Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '13

 
Kategori
Siyaset
 

Kürt etnik ırkçılığı ve nefret suçu

Kürt etnik ırkçılığı ve nefret suçu
 

Bu nasıl bir nefret?


Nefret suçu, özellikle  2. Dünya Savaşı’ndan sonra “keşfedilmiş” bir suç.

Herhangi bir bireye veya  topluluğa, gruba  karşı  ırk, din veya cinsiyet gibi  yönlerden “önyargı” oluşturmaya yönelik genellikle şiddet içeren suç olarak tanımlanıyor.

Tanım bu haliyle daha ziyade azlık gruplarına göre yapılmış gibi görünüyor.

Hukuk devletinde azlık grupların yasama ve yürütme organlarında etkisiz olmalarından dolayı kendilerini devletin keyfi uygulamalarına karşı korumasız hissetmeleri muhtemeldir. Bazı ülkelerde  devlet organlarının gücü açık bir nefret söylemiyle azlık gruplarına karşı da kullanılmıştır. Meselâ Nazi Almanya’sı bunun en karanlık örneğidir.

Nefret suçunun yanımı aslında suçun tarafları hakkında ayrıntılı bir bilgi vermiyor ki bu  da tanımın suiistimaline kapı aralıyor.

Meselâ Kürt etnik ırkçılığının iktidar eliyle fiilen korunduğu şu günlerde, onun eleştirilmesi dahi bir tür suç addedilmeye başlandı ki son sözde demokrasi  paketiyle ülkenin bölünmesine dair girişimlerin “ nefret suçu” şemsiyesiyle korunacağı anlaşılıyor.

Böylece PKK düşmanlığı ve onun yerli işbirlikçisi hainlerin sözleri, “fikir/düşünce” statüsüne getirilerek meşrulaştırılacak ve bu fikirlere açıkça karşı çıkmak “nefret suçu” sayılacak.

Burada nefret suçunun toplumsal özelliklerinin ciddi olarak ihmal edildiği hatta belki bilinçli olarak göz ardı edildiğini düşünmek mümkün.

Çünkü nefret suçunun işlendiği toplumlarda genellikle çoğunluktan “uzlaşmaz” şekilde farklı olan bir azlık grubu söz konusudur.

İkincisi bu gruba karşı çoğunlukta nedeni belirsiz bir hoşnutsuzluk, dışlama ve ayrımcılık söz konusudur.

Üçüncüsü bunlardan dolayı çoğunluğun, azlığı kendi hukuk birliğinin ve toplumsal yapısının dışına görmesi söz konusudur.

Bunların sonunda artık çoğunluğun toplumsal nefretinin resmî uygulamalarla hayata geçirilmesi söz konusu olabilir ki Hitler, Stalin, Mussolini, Mao gibi katil liderler bu aşamanın acımasız   uygulayıcısı olarak tarihe geçmişlerdir.

Nefret suçunun bu özelliklerine baktıktan sonra Türk vatandaşlığı tanımı ve Türk uluslaşmasına karşı  Kürt etnik ırkçılığının durumuna  bir kere daha bakmakta fayda var.

Nefret suçunun egemen olduğu toplumlarda çoğunluğun bütünleşmeyi araması ve bunu sağlamaya gayret etmesi söz konusu değildir. Nefret suçunun toplumsal temelinde, çoğunluğun, kendini mümkün olduğunca “koruması”, bunun için sürdürdüğü bir içe kapanma refleksi söz konusudur.

Türkiye’de böyle midir? Elbette hayır.

Türkiye’de uluslaşma çok açık ve net bir Anayasal temelle  genişlemeyle, büyümeyle, katılımla  tanımlanmıştır. Bu tanım, yasa koyucunun keyfiliğiyle yapılmamıştır; Türk uluslaşmasının tarihi seyri ve toplumsal yapısı gözetilerek yapılmıştır ve gerçekleri yansıtmaktadır. Dünyada ırksal kökenleri gayet farklı, kırka yakın Türk topluluğu bulunmaktadır; bu bile nefret suçunun, Türk uluslaşması içinde, toplumsal bir alt yapısının bulunmadığının en açık delilidir.

Peki bir ulusun, kendi vatanında yasal olarak yaşayan herkesi, kendisinden sayması bir nefret suçu olabilir mi? Bir ailenin, kendi kapısında korunmaya muhtaç bulduğu bir çocuğu kendinden kabul etmesi o çocuğu inkâr etmesi midir?

Türk uluslaşması, büyük Türk ailesinin içindeki farklılıkları reddetmez ve bu da zate Anayasamızdaki Türk tanımında açıkça görülmektedir.

Türkler için “Türk” bir ailenin büyük ve kapsayıcı “soyadıdır”.

Kardeşler ayrı evler kurarlar ama ailelerini daima nasıl soyadlarıyla tanır ve tanıtırlarsa Türk uluslaşması ve diğer bütün uluslaşmalar da bu şekilde yaşanır. Dolayısıyla Türk uluslaşması gerçeği “nefret suçunu” barındırmaz.

O halde Türk uluslaşmasının, kendilerini inkâr ettiğini söyleyen Kürt etnik ırkçılarının ne yaptıklarına bakmalıyız.

Kürt etnik ırkçıları, temelinde, rıza, hukuk birliği ve kültürel benzeşme olan Türk uluslaşmasını kesin bir şekilde reddetmektedirler. Kendilerinin bunun bir parçası olmadığını iddia etmektedirler. Kürt adını Türk soyadının bir parçası sayan, bugüne kadar aile birliği dahil olmak üzere toplumsal bütünleşmenin her aşamasında Kürt adını bağrına basmış Türk ulusunu, ırkçılıkla suçlamaktadırlar.

Türk ulusunun kendi vatanında meşru hakkı olan Türkçe eğitime, dil birliğine, siyasal birliğe, millî egemenliğe karşı “uzlaşmaz” biçimde baş kaldırmakta ve şiddet kullanmaktadırlar.

Peki ama o halde ortada bir nefret suçu varsa bunu kim işlemektedir?

Kürt etnik ırkçıları, Türk ulusuna karşı dil, ırk, kültür, hukuk ve siyaset konularında bir önyargı yaratmak için şiddete de açıkça başvurmakta mıdır? Kesinlikle evet!

Kürt etnik ırkçılığı, Türk uluslaşmasının hukukî ve siyasal bütünleştiriciliği, kavrayıcılığı ve daha önemlisi “hukuk önünde eşitleştiriciliğine” karşı sürekli hakaretamiz ve şedit davranmakta mıdır? Kesinlikle evet!

Kürt etnik ırkçılığı, Türk olmayı adeta bir suç haline getirecek şekilde önyargı yaratmaya çalışmakta mıdır? Kesinlikle evet!

Kürt etnik ırkçılığı Türkiye Cumhuriyeti’nin açık düşmanı  etnik ırkçı PKK terör örgütünü Türk  millî egemenliğine karşı açıkça savunmakta ve korumakta mıdır? Kesinlikle evet!

O halde henüz yasalarda tanımlanmamış olsa dahi uluslararası kabulün ortak anlayışında belirmiş nefret suçunun, Türkiye’deki âmili,  PKK ve onun sözde siyasal uzantılarıyla Kürt etnik ırkçılığından başkası değildir.

Eğer evlere servis demokrasi paketlerinden nefret ifadelerini, meşru  Türk millî egemenliğine karşı meşrulaştıracak ve  “nefret suçu” tehdidiyle  koruyacak bir yasa çıkarsa bu, yüzde kaç çoğunluğa dayandığına bakmaksızın hukuk dışı  bir metin olacaktır. Yapılacak iş Kürt etnik ırkçılığının Türk toplumunda nefret ve önyargıyı kökleştirmesine izin vermemektir. Yani nefret suçunun gerçek failini artık  hukuk önüne çıkarmaktır.

 
Toplam blog
: 153
: 503
Kayıt tarihi
: 11.02.11
 
 

Eczacıyım, memlekete meraklıyım.....