​ Lokma va, lokma'cık va. Lokmadan lokma'ya fark va. / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Lokma va, lokma'cık va. Lokmadan lokma'ya fark va.

Lokma va, lokma'cık va. Lokmadan lokma'ya fark va.
 

Ünlü yazar Tarık Dursun K ile, lokma üzerine muhabbet yaptık.


Karşıyaka Tenis Klubü’ne bir gideyim dedim. Üç otobüs durağı ötemizde. Yeni makinemi deneyeceğim. Daha birinci otobüs durağına gelmemiştim ki, havada yanık kokuları almağa başladım. Hımmm, dedim. Bir yerde, lokma döküyorlar, diye düşündüm.

Baktım, herkesin elinde plâstikten lokma kutusu. Yiye yiye, karşımdan, benim tarafıma doğru geliyorlar. Bu lokma nerede dökülüyor diye meraka kapılıp, “sınıf sınıf” diye koklamağa, yalanmağa, yutkunmağa hiç gerek yok. Az yürüdüm, karşıma geldi lokmacılar. Herkes, değişik lokma döker. Kimsenin lokması, birbirini tutmaz. Mayalı hamurun, kızgın yağda kızartılmasıdır lokmacılık. "Lokma va, lokma'cık va. Lokmadan lokmaya da fark va."

Gelen sıraya girdi. Bembeyaz giysili ustalar, sıradakilere, lokmaları doldurup doldurup veriyorlar. Kürdanlar ayrı, peçeteler ayrı ayrı yerlerde. Lokması dökülen mevta’nın, etrafta bir iki akrabası bulunur. Onlara dönüp, “Allah kabul etsin” dediniz mi, iş biter. Yüzlerinde derinden bir memnuniyetleri vardır ağırbaşlı olarak. Bu yeter insana. Sanki, lokma, size dökülüyormuş gibi, siz de hafiflersiniz. Kimi yerde, bir köşede, mevta’nın ismi de yazılı durur. Hele bir de eliniz açıp dua ettiniz mi, tamamdır.

Baktım, kutularla karşı apartmana lokma taşınıyor. Adettendir. Yağın yanık kokusundan rahatsız olanlar için bir kıyaktır yapılan. “Bak, sizlere değer veriyoruz” manasını taşır.

İstanbul ve Ankara’larda göremezsiniz böyle bir şey. Ankara’dan gelen blogcumuz Shalimar ne diyor? “ Lokma kuyruğuna girmeğe utandım” diyor. Doğrudur. İzmir’i ve İzmir’lileri bilebilseydi, otobüs kuyruğuna girer gibi girerdi lokma kuyruğuna. Alışır o da.

Derken efendim, yumuşak bir ses “Buyrun” dedi. Hemen bir tane daha istedim lokmadan. Adam, onu da verdi. Omuzumda fotoğraf makinesi, iki elim lokmalarla, kenara çekildim. Başımı kaldırdığımda, tam da bizim arkadaşın evi önünde olduğumu, o zaman anladım. Hemen, iki elim dolu olarak gidip kapılarını çaldım. Yardımcısı kapıyı açtığında, loş karanlıklarda hikâye yazıyormuş ünlü yazarımız. Oturduk, birlikte yemeğe başladık Tarık Dursun K ile.

Hem yiyor, hem lâflıyoruz. “Lokma” dan bahsediyoruz. Kağıt, yok kalem yok, kafada sual yok, sıcak sıcak hem yiyor, hem de röportaj yapıyoruz.

Yahu, düşünmeğe başladım. Lokmacıdan ikincisini, Tarık Ağabeyim için mi istedim? Yoo, zannetmiyorum. Yola çıktığımda, Tarık Bey, aklımda yoktu. Yeni makinemi deneme fikrindeydim. Lokmanın döküldüğü yer, evinin önüydü. Sıradan, elim dolu olarak çıktığımda, onun apartmanının önünde olduğumu, sonradan farettim.

Peki, İkinci lokmayı, Tarık Bey aklımda yokken mi istemiş oluyorum? Ama, Tarık Beyin evini, sıradan çıkınca fark etmiştim. Bu ikinciyi, evi fark etmeden önce istedim. Ne için? Kim için? Bu ne iş? Valla çözemedim. Bunu, bendeki “duru görü” olayına bağladım.

Elimde lokmaları görünce Tarık bey, haliyle sordu “kim öldü” diye. İçimden, “demek ki sınıfı geçtiğim için lokma döktürsem, sual yine aynı olacaktı: “Kim öldü?”

Muhabbetimiz, lokma üzerine açıldı. Demesin mi ki “ Lokma canım çekmişti” diye. Kokusunu mu aldın dediğimde, “yoo” demişti. Öyle iştahla yiyordu ki, dayanamadım, resimledim. Yeni makinemin ilk resmi, Tarık Dursun K oldu. Gösterdim kendisine, beğendi. Hem dijital, hem de enstantane ve objektif değerleri var içinde.

“Lokmanın, toplumumuzda hikmeti ne?” diye sordum ilkten. Öyle ya. Lokma yiyorduk, sıcağı sıcağına. Röportaj, sıcağı sıcağına, lokma üzerine olsun diye karar kıldım. Lokmadan bir ısırık aldıktan sonra “Şahısların; çevreye karşı, ruhsal açıdan kendini, bir güzel arındırmasıdır. Kaçak güreş gibi diğer hayırlar, mevlûtlar da arkadan gelir. Manen teselli kaynaklarıdır. Bir nevi terapidir. İnsanların böyle şeylere ihtiyacı vardır. Âdet olmuş bir kere n’aparsın? “ diye cevapladı.

Ve ekledi “ Halbuki, uzun uzun uğraş yerine, bu masrafı, çocuk okutmak için kurulan derneklere bağışla, daha sevap olur. Ruhsal hafifliği de aynıdır zaten, değişmez., dedi.

Daha sonra yayınevlerine, kitap korsanlarına geldi sıra. Ben, nezaket icabı bir adet lokma yemiştim. Bir yanda konuşuyoruz. Çaktırmadan, benim payımı yavaşca ününe sürdüm Tarık Ağabeyimin. Ben, bakalım fark etti mi diye gizliden gizliye kolluyorum. Valla hiç fark etmedi. O gün canı çok çekmiş lokma, öyle anlaşılıyor. Demek ki, “birisi bana lokma getirsin” diye beklemiş. Öyle iştahla yiyordu ki…

Burada klinik bir “psişik” olay var. Dr. Bedri Ruhselman hocam anlatırdı. Bizim üzerimizde de denerdi. Gözlerini öyle bir dikerdi ki insanın ensesine, bir müddet sonra o insan, kendi ensesini, kendisi kaşırdı. Tabi gözlerini dikerken de, dileyeceksin içinden “ orası çok kaşınıyor. Kaşı!” diyerekten. Yani, içinden yoğun şekilde çok çok arzuluyorsun. Onun iradesini, kendinize bağlıyorsunuz otomatikman. O, farkı değil tabi bunlardan.”Düşsün” diye odaklanırsanız, gecikmeden o şahsın, düştüğünü görüyorsunuz.

Aman Ya Rabbi. Hiç roportaj fikri yoktu aklımızda. Maksadım 3 otobüs ötedeki Tenis Klubü idi. Bir otobüs ötemizdeki lokmacıya takıldım. Lokmacıdan, ikinciyi istedim. İsterken, aklımda Tarık Ağabey yoktu. Sonra, elimde iki kutu lokma sıradan çıktım. Çıkınca fark ettim ki, Tarık Beyin evi önündeymişim. Elimdekilerle evlerine daldım. Bu ne iş? “Duru görü” efendim, duru görü.

Yer kalmadı. Başka sefere diğerlerini anlatırım. Kalın sağlıcakla.

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..