- Kategori
- Siyaset
Kürtler neden uluslaşamaz?

Kürtler belli ırk ve kan bağıyla tanımlanabilen, Ortadoğu’da başlıca dört ulusal devlet içinde yaşayan bir etnik topluluk.
Kürtçülere göre Kürtler, egemenlik hakları ellerinden alınmış bir “ulus”.
Gerçekten böyle mi? Kürtler aslında işgal altında bir ülkenin, egemenlik hakkı elinden alınmış ulusu mu?
Bu sorunun cevabı “Hayır!”
Peki neden böyle?
Çünkü bir “ulus” haline gelmek, ha deyince olacak bir iş değil.
Bir ulus, tarihin belli bir döneminde, farklı kavimlerin, etnik unsurların bir hukuk birliği (devlet) çatısı altında birleşip bunlar arasında belli bir kültürel benzeşmenin, dil birliğinin, beraber olmak arzusunun ortaya çıkmasıyla meydana gelen büyük bir sosyolojik oluşum.
Türk uluslaşmasının niteliği yeterince anlaşılamıyorsa; Amerikan uluslaşması/milletleşmesi daha anlaşılabilir bir güncel örnek olarak düşünülebilir.
Amerika’da ırksal kökeni ne olursa olsun bütün Amerikanlar, beyaz İngilizlerin dilini, Anglosakson/Protestan özgürlük anlayışını ve hayat tarzını, Anglosakson/Protestan siyasal kültürünü benimser ve benimsemek zorundadır.
Yani Amerikan ulusu farklı etnik kökenlerden gelen, renkleri, ırkları farklı Anglosakson/Protestan bireylerden oluşur. Veya kısaca Amerikan ulusu zenci, Kızılderili, Çinli vs “beyazlardan” oluşur.
Amerika’da devletin kurucu öğesi olan Anglosakson/Protestan beyaz iradenin koyduğu uluslaşma ilkeleri tartışılamaz. Ve bu ilkeler altında herkes “kanun önünde eşitlik ilkesini” yaşar.
Peki Kürt topluluğu böyle mi teşekkül etmiştir? Hayır.
Kürt adlı sosyolojik oluşum, kan bağına, aşiret mensubiyetine dayalı bir “ırksal homojenite”den ibarettir.
Dünyadaki kırka yakın Türk topluluğundan birer fotoğraf koysak ve bu fotoğraflardan hangisinin Türk’ü temsil ettiğini sorsak muhtemelen Türkiye Türk toplumunda en sık rastlanan tip seçilecek geri kalanı Rus, Japon, Çinli vs sanılacaktır. Demek ki Türk adı, artık ırksal bağlılıktan çok öte, kan bağının belirleyiciliğinden bağımsız bir “soyadıdır”
Kürt topluluğunun bu derece kavrayıcı, benzeştirici, dönüştürücü bir kültürel yönü yoktur, olmamıştır.
Tarihte “Kürt” adı altında toplanarak hukuk birliği teşkil etmiş, Kürt kültürü ile benzeşmiş, farklı etnik kökenler vs yok. Bu yüzden de Kürt dendiğinde, kesinkes aşiret bağıyla tanınması gereken bir etnik topluluktan bahsetmemiz kaçınılmazdır.
Peki devletleşmek, Kürtleri bir ulus yapmaya yeter mi?
Buna da “evet” diyebilmemiz maalesef mümkün değildir.
Bunun iki sebebi var:
Birincisi Ortadoğu Kürt toplulukları farklı ulusların renklerini taşırlar. Türk Kürtleri, Arap Kürtlerinden ve Fars Kürtlerinden apayrıdır. Ağızlarının ( dilsel) farklılığı bir yana farklı toplumsal geleneklerin ve kültürlerin izlerini taşırlar.
İkincisi Türk Kürtleri Arap ve Fars Kürtlerinden kesin bir şekilde farklı olarak Türk uluslaşmasına daha fazla entegre olmuşlar, toplumda kabul görmüşlerdir. Bugün Irak , Suriye ve İran Kürtleri, geçmişte de Arap ve Fars toplumlarınca dışlanmış, toplumsal yaşantıda ayrı bir yere açıkça konmuşlardır. “Kız alıp kız vermek” gibi bir davranış Türkiye’deki kadar hiçbir ülkede yaygın değildir.
Sadece bu iki fark bile toplum-devlet ilişkisini algılamak açısından Kürt topluluklarının aslında “tek bir ulus” olmadığını gösterir.
Peki bir “Birleşik Kürdistan” Kürtleri uluslaştırır mı?
Buna da “evet” dememiz mümkün değil.
Kendi yaşadıkları coğrafya dışında hiçbir millet izi göstermeyen Ermeniler, Sırplar, Hırvatlar, Arnavutlar, Peştunlar, Tacikler vs. nasıl devlet sahibi olmakla beraber “ulus” olamıyorlarsa ve olamayacaklarsa; aynı durum Kürtler için de geçerlidir. Kürtler kendilerine bir “ulus” deseler dahi bütün mensubiyetleri aşiret, kan bağından ibaret olan ve başka türlü de zaten tanımlanması mümkün olmayan bir topluluk olarak; ırk bağlantılarını, aşiret mensubiyetlerini vs. çoktan geride bırakmış ulusların kültürel üretkenliğine, dönüştürücü ve benzeştirici gücüne hukuk birliği oluşturma yeteneğine sahip olmaları artık beklenemez.
Kürtçü sözde siyasetçiler, bu yüzden, Kürt kardeşlerimizi, olmayacak vaatlerle kışkırtmaktadırlar.
Bir “Kürdistan”, belki adı Kürt olanların üniforma giyerek komşularını tehdit edebildiği bir bürokratik oligarşi olarak ortaya çıkabilir. Ama bu durum bir Kürt’e “ırk bağının ötesinde, çok daha büyük bir soyut mensubiyet” duygusunun verdiği gururu kazandıramayacaktır.
Bu durum, ırkları aşmış bir değer ve tarih kardeşliğinin sağladığı bütünleşme duygusunu, Kürt çocuklarına kazandıramayacaktır.
Bundan dolayı Kürt toplumsal yapısını, olmayacak işler için içinde yaşanan uluslaşmış toplumlardan ayrıştırmaya çalışmak büyük vebaldir.