- Kategori
- Dünya Şehirleri
La Paz

Andların üzerinde bir mantar gibi duran 6438 metre yüksekliğindeki İllimani Dağı’nın çevresinde Chuquiago kovuğunda bulunan La Paz’ı uzaktan görme şansınız yok. Kentin çevresindeki uydukent El Alto’ya geldiğinizde koca başkentin bir çukurun içine adeta gizlendiğini görürsünüz. La Paz’a olan hayranlığınız işte tam da anda başlar. Tuğlalarla yapılmış ve hiç biri sıvanmamış gecekonduların serpiştirildiği kahverengine bürünmüş yamaçlardan keskin virajlar dönerek bir süre alçaldık. Koloni dönemindeki hantal binalar ve başkentin oturduğu çukurun tabanından yükselen çok katlı modern yapıların arasından geçip en önemli meydan olan Plaza Murillo yakınında yer alan ve tüm beackpeacers’ların (sırt çantalı gezginler) mutlak uğrak yeri olan Torino Oteline yerleştim.
Eğer bir gezginseniz ve yolunuz bir şekilde La Paz’a düşmüşse Hotel Torino’da kalmak için çok nedeniniz var. Hem öyle pahalıda değil, kişi başı beş dolar. Ama esas önemlisi buralara kadar gelen gezginlerin mutlak uğrak yerlerinden birisi olması. Yani bir nevi modern kervansaray.
La Paz İspanyolca’da ‘Barışın yapıldığı yer’ anlamına geliyor. Başkentlik vasfını bir miktar Sucre kenti ile paylaşmasına karşılık, bakanlar kurulu ve başkan La Paz'da olduğu için ülke de buradan yönetiliyor. (Yargı merkezi hala Sucre’de bulunuyor.) Ayrıca ülkede eyaletvari bir sistem olduğu için burası, aynı zamanda bölgesel La Paz’ında başkenti. Bir buçuk milyonu aşkın nüfusunu önemli bir bölümü şehrin oturduğu vadinin yamacı ve sırtlarındaki gecekondulardan oluşuyor. Geniş bir kazanın içine oturtulmuş gibi görünüen La Paz, deniz seviyesinden 3600 metre yüksekte yer alıyor. Bir çukurda olmasına rağmen bu özelliği ile dahi yeryüzünün güneşe en yakın başkenti burası. Kentin havaalanına gitmek için bu çukurdan virajlı yolları tırmanarak beş yüz metre daha yükselmeniz ve başkent nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı 4082 metredeki El Alto uydu kentini geçmeniz gerekiyor. Şayet başkente karayoluyla yavaş yavaş gelmişseniz yüksek irtifa sorunuyla pek karşılaşmazsınız. Ancak çoğunlukla başka ülkelerden uçakla gelen yabancıların çoğu 4000 metre’nin üstündeki havaalanına indikleri andan itibaren büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalırlar. Özellikle deniz seviyesindeki bir bölgeden gelmişseniz durum çok daha da tehlikeli boyuta ulaşabilir. Neyse ki böyle durumlar için bazı tedbirler alınmış durumda. İlk yapılması gereken şey uçaktan iner inmez hemen bir araca atlayıp hızla çukurun içindeki şehir merkezine inip yükseltiyi bir miktarda olsa azaltmak.
Madem ki bu kadar tehlikeli neden insanlar buraya bir kent kurmuşlar ve üstelikte onu başkent yapmışlar diye düşünmeden edemiyor insan.
Sabahın erken saatlerinde gürültülü bir bando sesiyle uyandım. Yerel kültürün en yoğunlukta olduğu bir ülkenin başketinin sokakalrında curcunalı bir müzik sesi duymuşsanız yorganı üzerinizden atıp sokağa fırlamanız gerekiyor. Nitekim bende öyle yaparak kahvaltıyı unutup fotoğraf makinamı kaptığım gibi kendimi şehrin büyük caddesine attım. İyi ki de öyle yapmışım. Kentin en büyüğü olan Santa Cruz Caddesi’ne indiğimde çoktan ortalıkta kıyamet kopmuştu. Adını her duydğumda bile beni heyecanlandıran La Paz’ın nihayet sokaklarıyla tanıştığım bu ilk anı bile, daha önce yaşadığım o heyecanların ne kadar yerinde olduğunu gösteriyordu. Haftalardır dolaştığım Latin Amerika ülkelerinde nihayet ve nihayet bütünüyle yerel kültürün sergilendiği bir festivalin tam ortasına bulmuştum kendimi.
Tamamıyla gençlerden oluşan ve her biri kendine özgü kostümler giymiş yüzlerce farklı grup yol boyunca kilometrelerce uzanan bir gösteri yapıyordu. Bu durum sadece benim değil, bütün halkın da ilgisini çekmiş olacak ki; gösteri yapan yüzlerce ekibi kaldırımlara birikmiş binlerce halk izliyordu. Gösterilerin ilginç yanı ise, bu farklı grupların her birinin daha önceleri bir çoğunu hayatımda hiç görmediğim değişik müzik aletlerinden oluşan orkestralarının çıkardıkları garip seslerin birbirine karışmasıydı. Çoğu grubun kullandığı en orjinal müzik aleti ise aynı zamanda bir giyim aksesuarı olarakda kullanılan lama toynaklarıydı. Gösteri yapan bazı grupların ayak bileklerine bağladıkları içleri boş olan yüzlerce toynak belirli bir ritimle salanarak birbirine çarptırılıyor ve ortalığı daha önce hiç duymadığım bir müzik sesi tınlatıyordu. Çocukluğumdan Anadolu’da oynandığını hatırladığım bir oyun vardı. Özellikle kurbanlarda kesilen koyunların arka aşık kemikleri çıkartılır ve o kemiklerle değişik bir oyun oynanırdı. Burada ise en yaygın hayvan lama olduğu için onun ayaklarından alınan toynaklar bir başka oyun için kullanılıyor. Bir başka grubun ayağında ise Gauçho kovboylarının giydiği sivri uçlu çizmelerin yanı sıra o çizmelerin arka kısımlarına takılmış gösteri amaçlı özel yapılmış uzun mahmuzlar dikkatimi çekti. Daha da ilginç olanı ise bu çizmelerin üst kısmından yukarıya doğru bir başka özel yapım çıngıraklı aletler bulnuyor. Amaç yine hep birlikte ayakları horon teper gibi yere vurup ortalığı velveleye vermek ve diğer gruplardan daha fazla ilgi çekmek.
İşin ilginç tarafı her grubun gösterisi birbirinden güzel olduğu için hangisini izleyeceğimi ve hangisinin fotoğrafını çekeceğimi kestiremiyor olmamdı. Hem ilgimi çeken sadece bu grupların gösterisi değildi. Kaldırımlara yığılmış gösterileri izlemeye gelen renk renk bohçalarını sırtlarına geçirmiş içlerine de kafaları dışarıya sarkmış halde birer çocuk bulunan geniş fistanlı ve fötr şapkalı kadınların ilgi çeken görüntüleriydi. Gösterilerin bir başka ilginç yanı ise genelde buna benzer gösterileri yapan gruplar resmi bir protokolün önüne geldiklerine en ciddi şekilde gösterilerini tamamlayıp görevlerini bitirmenin rahatlığı ile tören alanından ayrılırlar. Ancak burada böyle bir durum söz konusu değil. Her grup kendi müziğinin ritmine ve liderlerinin gösterdiği dans figürlerine kendini kaptırmış durumda. Bense sanki Reuters Ajansı’ na en iyi fotoğrafı geçmenin telaşı içindeymişim gibi grupların arasında dolaşıp en çok ses getirecek kareyi deklanşörüme kaydetmeye çalışıyordum. Gösterilerin sona ermesinden endişe ettiğim için o kadar fotoğraf çektim ki, hem makinamın şarjı hem de hafızası doldu. Ancak yakındaki otelime dönüp bu sorunlarımı giderdikten sonra yeniden caddeye döndüğümde gösteriler olanca hızıyla devam ediyordu. Bu sırada vakitler öğleye yaklaşmıştı ve 3600 metre yüksekliğinde olduğumuz için hava çok ısınmıştı.
Bir süre dinlenmek ve susuzluğumu gidermek için bir büfeye girdim. Ülkenin doğusundaki iklim koşullarından dolayı o bölgeden geldiği anlaşılan taze tropikal ürünlerden yapılmış koca bir kova meyve suyunu mideye indirip yeniden gösteri alanına döndüm. Yerel kültür bu gösterilere o denli yansıtılıyor ki; izleyenler bu ülkenin ekonomik ve sosyal hayatı hakkında pek çok fikre sahip olabiliyor. Örneğin bir lama çobanı sırf bu görüntüleri izlemek ve bir parça katılmak için lamalarını Andların bozkırlarından inidirip özel olarak aklayıp pakladıktan sonra el dokuması kumaşlarla renk renk süsleyerek gösteri alanındaki yerini almış olduğunu görebilirsiniz.
Gösteri yapan gruplar için herhangi bir yaş sınırlaması da yok. İlkokul çağındaki öğrenci gruplarından tutunda, üniversitenin son sınıflarından bile öğrenciler var. Hatta yaşları yetmiş işleri henüz bitmemiş kesimden de hala büyük bir tutukyla gösteri yapanlara rastlamak mümkün.
Peki büyük bir tutkuyla yapılan ve halkla tamamen bütünleşmiş bu gösteriler ne anlama geliyordu?
Bu sorunun cevabını bulabilmek için uzun bir aramadan sonra nihayet biraz İngilizce bilen birini yakalayıp gösterilerin sebebi hikmetini öğrendim. Kendiside bir üniversite öğrencisi olan Ayma’nın açıklamaları olduğum yere çakılıp kalmama neden oldu. Meğer sabahtan beri ağzım açık bir halde bir o grubun bir bu grubun arasına dalıp hayranlıkla izlediğim bu gösteriler bir ön çalışmadan ibaretmiş. Gerçek gösteriler ise bir hafta sonra yapılacakmış. Şimdi Ayma’nın sözlerine üzlmelimiyim yoksa sevinmelimiyim? Evet Önümüzdeki haftaya kadar burada kalamayacağım için üzülebilirim. Ancak provanın bile böylesine denk geldiğim için şanslı olduğumuda kabul edip fazla nankörlük etmemeliyim. Ben olmayacağım ama Önümüzdeki hafta La Pazlılar eğitim hakkı kazanmalarının anısına sokakaları bir kez daha çılgınca şenlendirecekler. Okulların açılıp, eğitim ve öğretimin başlamasının kutlandığı “Umsa Eğitim Festivali” her yıl 30 Temmuzda yapılıyormuş. Ama Ayma esas büyük festivalin bu olmadığını, Mayıs sonu ile Haziran başında yapılan “El Gran Poder Festivali” ile 24 Ocakta yapılan “Alasitas” kutlamaları olduğunu belirtti.
Devam edecek