​ Mahalle baskısı is-te-mi-yooo-rummm / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Mahalle baskısı is-te-mi-yooo-rummm

Mahalle baskısı is-te-mi-yooo-rummm
 

Sıkı bir televizyon izleyicisiyim galiba,
hep var hayatımda körolasıca aptal kutusu :))

Karşısında oturmazsam, sesini dinlerim mutfaktan-en çok sevdiğim yer evimde-.
Özellikle orada olmaktan aldığım keyfi, evde yalnız kaldığımda, bir arkadaşla paylaştığım
duygusunu geçirir bana televizyonum.

Ama sosyologların, davranış bilimcilerin, iletişim bilimcilerin vesairecilerin aktardıklarına bakılırsa ;
tamamen yaşam biçimimiz haline gelme tehlikesi varmış bizim keratanın.
Doğru olduğuna inanıyorum. Tamamen katılıyorum.

Dönem tatillerimizin dönüşlerinde, arkadaşlarla neler yaptığımızı paylaşmak çok matrak oluyor bazen:
- Ne yaptın canım tatilde? Gittin mi oraya buraya yine oğluşunla, kocacığınla ?
En sevdiğim cevap gelir, en sevdiğim fırlama arkadaşım Sevda'dan,
-Yoooooo, İtirazım Var'ı seyrettim hem gündüz hem de gece kuşağı tekrarlarından ya sen?

''O ne banallik öyle, allah allah, kocası zengin kadına bak, ne kadar seviyesiz şeyler yapmış öyle, kocaa güzelim tatilde.''

Böyle söylemezler ama bakışlar bir gider bir gelir, afallamış suratlar ve hızla dönüveren fönlü kafalar hiç beğenmezler katılımını bazılarımızın.
Gerek yoktur zaten açıklamaya.

Beklediklerini alamamanın, Aşıklar Bayramı atışmasına dönüşüvermesini çok arzuladıkları muhabbeti kuramamanın paniği ve hayal kırıklığıyla çok sinirlenirler bize.

Bana komik gelmeyen asıl şey ise :
Bu insanlarımızın hem böyle banallikleri izlemeyerek, hem izleyenleri aşağılayarak nasıl olup ta farkına bile varmadan, aynen o programlardaki insanlara resmen ve alenen benzemeyi becerebildikleri olur...

Asıl anlatacağım , yine bir televizyon klasiği olan haber bültenleri ve prime time açık oturumların yarattığı ve tehlikeli bir biçimde dalga dalga kanımıza giren,
gerçek mahalle baskısı :

Eleştiri sınırlarını aşmamaya dikkat ederek yazarsam eğer;
vatandaşımızın biri,
RTE adındaki önemli, Prime Minister lakaplı sayın başbakanımız yani, NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ'ne aday gösterilebilirmiş.

Uluslararası çevreler bu konuda hassiyet gösteren kişiyi, her bu yolda mücadele veren değerli insanı, -örn.Nelson Mandela- NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ ile taçlandırırlar biliyorum.

Ayrıca her ana konu başlığını açmaya gerek yoktur herhalde ama hatırlamak iyi gelir belki:
NOBEL Edebiyat Ödülü, NOBEL Bilim Ödülleri ve kategorisini bilemeyebileceğimiz diğerleri de, layık görülene, kendi kategorisince aday gösterilirler zaman zaman.

Ama en azından büyük bir emek adına ödül almaya hak kazanılacak bir veya birkaç yoğun çaba ve kesinlikle mücadele gerektirmez mi NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ'ne aday gösterilme kriterleri?

Yanlışlık mı var, yoksa ben mi yanlış anlıyorum.
Tüm dünyaya, Müslüman Arap alemine, Türk Ulusuna dayatılamak istenen bu seferki gerçek mahalle baskısını?

Evet, televizyon bir tehlikeli alettir; ama küçük çocuklar başta olmak üzere her birimizin izlemek ve izlettirmekten kaçınması ve iyice eleyip seçmesi gereken,
çizgi filmlerin bile dikkatle süzgeçten geçirilip, yanlış normalleştirmelere sebep olmamasına dikkat edilmesi gereken bir saatli bombadır.

Fakat her kanalda, her saatte, kaçınılmaz olarak her evde, sürekli algımıza yerleştirilmek istenen her program alt yazısında ...
oluşabilecek ev içi mahalle baskısının tehlikesini görmezden gelmek çok ayıp oluyor.

Sokağa çıkmaya gerek yok bu tarz bir mahalle baskısını hissetmek için.

Kol bacak açmaya da gerek yok, gelecek kuşaklara ibreti alem olsun diye
bir''Vurun Kahpeye'' bilmem kaçıncı bölüm daha izlettirmek için.

Buyurun televizyon başına.

 
Toplam blog
: 66
: 576
Kayıt tarihi
: 26.01.09
 
 

1963 doğumluyum. İngilizce öğretmeliği yapıyorum. 20 yaşında bir oğlum var. İzmir' de yaşayan şan..