- Kategori
- Kitap
Kütüphane kedisi ''Dewey''

İlk oyuncağımı hatırlamıyorum, çocukluğumda pek çok oyuncağım olmasına rağmen. İlk kitabımı çok net hatırlıyorum fakat. Büyük boy, sert karton kapaklı, lacivert renginde. Ön yüzünde önlüklü ayı resmi vardı- bir anne ayı…Okumayı bilmiyordum henüz, ama o kitabı çok sevmiştim. Annem nasıl bilmişti tam da o kitabı o kadar çok seveceğimi, ama o annemdi, beni en iyi tanıyan kişiydi…Sanki dünmüş gibi hatırlıyorum o kitabı elime alışımı, benim olduğuna inanmamıştım. Uzun zaman birlikte uyumuştum o ilk lacivert renkli ve sert karton kapaklı kitabımla. Şu an elime alıp, dokunmayı ve sayfalarını çevirmeyi o kadar çok isterdim ki…
Kitaplar hep vardı hayatımda. Çok büyük kitaplığı olan bir evde doğmuştum, henüz harfleri tanımadan en kalın kitapları alır ve içlerine bakardım, kendimi okuyormuş gibi hayal ederdim.
***
Kütüphaneleri de çok küçük yaşta tanıdım, ablamın sayesinde. Hafta sonları ablam “kütüphaneye gidiyorum” deyince ben ondan önce hazırlanıyordum. Hiçbir güç onunla gitmemi engelleyemezdi. Ablam beni yanında istemezdi…annem devreye girer ablamı bir şekilde ikna ederdi. O zamanlar televizyon yoktu ve kütüphaneye gitmek, benim için bir eğlenceydi. Kütüphanede rengarenk kitaplar vardı, çocuk kitaplarıyla doluydu, oysa evdeki kitaplarda resimler pek yoktu. Kütüphane, sihirli bir dünyaydı benim için.
Okumayı öğrenince ( tahmin ettiğimden daha kolay olmuştu ) ben de şehrin kütüphanesine üye olmuştum. Çok seviyordum oraya gitmeyi. Ablama da ihtiyacım yoktu. Aydınlık, temiz, sessiz ve sıcak bir yerdi. Zamanla, okunmuş kitaplara özel ilgim oluştu. Önceleri, kitap seçimimi en yıpranmışlarından yana kullanıyordum, kitabın çok okunmuş olması, doğal olarak güzel olduğunun göstergesiydi. Daha sonra alışkanlık hâline gelmişti. Evde olan kitapları bile kütüphaneden alıp okumak bana daha çok keyif veriyordu. Kütüphaneden çok kitap ödülü almıştım, yılın en çok kitap okuyan üyesi… İtiraf etmeliyim ki, aldığım bazı kitapları okumadan geri veriyordum, çünkü zamanım yetmiyordu. Kitabın iç ilk sayfasında çizelge vardı ve orada iade tarihi yazıyordu. İade tarihi geçmemesini özen gösteriyordum. Lise dahil öğrencilik yıllarımda, kütüphane , hayatımın bir parçasıydı. Orada pek çok araştırma ve ödev de yapmışlığım vardır. Daha sonraları kütüphanelere gittiğimi hatırlamıyorum.
***
Üniversite yıllarımda kiralık evlerde kaldım. Bir yıl kadar ev sahibim kırk, kırk beş yaşlarında hiç evlenmemiş, Mariya isminde bir kadındı. Oturduğumuz daireler bitişikti. O, yaşlı babasıyla birlikte yaşıyordu, annesini kaybetmişti. Filibe Filarmoni Orkestrasında viyolonsel çalıyordu. Pek çok kez turnelere çıkıyordu ve kendisini çok sık göremiyordum. Bazen, özellikle kira verme zamanları evine gidiyordum, beni içeri davet ediyordu ve birer kahve içiyorduk. Değişik, sıra dışı bir kadındı. Çok güzel bej renginde siyam bir kedisi vardı. Ben kedileri sevmediğim için içeri girmeden, kedi başka odaya alınıyordu. Aksi taktirde etrafta dolaşan kediden rahatsız oluyordum. Kediye hiç kötü davranmamıştım, sadece onu sevmiyordum. Bir gün zor bir sınav sonrası, heyecanımı paylaşmak için ev sahibime gitmiştim. Kediyi unutmuştum. Odaya girmiştim ve henüz oturmamıştım. Siyam kedisi nefretle üstüme sıçramıştı…Onu sevmediğimi hissetmişti ve tepkisini bu şekilde ifade etmişti. Kedileri hâlâ sevmiyorum, ama onlara gizli bir hayranlık duyuyorum o günden itibaren. Altıncı hisleri çok kuvvetli olduğunu yaşayarak öğrenmiştim.
***
30 Nisan 2009, Vicki Myron imzalı DEWEY kitabını, ablamın tavsiyesiyle okudum. Beni bu kitap çok çok gerilere götürdü, okurken çocukluğumdan pek çok kareler geçti gözümün önünden.
Kitap , Spencer kasabasındaki Halk Kütüphanesinin, kitap iade kutusunda, soğuk bir kış gününde bulunan terk edilmiş bir kedi yavrusunun hikâyesini konu alıyor. Kedi’yi bulan ve ona Dewey ismini veren, kütüphane yöneticisi Vicki Myron. Aslında kitap, aynı zamanda bir kadının, yalnız bir annenin hikayesi. Biyografik kitapları okumayı seviyorum. Her ne kadar kitap beni tam olarak sarmamış olsa da okumaktan sıkılmadım.
On dokuz sene kütüphanede yaşayan ve âdeta kütüphanenin ruhu olan Dewey’ den, Vicki Myron pek çok şey öğrenmiş:
“Yerini bul. Sahip olduklarınla mutlu ol. Herkese iyi davran. İyi bir yaşam sür. Hayat, sadece maddesel şeyler demek değildir, sevgidir. Hiçbir zaman sevginin gelmesini bekleme”
Amerikalı psikolog ve filozof John Dewey “ yaparak öğrenme” kuramının ilkelerini özetlemiştir. Kedinin ismi de Dewey olması bir tesadüf değil. Kütüphaneye gelen pek çok çocuk arasından, en çok kimin ihtiyacı varsa, kedinin onu seçmesinden etkilendim. Fiziksel ve zihinsel engelli çocuklarla iletişim kurmasını ve onların gülümsetmeyi başaran küçücük psikolog kedi.
“Ömür boyunca hep kendime güç verdim.Kendi kendime bu durumla ilgili üstesinden gelemeyeceğim bir şey olmadığını söyledim. Ben güçlüydüm. Ben inatçıydım. Hepsinden önemlisi hiçbir zaman yalnız değildim. Hep Dewey vardı” yazıyor Vicki Myron ve devam ediyor “Söylemek her zaman yapmaktan daha kolaydır, fakat, koşullar ne olursa olsun, yaşam nasıl değerlenirse değerlensin güvenini asla kaybetme Hayat dikensiz gül bahçesi gibi değil.”
304 sayfada sığdırılmış bir yaşam öyküsü.
Kitap tavsiye etmeyi sevmiyorum. Okuduğum kitaplar hakkında kendim için notlar alıyorum ve onları burada paylaşıyorum.
Vicki Myron’nun bu düşencisine, bütün kalbimle katılmak isterdim:
“İnternet kitapları öldürmeyecekti. Kütüphane de ölmeyecekti”
Umuyorum...