- Kategori
- Siyaset
Laiklik özünde nedir ve nasıl ifade edilmelidir?
AKP'nin dinciliğe sapan uygulamalarına karşı çıkarken, hiç dinler konusunda tarafsız, tam bir laik tutum gördünüz mü? Her kim ki AKP dinciliğini eleştiriyor, kendisinin de dindar olduğundan, olmadı hacı, hoca ya da dindar bir ailenin çocuğu olduğundan bahsetmesin!
Dinciliğe karşı ya da anti laikliğe karşı temel tutum, dinlerin, hukuksal ve toplumsal düzenlemelere baz oluşturamayacağını, açık ve net şekilde ifade etmektir. Aynı zamanda dinlerin, insanlar için hiç de zorunlu olmadığını, iyi, ahlaklı, güzel, dürüst olmak için dindar olmak gerekmediğini VURGULAMAK elzemdir.
Eğer laiklik düşüncesi, bu ikinci söylediğim şeyin üzerinde yükselmiyorsa, laiklik neyin üzerinde yükseliyordur? Siz laikliği laiklik yapan şeyi atlayarak anti laikliği eleştiremezsiniz. Hele ki, ben de dindarım vs. diyerek hiç eleştiremezsiniz. Çünkü aldığınız pozisyon safiyane laik bir pozisyon değildir.
Ama şaşırmamak gerekir, güya laikliğin parti düzeyindeki en önemli temsilcisi olan CHP'nin genel başkanının İslamiyet'in peygamberinin dünyanın en büyük devrimcisi olduğunu söyleyebildiği bir iklimdeyiz.
Safiyane laiklik ne tür argümanlar içerir?
Laiklik en temelde ve özsel olarak, bilimsel bilgi ile inanışlar arasında çekilen çizgidir. Bu çizgi öncelikle düşünce tarihinin ortaya çıkardığı bir çizgidir.
Bilginin, hakikatin, doğruluğun ve insana ait her şeyin kaynağının Tanrı olduğu şeklindeki dincilik anlayışı, özellikle Hristiyanlık kurulduktan sonra, Hristiyanlığın teorisyenlerinin ve düşünürlerinin etkisi altında, birkaç yüzyıl sonra Roma İmparatorluğu’nun resmi ideolojisi olmuş ve imparatorluğun toplumsal ve hukuksal düzeni uzun yüzyıllar bu kabule göre düzenlenmiştir.
Bu ideoloji 1000 yıl boyunca Batı’nın hem felsefesi, hem düşünce dünyası, hem hukuku, hem toplumsal düzeni olmuştur.
Ne var ki, Ortaçağ’dan sonra Batı’da ortaya çıkan düşünce hareketleri, Rönesans, Reformasyon, Aydınlanma Çağı diye adlandırılan süreçlerle, bilginin, hakikatin, doğruluğun ve insana ait her şeyin kaynağının tanrı değil, insanın kendisi olduğu noktasına ulaşılmıştır.
Bundan sonra, öncelikle, bilimsel bilgi anlamında bilimlerde ve sonrasında ise toplumsal ve hukuksal düzenlerde, dincilik aşılmış ve insanı merkeze alan bir dünya görüşü hakim olmuştur.
Dinler bu noktada, KÜLTÜREL İNANIŞLAR olarak kalmış ve yaşamın önemli ve ayrılmaz parçası olarak yerini korumaya devam etmiştir.
Laiklik, özü ve kaynağı, kısaca, bilginin, hakikatin, doğruluğun, iyinin, güzelin, kötünün ve insana ait her şeyin kaynağının tanrı olduğu fikrinden vazgeçiş ve salt insanı kaynak alıştır.
Bu yaklaşımın getirdiği sonuçlar çok açıktır.
Bu yaklaşım, dini bir kültür olarak kabul eder.
Bu yaklaşım, kültürel olarak din karşıtlığını kabul edebilir de, etmeyebilir de. Ancak siyasal olarak din karşıtlığını kabul eder.
Laikliğin, dinler ya da inanışlar arasında eşit mesafede durmak olduğunu söylemek, aslında laikliğin, gölgelerinden ibaret bir şeydir. Laiklik ana noktası değildir.
Dinler ve inanışlar karşısında eşit mesafede durmak, esasında laikliğin bir çağrısı değil, hukukun, evrensel insan hak ve özgürlüklerin bir eşitlik çağrısıdır.
Türkiye’de, geçmişte varolan laikliğin, tam bir laiklik olmadığı vs. söylenerek, bugün için, laikliğin, tüm dinsel inanışları serbest bırakmak ve hepsine aynı mesafede durmak gerektiği yaygın olarak söyleniyor.
Ancak, dediğim gibi, bu laikliğin özüyle ilgili bir durum değildir.
Laikliğin özü tekraren şudur: Dincilik, yani toplumsal ve hukuksal düzenin, tanrıya bağlanmış belli dogmalara göre düzenlenmesini savunmak, akla, bilgiye, zekaya aykırıdır. Böyle bir hukuksal ve toplumsal düzen sakattır. Çünkü bunlar inanışlardır, temelleri yoktur, varsayımlardır.
Laikliğin buradan çıkan ikinci sonucu şudur: Evet, toplumsal ve hukuksal düzenin kaynağı, insandır, ancak insanoğlu yüzlerce yıldır ve halen dinsel inanışlara sahiptir. Onların bunları istedikleri tarzda, ama toplumsallığı yok etmeyecek tarzda, yaşamaları temel insan hakkıdır. Temel insan hakkı olarak, tüm diğer inanışlarla eşit mesafede görülmeli ve eşit davranılmalıdır.
Bir laik, kültürel anlamda bireysel olarak dindar olabilir -bu analitik olarak çelişki içerse de.
Bir laik, bireysel olarak, rasyonel –dincilerin inançsız dedikleri grup- olabilir ve olmalıdır.
Bir laik, toplumsal ve hukuksal düzenin kaynağının tanrı ve dinler olmadığını söylemek zorundadır.
Bu ise açık ve yürekli olmayı gerektir. Ben dindarım…, ben senden daha dindarım…, benim babam camii hocasıydı…, vs. diye söze başlayarak, dinlerin ve dinlerin dayandığı düşünce tarzının, dünyayı algılama tarzının sorunlarına işaret edilemez.
Açık ve yüreklice dinlere karşı, salt insanı baz alan bir söylem geliştiremiyorsan laik değilsindir.
Bir laik hem dini kabul ettiğini söyleyerek hem de dinsel düzenin yanlış olduğunu söylüyorsa, el kol hareketlerini yakalayamadığımız bir hokkabazdan başka nedir ki?
Bugün Türkiye’de laik düzen gerçekten egemen kılınmak isteniyorsa, bunun politik bir ideal ve vizyon olması isteniyorsa, bu ancak, bu hokkabazlıktan vazgeçerek olacaktır. Yani safiyane laik bir tutum alarak.