkk sıfatı ile Eruh’ta yaptığı kanlı saldırı ile adını duyurduğu ve eylemlerini başlattığı ilk tarih. Ve bir enteresan nokta da, Öcalan’ın “yol haritası” ve “çözüm önerileri” bu tarihte Eruh’ta yapılacakmış. Bu ne yaman çelişki!
Biraz ironi bir durum aslında. Ama pkk terörünün bitmesi ya da bitirilmesi noktasında, eğer sağlam bir duruş sergileyecek, eskiye ve geri dönüşümsüz bir yol haritasıysa bu, silahlar bırakılacaksa, pkk dağdan inecekse, kan, şiddet ve ayrımcı politikalar son bulacak ve yerinde bir barış havası esecekse, Eruh’ta açıklanması manidardır.
Pkk terörü bu ülkeden çok şey aldı götürdü. En başta, koskoca otuz yıl. Bu süre içinde birbiri ardına gelen tabutlar, ölüm dağlarında 40 bine yaklaşan can kaybı, 10- 15 bin civarında faili meçhul cinayet, kayıplar, bu iş için devlet kasasından harcanan yüz milyarlarca dolar para, harcanan emek, birbirine düşürülmüş iki halk ve kamplaşmış, birbirine düşmanca gözlerle bakan insanlar.
Bu aslında işin biraz sosyo-politik bir tarafı olsa da, Türkiye Kürt-Türk kavgası diye nitelendirilen kavgada çok şey kaybetti. Aslında, her yazımda da belirttiğim gibi bana göre bir Kürt-Türk kavgası değil, Pkk-Türk kavgası ve çatışması olan bu kötü manzaranın artık bitmesi ya da bitirilmesi gerekiyor. Türkiye artık kaybetmeye değil kazanmaya bakmalıdır. Daha nice canlar yitirilmemelidir. Giden can bizdendir.
Şimdi, birileri hemen “Pkk Kürt değil mi” diyecektir. Bana göre kısmen doğrudur, kısmense eksik. Evet, pkk’nın yapılanması tamamen Kürt unsurlardan oluşsa da, onu fenomen hale getirenlerin aslında kürt halkı üzerindeki etkilerini görmek lazım. Bir anlamda pkk hareketi bir kürt hareketi demek için iyi bir sosyolojik analize ihtiyaç vardır. Türkiye’deki o çok söylenen 15–20 milyon Kürt kökenli vatandaştan kaç tanesi ya da yüzde kaçı bu eğilimin içindedir. Bunu sorgulamak, sorunu algılamak açısından önemlidir.
Gelelim, şu açılım meselesine. Hükümet henüz kendince bir açılım yapmaz ya da yapamazken, temayül yoklamalarına geçti. Muhalefetten sert tepkiler alsa da, aslında hemen hemen herkes hükümetin bir oturaklı proje oluşturamadığı kanaatinde. Belki de bunun için bu görüşmeler, birbiri ardına yapılıyor. Ben kimin kiminle görüşmek istemediği, hangi sıfatla görüştüğü ya da kimin kime kapısını kapattığı tarafı ile ilgilenmiyorum. Ancak, muhalefetin haklı olduğu bir konu varsa da, o da henüz içi dolu olmayan, yalnızca adı belli olan bir açılım projesine sonsuz destek istenmesi. Ne için istendiği belli olmayan bir desteği, kimse kimseye vermez. Fakat, elle tutulur ve sağlam bir proje, geniş katılımlı bir konsensüs (uzlaşma) ile sağlanırsa, hem pkk terörü alt edilebilir, hem de arzu edilen barış süreci başlayabilir. Muhalefetin de buna kayıtsız kalmayacağını düşünüyorum.
Şu muhataplık meselesine gelince.. Muhalefetin de sert tavırlarına mazhar olan bu muhataplık meselesinde, her ne kadar Akp gibi düşünmesem de, hükümetin resmi demokratik parlamento çatısı altında olan Dtp’yi muhatap kabul etmesi kadar, normal bir durum yok. Ancak bu muhataplık konusunda Dtp tek merkez olması gerekirken, benim yazılarımda sıkça kullandığım o “basiretsiz parti” sıfatını ispatlarcasına hala “pkk ve öcalan’ın muhatap alınmasını ve pekeke’nin irade dışında bırakılmaması “ gerektiğini savunuyorlar. İşte Emine Ayna bir açıklamasında <ı>''Biz, Kürt sorununun çözümünde Öcalan'ı muhatap alıyoruz, PKK ve Öcalan'sız bir barış süreci olmaz, 15 Ağustosta Öcalan'ın açıklayacağı yol haritasını önemsiyoruz''ı> demiş. Ya, bu unsurlar muhatap alınmazda. O zaman ne olacak? Eylemlere devam mı edilecek? Kışkırtmalara ve bölücü politikalara devamı edilecek? Evet, ben hala diretiyorum, Dtp eylemlerin değil, Kürtlerin ve barışın adı gibi toplumsal uzlaşının ve demokrasinin partisi olmayı başaramadı. Hala, güdümlü bir parti konumunda. Bu güdümün etkisinden kurtulamadıkça, bu çözüm yolu hep tıkanacaktır.
Öcalan’ın Kürtler arasında çok önemli bir fenomen olduğu ve onu dinleyecekleri aşikardır. Öcalan samimi ve içten bir şekilde 15 Ağustos’ta “koşulsuz silah bırakılacak ve dağdan inilecek” derse çözülme başlar. Ancak, Öcalan’ın Imralı’da bir satranç oynadığını düşünüyorum ve daha “yol haritası” açıklanmadan, <ı>“benim şartlarım iyileştirilmelidir”ı> den başlayıp, bir dizi istekleri de sıraladığını ve bunu da yineleyeceğini, satır aralığında şahin gruba mesajlar göndereceğini düşünüyorum. Eğer, Öcalan kalıcı barışın olması yönünde pozitivist bir yaklaşımla, olumlu şeyler söylerse, kendisinin etkisinin egemen olduğu Kürt halkı da bunu düşünecektir. Etkili de olacaktır. Hükümet’te bunu değerlendirecektir. Fakat, elle tutulur bir durum yoksa, fazlasıyla ütopik yaklaşımlardan oluşuyorsa, bunu hem hükümet, hem de kamuoyu kabul etmeyecektir. Çünkü o hala, halkın nazarında “bebek katili” ve “terörist başıdır.”
Öyle ya da böyle, gerek avukatlarının, gerekse Dtp’lilerin açıklayacağı Öcalan planında ne olacağını göreceğiz. Öcalan’ın “değiştiğini” göstermesi ve barışa katkı sağlaması için, merakla beklenen ve herkesin kilitlendiği 15 Ağustos tarihini iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Ayna Pkk ve Öcalan’ın 10 yıldır hep barış dediğini vurguluyor<ı> “Temkinliyiz, kaygılarımız var. Biz, ortada bir barış havası ortamı varsa her türlü katkıya hazırız. PKK ve Öcalan her zaman barıştan bahsetmiştir. Onun için önemsiyoruz. Birilerinin bizle görüşüp birilerini devre dışı bırakma niyeti varsa biz bu oyuna gelmeyiz''ı> şeklinde konuşması tezat bir durum oluşturmuyor mu? Yahu, madem öyle, peki 10 yıldır silahlar neden susmadı? Son on yılda kaç tane şehit, kaç tane örgüt üyesi hayatını kaybetti. Bunların Dtp için önemi tam olarak nedir, bilmiyorum ama bu barış söylemleri bana çok yapmacık geliyor. Bir taraftan ağızlarına barış ve çözümü alıp sakız gibi çiğneyecekler, öbür taraftan örgüt eylemlerine cılız da olsa devam edecek. Daha birkaç gün önce yine şehit verilmedi mi? Örgüt üyeleri yine silah sıkıp, kurşun atmadılar mı? Başka bir yerde de örgüt elemanları, köy halkından her bir haneden en az 1.500 olmak üzere haraç toplamış ya da toplamak istemiş. Gerekçeleri de enteresan. Onlara göre <ı>“nasıl olsa pkk artık bitti. Bir tavsiye sürecine girildi. Bu arada bari ceplerimizi dolduralım”ı> görüşü hakimmiş. O zaman bir iki gün önce kurşun sıkanlar da “nasıl olsa pkk bitti, bari bir iki tane daha can alayım” görüşünde mi hareket ediyorlar acaba? Bu mudur barış isteği? Bu mudur fenomen hale getirilen örgüt? Bu örgüt mü Kürtleri geleceğe taşıyacak? Bunlarla mı özerk bir yapı içinde yaşayacaksınız? Kendi halkına bir kurşun sıkmaktan, kan dökmekten korkmayan, çekinmeyen bu insanlarla mı kendi kendinizi yöneteceksiniz.
Bir kez daha iyi düşünülmelidir. Bir elde zeytin dalı, diğer elde namluya kurşun sürülmüş silah olmaz. Ya, onu, ya diğerini seçeceksiniz. Zeytin dalını uzatırken, namluyu göstermek de olmaz. Kürt halkı ile Türk halkı arasından, kirli eller çekilmelidir. Her ikisi birden barışa katkı değil, ancak köstek sağlar. Siz hangisini seçeceksiniz?
../..