​ Kürtleşen Türkler ve... / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '12

 
Kategori
Siyaset
 

Kürtleşen Türkler ve...

 

Yazıma başlamadan önce şunu peşinen söylemek istiyorum. Hiçbir mezhebi ve etnik yapıyı kötülemek veya övmek gibi bir amacım yoktur...

Başbakan’ın Dersim tartışması, birçok yan tartışmayı da beraberinde getirmeye başladı... 

Bu tartışmaların odağında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde yaşayan- yaşamış- Türk topluluklarının çoğunluğunun süreç içinde Kürtleştiği gerçeğidir...

Bu bağlamdaki diğer bir tartışma da; Kürtlerin Mezhebinin ağırlıklı olarak Şafilik olduğu, Alevi olduğu düşünülen Kürtlerin gerçekte; “Kürtleşen Türkler” olduğu yönündeki tartışmalardır... Bu tartışmaları, tarihsel bilgiler, kaynaklar ve bu konuda yazılmış kitaplar da destekliyor...

Türklerin Tarihi kitabının yazarı Doğan Avcıoğlu, Bir Türk Devleti olan “Safeviler’in Cumhurbaşkanlığı forsunda yer almamasının büyük bir yanlışlık ve eksiklik olduğunu belirtir...

İran’da kurulan Safevi Devletini Anadolu’nun Alevi Türkleri kurmuştur...

Safeviler’in resmi dili Türkçe idi. Safevi lideri Şah İsmail’de Türk dilinin bir ustası olarak “Hatayi” mahlasıyla şiirler yazıyordu... Şiirleri günümüzde de çok okunmakta, bestelenmekte, Türkü tarzında okunmaktadır... 

1501 yılında, Anadolu’dan giden Türkmenler, İran’da Türk Safevî Devleti’ni kurdular. Bu devletin kurulmasına: Ustaclu, Şamlu, Bayat, Afşar, Beğdili, Döğer, Yüreğir, Kınık, Bayındır, Salur, Eymir, Halep Türkmenleri, Rumlu, Çepni, Musullu, Tekelü, Bayburdlu, Karadağlu, Çapanlı, Turgutlu, Karamanlı, Dulkadırlı, İspirli, Hınıslı, Tokaçlı, Varsaklar… Katkıda bulunmuşlardır... Bu aşiretlerin büyük bölümü Alevî idi (bu konudaki ayrıntılar için Bakın: Prof. Faruk Sümer; Safevi Devleti’nin Kuruluşunda Anadolu Türklerinin Rolü, TTK Yayını).

1514 yılında Çaldıran Ovası’nda Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim ile İran’daki Türk Safevi Devleti’nin sultanı Şah İsmail arasında yapılan savaş bir mezhep savaşıydı. Osmanlı Sünni Mezhebi, Safeviler de Alevi mezhebini temsil ediyordu... Savaşı, Osmanlı kesimi kazandı. Bu savaşta Anadolu Türk Alevileri Şah İsmail’in yanında savaşırken, Kürtler Osmanlı’nın yanında yer almışlardır... Savaş sonrasında da Yavuz Sultan Selim Kürtleri ödüllendirmiş bölgede onlara geniş araziler ve yetkiler vermiştir... Bu durum bu bölgenin Türk Alevilerini sıkıntıya sokmuş, bu bölgenin Türkleri İran, Azerbaycan taraflarına doğru göçmeye başlamışlar... Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun nüfus dağılımı, Kürtlerin lehine değişmeye bu dönemlerde başlamıştır...

Bu bağlamda tartışılan önemli bir konu da “Kürtlerin Aleviliğidir... Alevi sandığımız Kürtlerin gerçekte “Kürtleşen Türkler” olduğu gerçeğidir... Bu konuda yazılmış çok sayıda kitap ve kaynak vardır... Anadolu Aleviliğinin temeli, Türkler- Türkmenler- üzerine kuruludur... Şah İsmail’in kurduğu Safevi Devleti de her yönüyle öz ve öz bir Alevi Türk Devletidir... Osmanlı’nın Kürtleri destekleyip, Türk Alevilerini kılıçtan geçirmesi, Savaşlarda Kürt savaşçılarından büyük destek alması da mezhepsel bir dayanışma olarak görülmektedir...

Günümüzde Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya baktığımız zaman Suriye, Irak ve İran’ın Kürtleri tamamıyla Şafi mezhebindendir, dolayısıyla Sünni mezhebin kapsamındadırlar...

Dersim bölgesinin Alevilerinin de Şah İsmail’e destek veren Türkmen boyları olduğu, Osmanlı’nın korkusundan kendilerine sığınak olarak bu bölgeleri seçtikleri sanılmaktadır... Süreç içinde de coğrafi etkileşim içinde kısmen Kürtleştikleri gerçeğidir... Bu bölgenin dil yapısına bakıldığı zaman da bu durumu net olarak ortaya çıkmaktadır...

Diyarbakır ve Urfa çevresinde yaşayan ve Türk olan “Karakeçili ve Türkân” aşiretleri süreç içinde o bölgede Kürtleşmişlerdir... Bu aşiretin Akdeniz, İçanadolu, Ege ve diğer bölgelerde yaşayanları ise Türklüklerini korumuşlardır... Oğuzların önemli bir boyu olan Avşarlar’ın önemli bir kesimi de bu bölgelerde Kürtleşmişlerdir... Osmanlı’nın sürgünlerine maruz kalan bu aşiret 19. Yüzyılın çeşitli tarihlerinde Diyarbakır, Urfa ve Suriye’ye sürgün edilmişler...(Otuz bin çadır)

Yaşar Kemal bir gazeteci olarak 1950’li yıllarda Diyarbakır ve çevresinde bu aşiretin izlerini sürmüş, çok ilginç durumlarla karşılaşmış... Alevi olan Avşar köyleri dillerini  korumuşlar, Sünni Avşarların bulunduğu köyler ise tamamen Kürtleşmişler... Bunun açıklaması yine mezhepsel dayanışmaya dayanıyor... Sünni Avşarlar, Büyük çoğunluğun Sünni olduğu bu bölgede kız alıp vermişler, ilişkileri gelişmiş ve süreç içinde Kürtleşmişler... Alevi Avşarlar ise kendi içlerinde yaşamışlar, bu bölge insanlarıyla ilişkileri mezhepsel nedenlerle gelişmemiş, biraz bu bölgede izole yaşamışlar, bir kısmı bu bölgeden kaçmış, kalanlar ise dilleri başta olmak üzere tüm kültürel değerlerini de korumuşlar... Bu aşiretin Kürtleşme sürecini Hakkâri ve İran’ın Urmiye bölgelerinde de görüyoruz...

Bu örnekleri çoğaltabiliriz...

Sonuç olarak:

Görüldüğü gibi mezhepler birbirine girmiş, karışmıştır... Bir Anadolu Müslümanlığı ortaya çıkmıştır...

Etnik yapılarda birbirinin içine girmiş ve bir Türkiye halkı oluşmuştur...

Ülkemizde yaşam anlayışları, yönetimsel anlayışlar, mezhepsel ve kafatasçılığına varan ırkçılığa dayandırılırsa ülkemiz için bir felaket olur...

Geçmişe takılıp, yaraları kaşımanın toplumumuza hiçbir yararı olmayacağı gibi,  ayrışımlara ve duygusal kırılmalara da neden olabilir...

Ülkemiz her yönüyle çeşitliliği olan, renkleri olan, çok geniş bir coğrafyadır... Bu coğrafya,  barış ve dostluk içinde yaşayacağımız bir yerdir, bir ölçüde de bu kaderimizdir

Atatürk’ün ulusçuluk anlayışının temeli, ülkemizdeki tüm insanları kucaklayacak saracak şekildedir...

“Ne mutlu Türküm diyene” sözünün temeli de budur...”Türkiye Cumhuriyet’ini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” Diyen Atatürk’ümüz bu tanımlamasıyla tüm ulusu kucaklayan bir anlayış sergilemiştir...

Cumhuriyetimiz getirdiği laiklik ilkesi de; dinsel, mezhepsel baskıları önleyerek, toplumsal barışımızı sağlama amacı güderken, bu anlayıştan ayrılma, sapma eğilimleri en başta ülkemizin iç barışını bozacaktır... Devletin resmi mezhebinin olması da kabul edilemez...

Cumhuriyet ve laikliğimiz; bu kadar güzel çeşitliliği, farklılığı bir potada birleştirerek Türkiye çiçeği olarak bize sunmaktadır... Bunun kıymetini bilelim...

Kaynaklar: Türklerin Tarihi – Doğan Avcıoğlu

Avşarlar ve Dadaloğlu – Ahmet Z. Özdemir

Türklerin ve Türkiye’nin Toplumsal Yapısı – İsmail Arabacı

Kürtleşen Türkler – Macit Gürbüz

Tarihi Hakikatler – İbrahim Arvas

Erdoğan Şahin

   

 

 
Toplam blog
: 1410
: 1053
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..