- Kategori
- Güncel
M.A. Alabora, H. Ergenç, C. Yılmaz, O. Güven, O.Bayülgen, Behzat Ç gibi sanatçıların Direnişteki rol

Taksim Gezi Parkı direnişinde bulunan ya da direnişe destek verdiğini açıklayan sanatçılar iktidarı müthiş rahatsız ediyor... Hatta o kadar rahatsız ediyor ki, bir karşı sanatçı atağı bile başlatıldı... Necati Şaşmaz (Polat Alemdar), Hasan Kaçan, Hülya Avşar gibi isimler Gezi Parkı Direnişinin durdurulması için muhatap alınıp, görüşlerinin kamuoyuna duyurulması sağlandı... Hatta Nihat Doğan aleni bir tehditle görüş açıklamaması için uyarıldı...
Sanatçıların bu önemi nerden geliyor hiç düşündünüz mü? Bu kişiler ''gel'' deyince peşlerine on binler mi takılıyor? ''Dur'' deyince on binler duruyor mu? Yoksa kitleler onların düşündüğünü mü düşünüyor? Bu bakış açısı kitleleri edilgen kılar, hatta kitlelere hakaret anlamı bile taşır...
Peki nerden kaynaklanıyor sanatçıların önemi? Raiting desek? Yani görüşler onların ağzından söylenince, desteklenince daha çok kişiye mi seslenmiş oluyorsunuz... Çok değil ama bir ufacık katkısı olabilir belki... Devam edelim tartışmaya...
Kısaca sanata var olanı, yaşayanı, var olması isteneni estetik (estetik çok değişkendir) biçimde kitlelerle buluşturmak diyelim... Var olanı aynı şekilde savunmakta bir sanattır, var olanı değiştirmeye çalışmakta bir sanattır... Var olması istenende bir sanattır... Ancak bu sözlerim an için geçerlidir...
Sanatta Muhafazakar yan olabilir... Ancak bu önerme çok eksiktir... Var olanı savunmak, durmadan tekrar tekrar ayrı biçimde/estetikle savunmak her ne kadar sanatın muhafazakar yanı vardır önermesini doğrulasa bile, dünyada değişmemiş, aynı kalmış hiç bir sanattan söz edemeyiz... Mutlaka muhafaza edilmeye çalışılan her yaşam, var olan, bir zamanların devrimcisidir...
Sanat d/evrimci olmak zorundadır... Bu nasıl olur? Çağını yaşayan sanatçılar içinde bulundukları yaşamı, var olanı bilir, içinde duyar... Gelişmekte olanı, gelmekte olanı görür... Gelmesi gerekenin ne olduğunu kendince bulur ve bunu elindeki sanatıyla anlatmaya çalışır... Aslında bunu her birey yapar... Kendini kendi yaşamından sorumlu kılan her birey, elinde ne varsa onla müdahale eder yaşama... Sanatçılarda sanatıyla yapar bunu...
Sanatçı burada kendi yaratmaz bu olması gereken dünyayı... Hayal dünyası olsa bile O daha çok kitlelerdeki özlemle, istemle bütünleşmek ister... Onların duygularına seslenir... Sanatçının bu tavrının iki tür sonucu ortaya çıkar...
1- Kendi yaşamına da kitleler ile birlikte karar kılmış olur... Yani toplumla birlikte (toplum içinde yaşayacak her birey gibi) kendi kişisel geleceğini de değişime, gelişime bağlar...
2- Sanatı gereği kitlelerin içindeki ruhu, heyecanı, bilgiyi yaşamak zorundadır... Sanatçıyı besleyen ana damar bunlardır...
Bu bakış açısından yola çıkarak sanatçıların önemini kolayca açıklayabiliriz... Halk diliyle anlatırsak: Sanatçılar halkın sesidir... Bu doğru kabul edilmiştir ve özünde doğrudur... Sanatçı etiketini hak etmiş, halkın gözünde o etikete layık olanlar (sinemacı, tiyatrocu, edebiyatçı, müzik emekçisi vb) genel olarak halkın ruhunu en iyi yansıtan insanlardır... Sanatçıların halkın sesini duyurması, o sesin yanında yer alması, o sesin meşru olduğunun en belirleyici kanıtıdır...
İktidarın alkolik, çapulcu, marjinal diye nitelediği o seslere sanatçılar diyor ki: Hayır, bu ses halkın sesidir... Bu ses meşrudur... İktidarın b.k kokuyor, sidik kokuyor dediği alana gidiyor, sahip çıkıyor ve diyor ki: Burası Meşru seslerin sahibi insanların toplandığı yerdir...
İktidarın hazmedemediği işte bu sanatçı duruşudur... Milyonların isyan sesi sanatçılar ile birlikte tüm ülkede ve dünyada meşruiyet kazanıyor...
Ancak kitleler bir şeyi unutmamalı: Sanatçılar politik strateji dışında tutulmalıdır... Onlara önder gözüyle bakmamak gerekir... Bu hem onlara hem de kitlelere zarar verecektir...
Haaa gelelim muhafazakar, iktidar yanlısı sanatçılara... Olabilir... Ancak bütün ülkenin sanatçısı olmaktan vazgeçen sizlersiniz…