- Kategori
- Genel Sağlık
Leziz zeytinyağı semineri

20 Ocak tarihinde Ege Üniversitesi'nde "Leziz Zeytinyağı" adıyla düzenlenen seminere katıldım. Seminerin duyurusunda zeytinyağı tadım etkinliğinin de yapılacağını okuyunca; tadım nasıl yapılır, iyi zeytinyağı nasıl anlaşılır öğrenmek için etkinliğe katıldım.
Seminer; Ege Üniversitesi EBİLTEM Teknoloji Transfer Ofisi, Ege'de Atölye ve Zeytindostu Derneği katkılarıyla düzenlenmişti. Saat 14:00'te olacağı bildirilen toplantı tam zamanında başladı. Bugüne kadar katıldığım kurs-seminer vb. hiçbir toplantı ve/veya etkinlik vaktinde başlamadığı ve ben her seferinde sıkıntı içinde beklemek durumunda kaldığım için (her yere vaktinden önce gitmek gibi “kötü” bir alışkanlığım var ne yazık ki) çok şaşırdım ve bir o kadar da memnun oldum. Yoğun bir ilgi vardı, salon küçük geldi. Mevcut koltuklar doldu ve sonradan gelenler için de ek sandalyeler konuldu.
İlk konuşmacı Ege'de Atölye Derneği Başkanı Zeynep Delen'di. Zeytinin kökeninden, üretim ve tüketim alanlarından bahsetti. İlk zeytin yaprağı fosilinin Santorini'de (Yunanistan) bulunduğunu belirtti. Tarihi kaynaklarda zeytinin üretim alanı olarak İzmir, Ürdün ve Yunanistan olduğunu, bugün ise üretim alanlarının da tüketim alanlarının da genişlediğini harita üzerinde gösterdi. İspanya'da zeytin fidanı üreten bir firmaya yaptığı ziyarette firmanın bir Arap şeyhi için 7 milyon zeytin fidesi siparişini hazırladığına tanık olduğunu anlattı. Zeytinle ilgilenen herkesin Urla'da bulunan Klazomenai antik kentini ziyaret etmesi gerektiğinden söz etti. Ben de 2015 yılı hedeflerim arasına dahil ettim bu öneriyi. Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrencilerinin yaptığı ödevlerden birinde "Zeytinyağlı yiyemem aman" türküsü ile Marshall yardımı arasındaki bağlantıdan (doğruluğu kanıtlanmamış bir bilgi olduğu notunu da ekleyerek) söz etti. Melodik yapısını sevdiğim bir türkü olduğu için özellikle ilgimi çekti. Meğerse Amerikalılar mısırözü yağı yenilsin diye bu türküyü yazdırmışlar. Algı yönetimi ta o zamanlarda da varmış demek ki.
Ara verildiğinde çay-kahve-su ikramına ek olarak masalara dilimlenmiş yeşil elma, peynir dilimleri, ekmek ve galetalar konulmuştu. Sağlıksız atıştırmalıklar yerine tercihin elma ve peynir yönünde olması fikrine bayıldım. Keşke çay-kahve bardakları da kağıt değil de cam ya da porselen olsaydı diye geçti içimden.
Bu arada diğer masada tadım için hazırlıklar yapıldı. O tarafa doğru yöneldik. Bardakların dibine bir yudumluk örnek konuldu. Eğitmen kendisini izlememizi istedi. Ardından onun yaptıklarını biz de tekrarladık. Bir elimizle bardağı tutup diğer elimizle de ağzını kapattık. Bardağın alt tarafından tutup çevirerek yağın biraz ısınmasını sağladık. Bardağın çeperlerine temas etmesi için biraz eğip çevirdik ve kokladık. Tekrar avucumuzla bardağı kapattık. Yeniden kokladık. Aynı işlemi birkaç kez tekrarladıktan sonra sıra tatmaya geldi. Ağzımıza bir yudum alıp yutmadan önce dişlerimizi kapatıp dudağımızı açarak hızlıca birkaç kez havayı içimize çektik. Dil arkasından boğazımıza doğru iğnelenme oldu. Birkaç farklı zeytinyağı için aynı işlemleri tekrarladık. Hepsi birbirinden farklı koku ve tada sahipti. Zeytinyağının tadı, kokusu, rengi için belirli standartlar olmakla birlikte iyi zeytinyağının ölçüsünün sizin kendi damak tadınız olduğunu öğrendik. Bu arada diğer konuşmacının sırası gelmişti ve yeniden salona girdik.
İkinci konuşmacı Richard Blatchly zeytinyağının kimyasal özelliklerinden ve molekül yapısından bahsetti. Bu kısmı benim ilgimi çekmedi pek fazla. Son konuşmacı Patricia O'hara ise zeytinyağının sağlıkla ilişkisinden bahsetti ve bunama, depresyon, felç, diyabet, kalp-damar hastalıkları, kanser, kemik erimesi ve romatizma gibi hastalıklara iyi geldiğini anlattı.
Üzerinde bulunduğumuz topraklarda tarihin başlangıcından bu yana yetişen bu değerli meyveyi ve o meyveden elde edilen yağın kıymetini bilmiyoruz sahip olduğumuz hiçbir şeyin kıymetini bilmediğimiz gibi. Bize sağlık sunan bu değere daha çok sahip çıkmalıyız diye düşünerek ayrıldım salondan.
Bu güzel etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ederim.