​ Kürtlerin temel sorunu - Feodalizmden kapitalizme geçiş / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '09

 
Kategori
Siyaset
 

Kürtlerin temel sorunu - Feodalizmden kapitalizme geçiş

Kürtlerin temel sorunu - Feodalizmden kapitalizme geçiş
 

İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Ey benim dev memesinde cüceler emziren acayip
Memleketim (Bedri Rahmi Eyüboğlu)

Bu memleket kimseyi mutlu edemedi ya en çok ben ona içlenirim. Israrla ayrımcılık, ısrarla tek yönlü bakış açısı; ya tek başına etnik kimlik, ya ekonomik çözümleme, ya politik... Tarihi, olmuş olanı bir hesap sorma mekanizması haline sokup, günceli ona prangalama zihniyeti.

Hiç bitmiyor... Bitecek gibi de durmuyor.

Bir alıntı yaparak devam edelim.

"Ama Cumhuriyetin kurulmasından itibaren işler değişti ve 1990’lara kadar Kürtlerin varlığı reddedildiği gibi, dilleri yasaklandı, toplumsal değerleri yok sayıldı. Bu sürecin geldiği noktayı ve yaşanan şiddet sürecini hepimiz biliyoruz." - Bibliyofil - Cehenneme giden yol

Bu ülkede 1990'lı yıllara kadar komünist olmak da yasaktı. 141-142 numaralı ceza kanunları düşünmenin önündeki en büyük engeldi. Binlerce insan ceza aldı. Şu an çevremizde yaşayan ya da rahmetli olmuş yüzlerce aydın, düşünür, akademisyen bu maddelerden yargılandı, hapis yattı.

Bu ülkede 1983 yılına kadar dolar, mark taşımak da yasaktı...

Öyle ya da böyle yolda giderken cebinizde üç paket yabancı sigara, iki şişe içki bulundursaydınız kaçakçı diye alıkonulurdunuz.

Evinize PTT elemanları tarafından bağlanmış telefon hattınıza paralel çekmeniz ya da tesis edilmiş odadan farklı bir yere taşımanız da yasaktı.

Eee? Yani?

Demokrasinin biriktirerek, yaşanarak dahası öğrenerek geliştirileceğine inanmıyor muyduk?

"Yani sorunumuz ülkenin batısı ile doğusu arasındaki basit bir kalkınmışlık farkından öte bir durum. Geldiğimiz noktada düzenin milliyetçi ve otoriter dili ne yazık ki kendisini aydınlanmacı hisseden bir çok insana sirayet etti. Ve milliyetçi siyasetin vazgeçilmez politikası olan ikiyüzlülük, seçmeci bir algı ve düz bir mantıkla bu tip insanları sarıp sarmaladı."

Demokrasi aşığı olarak bugün var olan bütün değerleri sorgulayan hatta liberal politikaları savunarak bunları yıkan düşüncenin "kalkınmışlık farkını" görmezden gelmesini tam olarak anlayamıyorum sanırım.

Kalkınma nasıl elde edilir?

1. Devlet eliyle - Devletçilik
2. Özel girişimle - Liberalizm

Koyu devletçi politikalar Türkiye'de bir egemen, zengin sınıf -burjuvazi- yaratmak istedi. Bu nedenle de destek oldu. Nerede? Kuşkusuz belli başlı bir takım sanayi şehirlerinde; İstanbul, Kocaeli, İzmir, Adana, Mersin... Bu şehirler hızla kentleşirken zenginleşti, sanayileşti. Kuşkusuz her biri bir metropol haline geldi. Zenginlik çevresini değiştirdi, güzelleştirdi, kültürel dokusunun gelişmesini sağladı. Bunun dışındaki şehirlerde ise gelişim kendi iç dinamiklere kaldı. Bir zamanlar Anadolu Kaplanları denilen yerli sermaye grupları da süreç içinde gelişti. Ancak bu hiçbir zaman bir İstanbul ile kıyaslanacak boyuta ulaşmadı.

Örneğin Trabzon çok zengin bir şehir olmadı. Ancak Trabzonlu kalkıp İstanbul'da yatırım yaptı. Ekonomiye katıldı ve nemalandı. Bu anlamıyla Trabzon ile Hakkari arasında çok ciddi bir fark yoktur. Biri Türk milliyetçisi yetiştirir, diğeri Kürt. Milliyetçi unsurun bu bölgelerde etnik kimliğe bağlı olarak güçlenmesinin temel nedeni aynıdır.

Peki, Güneydoğu'da durum nedir?

Aşirete bağlı feodal ilişkileri bir türlü yıkamayan bir düzen devam etmektedir. Üstelik bu düzen devlet eliyle desteklense de o bölgenin aşiretleri tarafından yani egemenlerinin eliyle güçlü tutulmaktadır. Bugün meclisimize o bölgeden gelen milletvekillerinin büyük bölümünün dayandığı taban budur. Peki bunlar zengin değil midir? Yüzyıllardır bölgeyi sömüren bu sistemin elinde varlık olmadığını düşünebilir miyiz?

"O zaman bu zenginlik neden sanayi yatırımına dönüşmüyor?"

"Devlet üzerine düşeni yapmalı!"

Burada yine Bibliyofil'in yazısına ihtiyaç duyuyoruz.

"Toplumların mevcut ve ağırlıklı profillerinin onlara ait bir kimlik, genetik bir kod olduğu yanılgısına düşmeden, onların sahip oldukları ekonomik ve sosyal koşulların iyileştirerek, onların da medeniyetten faydalanabilecek yetenek ve kapasitede olduklarını düşünmek. Ve bu doğrultuda toplumun ekonomik ve sosyal imkânlarından en az istifa edenler için pozitif ayrımcılığı savunmak."

Devlet uzun yıllardır kalkınmada öncelikli bölgeler için çeşitli teşvik paketleri hazırlıyor. Uzun vadeli krediler veriyor. GAP başlı başına büyük bir yatırım zaten. Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı yeni paket zaten tam bir pozitif ayrımcılık politikasıdır.

Türkiye çok önemli yollar kat etti. Daha da gelişecek. Zenginleştikçe bu tabana biraz daha yayılacak. Ancak liberal ekonominin gereği olan yatırım - yatırımcı ilişkisinin adının doğru koyulması ve sistemleştirilmesi gerekiyor.

Meclise bugün bir Türk'ün girmesinden çok daha kolaydır bir Kürt'ün girmesi.

DTP'nin yeni misyonu üzerine... isimli yazımda bir temel gerçeğin altını çizmiştim.

"DTP bölge insanının ihtiyaçlarını etnik çerçeve içinde kalarak çözmeye çalışır, PKK'nın gölgesinde politikalar üretmeye devam eder, modern dünyanın gereklerine göre açılımlar getirmez, bunu göremezse kuşkusuz bir süre sonra insanlarına da "<ı>yabancılaşacaktır." <ı>

Sorun bugün bölge insanının kalkındırılmasıdır. Bu anlamda hızla küçülmeye çalışan devletten bir şey yapmasını beklemek yerine zaten var olan aşiret zenginliğinin yatırımlara dönüştürülmesiyle ilgili ciddi politikalar üretilmelidir. Yani bölgenin feodalizmden, kapitalizme geçişi sağlanmalıdır. Bunu yapacak parti de DTP'dir. O yapamayacak durumdaysa yapacak bir örgütün kurulması sağlanmalıdır.

Kuşkusuz Kürtlere bugün kalan işler:

"Hâlde hammallık.. Turistik yerlerde bulaşıkçılık.. Lokantalar da garsonluk.. İnşaat emekçiliği... Seyyar satıcılık... Küçük Marketlerde indir- bindircilik.. Manavlık.. Meyhanelerde komilik.. Belediyelerin Taşeron temizlik firmalarında geçiçi işçilik.. Coğrafya da Kürtlere kalan işler bunlar!.." -Kürtler'e kalan...

Ancak Almanya'da da Türkler bu işleri yapmaktaydı. Almanya'da Türkleri bu işleri yapmaktan kurtaran ve bugün Merkel'in ağzında yabancı düşmanlığı söylemine dönüşen yeni tutuculuk dalgasına yol açan şey Türklerin oradaki ekonomiye katılmalarıdır.

Şantiyelerde çalışan ve yılda en az iki bin işçiyle temas halinde olan biri olarak şunun haberini verebilirim; Doğu ve güneydoğu kökenli yurttaşlarımız çok yakın zaman içinde inşaat emekçiliğini yapamayacak hale geleceklerdir. Onların yerini büyük bir ihtimalle hem çok daha ucuz hem de daha kaliteli çalışan Uzakdoğu ve Afrika kökenli yabancı işçiler alacaktır.

Kuşkusuz devlet politikalarının bölgenin geri kalmasında çok ciddi etkisi de olmuştur. Hatta olacaktır. Ancak buna muhalefetin argümanları tam yüz yıl öncesinin düşünce yapısıdır.

Uzay Gökerman

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..