- Kategori
- Sinema
Lion filmi ve düşündürdükleri

Küresel sinema sektörünün “Oscar adayları…” diyerek reklam ettiği filmlerden Lion’u izledim.
Avustralya’lı televizyon yönetmeni Garth Davis’in ilk uzun metrajlı denemesiymiş.
Konu gerçek bir hayat hikayesinden alınma.
Küçük oyuncu Sunny Pavar, Nicole Kidman, genç oyuncular Dev Patel ve Rooney Mara oyunculuklarıyla göz kamaştırıyorlar.
5 yaşındayken kaybolan Hintli bir çocuğun çocuk yurdundan Avustralya’lı iyiliksever bir çift tarafından alınıp sevgiyle büyütülmesi ve sonrasında çocuğun gerçek ailesini arayıp bulmasının hikayesini anlatan bir yapım.
“Kültür farkı ve sınır tanımayan sevgi…” sözcükleriyle kara derili çocuğu evlat edinmekte beis görmeyen iyi kalpli zengin beyaz çiftin yüceliklerini ön plana çıkaran konunun fonunda ise çocuğun evlat edinilmeden önce belli bir süre kaldığı çocuk yurdundaki binlerce çocuğun görmezden gelinen dramları var.
Her türlü saldırıya, sefalete ve perişanlığa mahkum, geceleri tecavüzcülere satılıncaya kadar türlü çeşitli alçaklıklara muhatap binlerce çocuğun içinde bulunduğu kör karanlığı, iyi kalpli zengin beyaz çifti parlatma sahnelerine basit bir arka fon gibi görmek sektör oligarşisinin çıkarları gereği olmalı…
Öyle dikkat edilmeli ki, senaryoda çiftin evlatlık edineceği çocuğun hiçbir lekesinin olmaması sağlanmış olsun, ki izleyici irrite olmasın.
Söz gelimi çocuk istismarcılarına satılma aşamasında hiçbir zarar görmeden kaçıp kurtuluversin… Ama yurtta gecenin bir yarısı yatağından kaldırılıp “sabaha kadar” satılan binlerce çocuğun dramı bir kenara bırakılsın, hasbelkader iyi kalpli bir zengin çift tarafından evlat edinilen çocuğun “mutlu son”u görülsün…
İzleyen yoksullar da bir gün kendi ellerinden tutacak iyi kalpli zengin çiftlerin hayalleriyle avunsunlar…
Kim nasıl görür bilmem, ben filmi izlerken bunları düşündüm.
Kenan IŞIK