- Kategori
- İş Yaşamı - Kariyer
Kurumsallaşma Sorunsalı (2)
1985’ten buyana Teşvik Politikalarıyla Doğu Anadolu'da yaratılan sanayicilerin büyük bir bölümünün, hangi değerler sistemine uyduğu konusunda bir tesbit yapmakta acze düşmemek mümkün değil. Aynı zamanda; mevcut hukuk sisteminin düzenleyici, gözetici ve caydırıcı fonksiyonlarını yerine getirdiği konusunda ciddi şüphelere kapılmamak... yine mümkün değil ancak, önceki yazımızın (http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=80171) özet değerlendirmesini yapmakta yarar görüyoruz:
Yaratılan böylesi işletmeler, yaratıcılarının tipolojik yansıması gibi...
Emeğin ve bilginin istismar edilmesi,
Değerlerin istismar edilmesi,
İşverene, hukuka, Devlete ve geleceğe olan güvenin yıpratılması,
Aidiyet duygularının törpülenmesi,
Her şeyi devletten bekleme alışkanlığı,
Bilgiye duyarsızlık,
Profesyonel yöneticinin hazmedilmemesi,
Haksız rekabet yaratılması...
Hukuk Sistemindeki boşlukların yansımaları ise;
Emeğin ve bilginin teminat altına alınmasında yetersizlik,
İzlenen politikalarla devlet imkanlarına endeksli yaşam biçimini teşvik,
Denetim yetersizliği,
Bürokratik kaprisler,
Bilgi yayımı yetersizliği...
Maddelerin hepsini alt alta topladığınız zaman ortaya çıkan tablo:
Sosyal ve hukuk devleti ilkelerine inat, Karl Marx’a Komünist manifestosunu yazdıran 19’uncu Yüzyıl Avrupa kapitalizminin 21’inci Yüzyıl versiyonu gibi.
Anadolu mikro işletmelerinin kültürel yapısı hakkında:
Dış ilişkilerinde genel hukuk sistemi geçerli olsa da her organizasyonun, kaynağını kültürel normlardan (inanç, örf, adet, gelenek ve bilgi birikimi) alan özel bir hukuk sistemi ve davranış kalıpları vardır. Bu özellik, organizasyonun iç ilişkilerini; iş yapma, gelişme ve yayılma konularında tercih ve yaklaşımlarını biçimlendirir; etkileşimlere rağmen özgündür.
Anadolu’nun mikro ölçekli işletmeleri de böyleydi...
Mensupları, kendilerine sosyal miras olarak aktarılan kültürel normlar içinde hareket ederler; çalışırlar, iş yaparlar, dostluklar kurarlar. Emindirler; itimat ederler, itimat edilirler. Yaptığı iş, verdiği söz onun namusudur.
Yakın geçmişin tüm olumsuz etkilerine rağmen halâ bu değerlerle çalışan işletmeler Anadolu’nun her köşesinde, her ilinde mevcuttur. İstikrar içinde, huzurlu bir ortamda yaşamlarını sürdürürler. Dostluk kurmayanlar, izlemeyenler; alış-veriş yapıp geçenler bunu fark edemezler.
Anadolu işletmelerinde, kuşaktan kuşağa aktarılan “Ahi Gelenekleri”nin halâ izleri vardır. Ahi kültürünü kavramadıkça bu işletmelerin bugünkü karakteristiklerini de doğru ve eksiksiz tanımlamak bizce mümkün gözükmüyor.
“<ı>Oğul! Gün olur, memleketten çıkmak durumunda kalırsan gideceğin yeri iyi seç. Bunun için o yerin esnafını, zanaatkarını gez, gör ve dinle; alış veriş yap. Ondan sonra kararını verı>.”
Bu nasihatte, sosyal bünyenin tesbitine dair kriterlere; esnaf ve zanaatkârın, yöre kültürel ve ahlâki değerlerinin aynası olduğu gerçeğine işaret vardı.
Siyasi ve ekonomik çalkantıların verdiği asırlara dayalı tecrübeler, “Kanaat ve Tevekkül”ü Anadolu işletmelerinin değerler sistemine adeta kazımıştır. O nedenle Anadolu işletmesi, kanaatkârdır, tevekkül sahibidir. Açık tehditlerle karşılaşmadıkça risk almazlar. Değerler sistemi çerçevesinde değişmezler ve değiştirmezler. Bu bakımdan gelenekçidirler.
Değerler sistemi üzerine getirilecek bir değişiklik önerisini, “<ı>Eski köye yeni adet getirmekı>”, “<ı>İcat çıkarmakı>...” mukabili değerlendirmelerle soğuk karşılar; itibar etmezler. Zanaatkârın zanaatını değiştirmesi ise hoş karşılanmadığı gibi bir yetersizliğe, kusur veya kabahate yorulur. Ancak ilerleyen yaşında zanaatının ürünlerini alıp-satması uygun görülebilir.
İşletme sahibi baba, evlatlarıyla yüz-göz olmamak için ve onların baba otoritesi altında kişilik bulamayacakları endişesiyle; diğer yandan, babaya duyulan hürmetten dolayı “<ı>Rahat çalışamazları>...” ince düşüncesiyle onların her birini ahlâkına, ustalığına ve eğitme kapasitesine inandığı başka işletme sahiplerine küçük yaşta teslim eder. Kendisi de başkalarının çocuklarını teslim alır; belli bir hiyerarşi ve babacan tutumlar içinde yönetir, eğitir ve haftalık ücretlerini öder.
Evlatların çalıştığı işler, çoğu zaman baba mesleğinden farklıdır. Daha ziyade, o gün için geçerli olan veya gelecek vadeden yeni bir meslektir. Burada, piyasa şartlarının değişmesine karşı aile gelirlerini garantiye almak için alternatif yaratma düşüncesi vardır.
Ve baba, esnaflığı veya zanaatı öğrenmiş ve ustasından icazet almış evladına kendi iş yerini açabilmesinde destek olur.
Bir aile olmaları ve bir arada yaşamaları, baba-oğul-torun aynı işte çalıştıkları ya da çalışacakları anlamına gelmez.
Kendi problemlerini aile içinde çözerler; son söz babanındır. Çözemediklerinin de ya üstünü örterler, ya sineye çekerler, ya da risk alıp aileden ayrılırlar. Buna rağmen genel hukuka baş vurmazlar. Dış kaynaklı problemlerde ise fikir birliğinde hareket ederler; son söz yine babanındır. Çözümsüzlük durumunda iki tarafın da güvendiği, akrabalar dışından emin bir kişiyi hakem tayin ederler. Hakemin verdiği karar geçerlidir. Bu karara uymamanın sözü dahi edilemez.
Devam edecek.
Bir Şiir
İzmir Seni Bekliyor
Duman basmış ulu, yalçın dağları,
Yürü nazlım... İzmir seni bekliyor!
Geçti artık sevda çağları,
Yürü nazlım... İzmir seni bekliyor!
Bilmem var mı sevip murada eren,
Aşk ile dünyada sefalar süren,
Gidiyorsun... Götürüyor bak tren!
Yürü nazlım... İzmir seni bekliyor!
Rüzgar vursun, zülüflerin saçılsın,
Karlı dağlar geçit versin açılsın,
Karanlıkta yollarınız seçilsin
Yürü nazlım... İzmir seni bekliyor!
Şemsi Belli / Eylül 1943 / Elazığ
Unutulmuş Şiirler. S. 55.