- Kategori
- Güncel
Lider ülke olamamak

Türkiye gerek tarihten gelen misyonunu, gerek potansiyel gücünü, gerekse jeopolitik konumunu bir türlü pratikte etkinleştiremedi. Taa Osmanlı'dan bu yana oldum olası diplomaside başarılı olamadık. Büyük mücadelelerle elde edilen haklar masa başnda kaybedildi ve bunlardan hiç ders almadık. Almaya da niyetli görünmüyoruz. Hatırlanacağı üzere 1535 yılında Fransızlara verilen kapütülasyonlar ilerleyen yıllarda Osmanlı'nın aleyhine gelişmişti. Lozan 'ın bizim için çok karlı bir anlaşma olduğu da söylenemez.
90'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri bizim için çok büyük bir şanstı. Türk Cumhuriyetlerini etrafımızda toplayıp, lider ülke olma şansını yakalamıştık. Bu liderlikle birlikte Türk Cumhuriyetlerinin sahip olduğu yer altı kaynaklarını da Avrupa'ya pazarlama imkanı olacaktı. Böylece hem biz hem de onlar ekonomik, askeri ve siyasi açıdan güçlenecektik. Avrupa Birliği'nin kapılarında üye olmak için beklemeyecektik. Avrupa Birliği'ne alternatif bir birliğimiz olacaktı. Bu birlik arap dünyasından katılacak olan ükelerle birlikte büyür ve Avrupa Birliği'ni bile gölgede bırakırdı. Bu gruba Kore , Japonya gibi ülkeler de eklenebilirdi. Bunlar için geç kalınmış olsada hala bunu yapabiliriz. Bu potansiyel ve güç bizde mevcut. Osmanlı'dan gelen misyonu da bu saydıklarıma eklersek yapmamamız için hiçbir engel yok. Önümüzdeki en büyük engel diplomasi. Bütün bu söylediklerim elbette kolay gerçekleşecek işler değil. Çok etkili ve kararlı bir politika izlenmesi gerekir.
Ama son zamanlarda yapılanlara bakıyorum ve umudum giderek azalıyor. Kardeş ülke Azerbaycan ile yaşadıklarımız ortada. Bir millet iki devlet lafı unutulur oldu son günlerde. Türkiye'nin Azerbaycan üzerinde Garantörlük hakkı var. Karabağ'ı Ermenistan işgal etmiş iken neden Türkiye ağırlığını koyup onu oradan çıkarmaz hala anlamış değilim. Anlayan varsa lütfen çıkıp anlatsın. Bütün bunların üstüne bir de kalkıp mutabakat metni imzalanıyor. Elimizde son kalan Türk Cumhuriyeti de giderek bizden uzaklaşıyor.
Nato Genel Sekreterliği için Rasmussen'e başta karşı çıktık. Sonra onayladık. Bu Lider bir ülkeden beklenen bir davranış değil. Yaa baştan kabullen , yada sonuna kadar veto et. Hatırlanacağı üzere 1974 yılında Yunanistan'daki Albaylar Cuntası Nato'dan çekilmişti. Sonra tekrar üye olmak istediler ve bizim veto hakkımz var iken Ege'deki kıta sahanlığı çözülmeden üyeliğine evet demiş idi sevgili büyüklerimiz. Yani dün ne ise dış politika bugün de aynı.
Ama böyle gelmiş böyle gitmemeli. Türkiye sahip olduğu gücün, misyonun farkına varıp yol haritasını belirlemeli. Etkin , kişilikli, kararlı ve saygın bir dış politika izlemeli. Başkalarının değil, kendi önceliklerini esas alan herkesin imrendiği karekterli bir dış politika. Bu potansiyel bizde fazlası ile var!!!
Yeter ki isteyelim ve inanalım!!!
90'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri bizim için çok büyük bir şanstı. Türk Cumhuriyetlerini etrafımızda toplayıp, lider ülke olma şansını yakalamıştık. Bu liderlikle birlikte Türk Cumhuriyetlerinin sahip olduğu yer altı kaynaklarını da Avrupa'ya pazarlama imkanı olacaktı. Böylece hem biz hem de onlar ekonomik, askeri ve siyasi açıdan güçlenecektik. Avrupa Birliği'nin kapılarında üye olmak için beklemeyecektik. Avrupa Birliği'ne alternatif bir birliğimiz olacaktı. Bu birlik arap dünyasından katılacak olan ükelerle birlikte büyür ve Avrupa Birliği'ni bile gölgede bırakırdı. Bu gruba Kore , Japonya gibi ülkeler de eklenebilirdi. Bunlar için geç kalınmış olsada hala bunu yapabiliriz. Bu potansiyel ve güç bizde mevcut. Osmanlı'dan gelen misyonu da bu saydıklarıma eklersek yapmamamız için hiçbir engel yok. Önümüzdeki en büyük engel diplomasi. Bütün bu söylediklerim elbette kolay gerçekleşecek işler değil. Çok etkili ve kararlı bir politika izlenmesi gerekir.
Ama son zamanlarda yapılanlara bakıyorum ve umudum giderek azalıyor. Kardeş ülke Azerbaycan ile yaşadıklarımız ortada. Bir millet iki devlet lafı unutulur oldu son günlerde. Türkiye'nin Azerbaycan üzerinde Garantörlük hakkı var. Karabağ'ı Ermenistan işgal etmiş iken neden Türkiye ağırlığını koyup onu oradan çıkarmaz hala anlamış değilim. Anlayan varsa lütfen çıkıp anlatsın. Bütün bunların üstüne bir de kalkıp mutabakat metni imzalanıyor. Elimizde son kalan Türk Cumhuriyeti de giderek bizden uzaklaşıyor.
Nato Genel Sekreterliği için Rasmussen'e başta karşı çıktık. Sonra onayladık. Bu Lider bir ülkeden beklenen bir davranış değil. Yaa baştan kabullen , yada sonuna kadar veto et. Hatırlanacağı üzere 1974 yılında Yunanistan'daki Albaylar Cuntası Nato'dan çekilmişti. Sonra tekrar üye olmak istediler ve bizim veto hakkımz var iken Ege'deki kıta sahanlığı çözülmeden üyeliğine evet demiş idi sevgili büyüklerimiz. Yani dün ne ise dış politika bugün de aynı.
Ama böyle gelmiş böyle gitmemeli. Türkiye sahip olduğu gücün, misyonun farkına varıp yol haritasını belirlemeli. Etkin , kişilikli, kararlı ve saygın bir dış politika izlemeli. Başkalarının değil, kendi önceliklerini esas alan herkesin imrendiği karekterli bir dış politika. Bu potansiyel bizde fazlası ile var!!!
Yeter ki isteyelim ve inanalım!!!