- Kategori
- Aşk - Evlilik
Malzeme olmak...

Aşk hikayemin tam ortasındayken, " kullandığım" bir kelime, bana yepyeni bir blog daha getirdi. Kullanılmak... Kendini kullanılmış hissetmek... Aşk yazıyorum ya ben, aşkta kullanılmışlığın verdiği o yıpranmışlığı yazayım dedim.
Sizin, uğruna hayatınızı bile düşünmeden verebileceğiniz, en büyük ateşlere bile onu kurtarmak, kurtaramazsanız da onunla orada yanmayı, ölümü göze alıp gözünüzü bile kırpmadan atlayabileceğiniz kadar çok sevdiğiniz kişi tarafından kullanıldınız mı hiç? Siz en derin duyguları onunla yaşarken, onun sizi kullandığını farketmek, ne kadar yıkıcı olmalı, değil mi?
Karşılıklı yaşandığı sanılan bir aşkta, en büyük ikinci yıkım budur. Birincisi, aldatılmaktır şüphesiz. Aldatılmak, ne olursa olsun bir aşığın affedemeyeceği en büyük yıkımdır. İkinci büyük yıkımsa kullanılmış olduğunu farketmek ya da bizzat öğrenmektir. Sizin tek malzemeniz yüreğinizdir, sadece yüreğinizle dünyayı ayağa kaldırabilecek bir güce erişirsiniz. Onunsa malzemesi tamamen sizsinizdir. Ama iyi tarafıyla değil, art niyetiyle... Herşeye malzeme olursunuz onun hayatında ve onun yüzünden. İnsanlara malzeme olursunuz, aşkınız alay konusu olur. Ona malzeme olursunuz, o da alay eder sizinle. Öyle bir oynar ki, düşünmez sizin bir kalp taşıdığınızı. Eğlenmek içindir belki de, bilinmez; size aşık rollerine bürünür. Sizinle oynamak en büyük eğlencesi haline gelir. Siz ne kadar inanırsanız, o da o kadar gülmektedir halinize.
Aşık olmayan bir oyuncunun kendini ele verdiği en can alıcı nokta, bir görünüp bir kaybolmasıdır. Ama aşkın gözü kördür ve aşığı da kör eder. Siz öylesine hayransınızdır ki ona, kesinlikle yakıştıramazsınız, uyarılara aldırmazsınız, açığını görseniz bile kendi ellerinizle kapatır, kendi ellerinizle kuyunuzu kazarsınız. Onun bedeninizi kullanmasına izin verirsiniz. Sevilme egosunu tatmin edersiniz. Ruhunuzu, aşkınızı malzeme edersiniz. Ama bunu farkedemezsiniz.
Bazı istisnaları da olsa, genellikle erkeklerin yaptığı bir şeydir bu. Vardır ya hani o meşhur kazanovalar, üç dört kişiyle beraberlerdir ama gidip o kadınların her birine sorsan, adamın gözü kendisinden başkasını görmüyordur. Oysa, asla bilmez ki erkek erkeğe yapılan sohbetlerde dedikodu ve eğlence malzemesi olduğunu...
Bir müzisyen olduğum için, genellikle iş arkadaşlarımın yüzde doksanı erkektir. Benim yanımda rahatlardır, çünkü asla kadınsı taraflarımı onların yanında belli etmem, edersem de ettiğim kadınsı yan anaç tarafımdır. Genelde de yaşları benden küçüktür çoğunun; hatta bazıları abla der bana, ne sinir bozucu :)))... Ama kimse birbirine kadın erkek gözüyle bakmadığı için o grupta, ben gocunmam, hatta rahatladığım bile söylenebilir bu abla lafını duyunca...
Rahat oldukları için de, kızlardan çok rahat bahsederler. Hatta bir tanesi, kızıma bakıcı alacaksam, mümkünse Moldovyalı olsun, filan diyor :))... Konserlerde o da olurmuş yanımızda, gündüz kıza bakarmış, geri kalan zamanlarında da ona. Böyle deli dolu ama bir o kadar da temiz yürekleri vardır benim arkadaşlarımın.
O temiz yüreklilerin bile kızlara neler ettiğini duysanız, dersiniz ki bunlar böyleyse kötü kalpliler neler yapıyordur acaba? Bir tanesi var hele, kız ona sırılsıklam aşık, bizimki gününü gün eden cinsten. Beste yapıyor ve ilham olsun diye kızı sürekli elinin altında tutuyor. Şimdi okuyunca hemen bilecek kendini. Artık utanacak mı yoksa beni arayıp, Melda, gebertirim seni ile başlayan ve sonu kahkahalarla biten bir telefon konuşması mı olacak aramızda, orasını bilmiyorum. Gerçekten de, kızın ona ne denli aşık olduğu umurunda bile değil. Neymiş efendim, bu işten para kazanıyormuş ve yazmak için ona bol miktarda malzeme gerekiyormuş. E, malzeme de maaşallah, bu kızda çok varmış. Yapma, etme, bak ah alırsın dediysek de dinletemedik. Kız, hala bizimkinin onu babasından isteyeceği günün hayalini kuruyordur herhalde.
Bir an durdum, düşündüm ve o kızın yerine koydum kendimi. Ne kadar acınacak bir hali vardı. Bütün gününü bu çocuğu düşünmeye harcıyordu, onunla uyuyup onunla uyanıyordu. Havalarda uçuyordu. Bütün programlarını dinlemeye geliyordu, hiç kaçırmadan. Bizimki, elinde gitarı, ondan ilham alıp yaptığı besteleri okuyordu, kızın üstüne alınmasını sağlayacak ne kadar şarkı varsa söylüyor, tabii ki kız da sevildiğinden emin, mutlu mutlu geziyordu. Ama bir malzemeden ibaret olduğunu bilmiyordu. Arkadaşlar arasında kahkahalarla anıldığını, eve bırakıldıktan sonra aşkının bir başkasıyla geceyi geçirdiğini... Yüreği, yaşı ne olursa olsun, erkeklerin ne kadar acımasız olduğunu anladım bir kez daha. Eğer bir erkeği iyice tanımak istiyorsanız, kendinize sevgili edinmek yerine bol bol erkek arkadaş edinin. Çevrenizde mutlaka sizin yanınızda rahatça konuşabilen bir iki tane erkek arkadaşınız olsun. Çünkü sevgiliden yola çıkarak asla tanıyamazsınız bir erkeğin doğasını. Ben ne erkek arkadaşlarımı gördüm, bir koluyla karısına sarılırken bir diğer eliyle de başka kadınlara telefon numarasını veren, bir başkasıyla bakışan. Onun için muhakkak dostlarınızın arasına en az bir tane erkeği de alın. Çünkü, hem böylelerini görürsünüz hem de eğer olgun bir dost edindiyseniz, aşk konusunda çıkmaza düştüğünüzde rahatça ona danışabilirsiniz. Çünkü, bir erkeği bir erkekten daha iyi kimse tanıyamaz.
Düşünsenize, bir gün öğrendi bu durumu kızcağız. Ya da bir şekilde farketti. Nasıl hissedeceğini düşünebiliyor musunuz? İncinmiş, gururu; ne gururu, onuru ayaklar altına alınmış bir zavallı gibi hissetmez mi? Hatta aslında böyle değil mi şimdi bu kızın durumu? Ne hakkı var bir insanın bir insanla böyle oynamaya?
Ne kadar Don Kişot ruhlu olduğumu çevremdeki insanlar bilirler. Biliyor musunuz, neden sesimi çıkaramadığımı? Çünkü, bu duyguları o kızın yaşamasını istemedim. En azından birgün ayrılacaklar, orası kesin. Aklında, anlaşamayıp ayrıldıkları kalsa daha iyi değil mi bu kadar yıkıcı bir duygunun yerine? Ben gidip söyleyince iyilik mi edeceğim yani, yok öyle birşey. Daha da beter bir duruma sebep olacağım. Sustum o yüzden de. Düşüncesi bile korkunç gelen bu duygular yaşanınca daha da kötü etkilemez mi insanı? Ben mesela, öylesine kırılgan, öylesine duygusalımdır ki... Bu duruma düşsem, herhalde aklıma önce ölmek isteği gelir. Depresyona girerim, oldukça ağır bir depresyona. Zaten bir girdim mi yıllarca çıkamıyorum, o zaman ne olur bana, bilmiyorum :) Tüm dünya bomboş gelir, kendimi buruşturulup atılmış bir kağıt parçasından daha değersiz hissederim, ayakkabıya yapışıp ölen bir böcekten daha ezilmiş... Bunları düşününce, aldatılmak bile daha affedilebilir geldi hatta bak şimdi. Aldatılmak bile bu kadar bitirmez insanı be! En azından tiksindiğin karşı taraf olur. Oysa bu durumda kendinden tiksinir insan. Yaşamak ağır bir yük gibi gelir. Bilmiyorum, yanlış mı düşünüyorum.
Mesajım şudur ki, yaşınız, eğitiminiz, cinsiyetiniz ne olursa olsun, insanları kullanmadan önce bir kez daha düşünün. O insanın neler hissedebileceğini hesaplayın. Herşeyden önce bir kalbi olduğunu düşünün. Bak, sinirlendim şimdi. Hiç empati yapmamıştım daha önce bu kızla ilgili. Ya, daha bir sürü şey yazacaktım oysa, uçup gitti hepsi. Bir anda o duyguları yaşadım, yüzde yüz empati yaptım, moralim bozuldu. Gerisi gelmez artık bu yazının :))... Herkese tertemiz aşklar dileyerek bitireyim bari....