- Kategori
- Tarih
Maraşın aslanları

Bir çocuk var içimde. Benimle birlikte büyüyen. Mahallesi Şehit Evliya, sokağı, Arslan Bey, Okulu Albayrak. Oyun alanı kalenin surları. Kalenin güney cephesinin zirvesinde dalgalanan bir bayrak. Bayrak direğini pençeleriyle sımsıkı kavramış bir arslan. Direğin konuşlandığı kaidenin üzerinde “28 İkinci Teşrin 1919 da Maraş silah gücü ile indirilen bayrağını iman gücü ile yeniden dalgalandırmıştır” yazılı mermerden bir kitabe.
Senenin 364 günü bu mekanlarda geçer çocuğun. Sabahları okulun bulunduğu bir yokuşu çıkarken derse yetişmek için, öğleden sonraları kalenin sırtlarında başka bir yokuşu tırmanır, oyun oynamak için. Ev, okul, kale üçgeninde geçen sıradan işlerdir gündelik yaşam onun için. Rutine bağlanmış sıradan günlerdir senenin her günü, biri dışında. O gün Şubat’ın on ikisine denk gelen kurtuluş günüdür.
12 Şubat’ın farklı bir anlamı vardır onun ruhunda. Bayramdır o gün. Mahallenin sokağın isimleri ulvi bir anlam kazanır zihninde. Okulunun adına kutsiyet izafe edilir o günde. Kalenin surları oyun alanı olmaktan çıkar, maneviyatını koruyan zincirler haline dönüşür havsalasında.
Sokaklar davul zurna eşliğinde geleneksel kıyafetleriyle Hükümet meydanına akan delikanlılarla şenlenir o günde. Ulu caminin önünde toplanır kalabalıklar.
Önce ilk kurşunu atan Sütçü İmam hadisesi canlandırılır. Uzun ve geniş bir aracın üstünde bir ihtiyar Uzunoluk çeşmesinin yanında kaynattığı sütünü ha bire savurmaktadır elindeki kepçeyle. Arka fonda bir hamam kapısı. Üç çarşaflı peçeli kadın belirir hamamın önünde. Fransız üniforması giymiş Ermeni lejyonları sarkıntılık yaparlar bu kadınlara. Askerlerden biri yırtmak için peçesine saldırır kadınların. Olay yaşlı sütçünün gözleri önünde cereyan etmektedir. Önce uyarır. Uyarıyı dinlemez daha da azgınlaşırlar. Bunun üzerine kuşağındaki tabancayı çeker ve tek el ateş eder. Peçeyi açanı alnının çatından vurarak yere serer tek hamlede.
Çocuk kalabalığın arasında izlemektedir gösteriyi. Halkın sevgi gösterileri arasında cadde boyunca uzanır gider bu sahne. Sıra kaleye bayrak dikmeğe gelmiştir.
Bir kamyonun kenarları kaldırılmış kasasına temsili bir minber konulmuştur. Rıdvan Hoca’yı canlandıran imam Cuma hutbesi için çıkmıştır minbere. "Hürriyeti olmayan bir milletin Cuma Namazı kılması caiz değildir" sözünü bir işaret olarak gören kalabalığın ardınca yayan yapıldak tırmanır kalenin surlarına doğru. Kalede dalgalanan Fransız bayrağı indirilecek, Türk bayrağı çekilecektir göndere.
Her yıl tekrarlanır aynı tören. Bir ucu ulu caminin hemen arkasındaki belediye binasında, diğeri adliye binasına değin uzanır kalabalıklar. Uzanır da Belediyenin giriş kapısının üstündeki yazı belleğine kazınır çocuğun.
“Maraş bize mezar olmadan düşmana Gülizar olmaz”.
Peki kimdir düşman? Nedir bunca temaşaya neden olan olaylar. Ulu caminin imamı Rıdvan hocaya Cuma namazını kıldırtmayacak kadar önemli olan musibet nedir? Kim, niçin indirmiştir kaledeki ay yıldızlı bayrağı?
O günleri yaşayan dedesinin yanında alır soluğu. Yaşlı ihtiyarın, gözlerini ufukta belli belirsiz bir yerlere dalar, dalar da o günlerin hatırasının heyecanıyla anlatmaya başlar. Önce işgal öncesine dair kısa bir malumat verir.
Tarihler 30 Ekim 1918 i gösterirken Limni adasının Mondros limanında demirli İngiliz Agamemnon zırhlısında harb-i umumide yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu heyeti bir devri sona erdiren yenilginin acı teslimiyetine imza atmaktadır.
Limanın adına izafeten "Mondros Mütarekesi" olarak tarihlere geçmiş olan bu sözde ateşkes anlaşması 600 yıllık bir cihan devletinin sonu anlamına gelmektedir.
Aslında Mondros ateşkes antlaşmasından çok önce hasta adamın mirası pay edilmiş, bu taksimden aslan payı olark Irak ve Filistin Ingiltere'ye; Suriye, Musul, Maraş, Antep ve Urfa Çevresi Fransa'ya düşmüştü.
Görüldüğü gibi İngiliz ve Fransızlar aslan payını aldıktan sonra Batı Anadolu’yu Yunanlılara Antalya ve Konya’yı İtalyanlara bırakmışlardı. Bu; can çekişen bir imparatorluğun kalbi olan Anadolu’nun, dört bir yandan işgale başlanacağı anlamına geliyordu.
Tabii buna bir de kılıf bulunmuştu. Anlaşmanın 7.maddesine göre İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik noktayı işgal hakkına haiz olacaklardı. Böylece kurt kuzu bahaneleri ile İngilizler; Urfa, Antep, Maraş'ı, Fransızlar Ermenilerle birlikte; Adana, Mersin, Dörtyol'u, İtalyanlar; Antalya, Burdur, Isparya ve Konya'yı işgale başlamışlardı.
Şehitevliya Mahallesi Aslan Bey Sokakta ahşap evin mabeynindeki sedirde çayını yudumlayan yaşlı dedenin bizzat yaşayarak şahit olduğu olaylar zinciri bu aşamadan sonra başlıyordu.
İlk hatırladığı şey; İngiliz askerlerinin 22 Şubat 1919'da Şeyhadil mevkiinde bir karşılama töreni düzenleyen Trasanta rahiplerinin bandosu eşliğinde ve Ermenilerin çoşkulu tezahüratları altında Maraş’a girişleriydi.
Daha sonra sulu tarlanın yanındaki Amerikan Koleji civarını karargah edinen İngiliz ordusundan bir subay hükümete giderek Mutasarrıf Ata Bey’e mütareke hükümleri gereğince güvenliği sağlamak için Maraş'ı işgal ettiklerini bildirmişti. Ata Bey gelen subaya asayişi ihlal edici her hangi bir olay bulunmadığını bu nedenle işgale lüzum olmadığını söylese de kuzuyu yemeği kafasına koyan kurtlar bahaneye bile gerek duymamıştı. Şehir resmen işgal edilmişti.
İşgal sırasında gerek işgal komutanı Kolonel Max Andrio’nun Ermenilere fazla yüz vermemesi, gerekse İngiliz ordusundaki Hintli Müslüman askerlerle Mısırlı Müslüman subayların halkla sempatik ilişki kurmalarından dolayı şehirde kayda değer bir olay çıkmamıştı.
Aslında İngilizlerin şehirde bu kadar hoşgörülü davranmasının gerçek nedeni buraya geçici olarak gelmiş olmalarıydı. Her ne kadar 1916'da yapılan gizli Sykes-Picot anlaşmasına göre Musul Fransızlara bırakılmış olsa da Britonların gözü Musul petrollerindeydi. Bu nedenle 15 Eylül 1919'da Fransızlarla yaptıkları Suriye İtilafnamesiyle Musul ve çevresini Fransızlardan alarak karşılığında Maraş, Antep ve Urfa Sancaklarını devretmişlerdi. Bu antlaşmanın şartları gereği Fransızlar, söz konusu sancaklarına girdikten sonra işgalci İngilizler buraları boşaltacaklardı.
Anlaşmanın ardından vakit geçirmeden harekete geçen Fransızlar önce bir öncü kuvvet gönderip ardından 30 Ekim Perşembe günü Cezayir ve Ermeni asıllı askerler eşliğinde şehri İngilizlerden devir almağa başlarlar.
Maraş'ta bulunan Ermeniler Fransız işgal ordusunu coşkulu gösterilerle karşılayarak "Yaşasın Fransızlar ve Ermeniler, Kahrolsun Türkler" diye bağırarak çevre dükkanlara saldırırlar.
İtilaf Devletlerinden Ermeni Krallığını kurma sözü alan; Osmanlı’nın elinden yiyip ayağına saldıran bu sözde millet-i sadıkanın hain evlatları yeni efendilerine mihmandarlık yapıyorlardı. İşgalin ertesi gününe denk gelen 31 Ekim 1919 günü Maraşlıların ellik gavuru dediği bu hainler Fransız askerlerinin önüne düşerek şehri gezdirmeğe başlamışlardı. Aslında Fransız askerlerinin büyük kısmı Ermeni asıllı olup tehcir kanunuyla Suriye’ye gönderilmiş olan Ermeni eşkiyalarından meydana gelmekte idi. Bunun için de Maraş halkına karşı kin ve nefret dolu idiler. Akşama kadar şehirde tur atan Ermeni asıllı bu Fransız askerlerinden bir grup günün sonunda kışlalarına dönerken Uzunoluk Hamamı’ndan çıkan kadınlarla karşılaşırlar. Türkçe bilen Ermeni faunasına mensup bu sözde askerlerden birisi kadınların üstüne yürüyerek “burası artık Fransız ülkesi burada peçeli dolaşamazsınız” der kadınların peçelerini açmalarını ister. İsteği reddedilince de kadınlardan birinin peçesini elleriyle çekip yırtar. Yüzü açıkta kalan kadın utancından bayılır. Olayı gören çevre esnafı müdahele etmek isterse de dipçiklerle geri püskürtülür. Çıkan arbedede Ermeni askerlerden biri silahını ateşler ve iki Türk’ü yaralar. Bu sırada hamamın yakınındaki küçük dükkanında sütçülük yapan ve o ana kadar olan biteni sessizce izlemekte olan Hacı İmam Efendi daha fazla dayanamaz ve kuşağından çıkardığı tabancasını kadının peçesini yırtan Ermeni’ye doğrultarak tek el ateşle ermeniyi alnından vurur. Kurşunu yiyen askerin cansız bedeni yere düşerken geri kalanlar korkudan dağılırlar.
Maraş’ta düşmana sıkılan ilk kurşundur bu. Bu kurşun Türk milletinin namusuna el uzatana nasıl karşılık vereceğini gösterir aynı zamanda. Bu sırada Fransız askerlerinin yaraladığı çakmakçı Said kan kaybından şehit olmuştur.
Ertesi gün Sütçü İmam’ın öldürdüğü Ermeni için büyük bir tören düzenlenir ve Fransızlar Sütçü İmam’ı aramağa başlarlar. Bütün aramalarına rağmen bulunamayan yaşlı sütçünün bu kahramanlığı Fransızlara öyle koyar ki, O’nun yerine akrabalarından Tiyekli oğlu Kadir'i diri diri parçalayarak şehit ederler.
Aynı gün İngilizler Maraş’ı terk ederler. Ilımlı İngilizlerin çekilmesiyle Ermenilerin hamiliğini üstlenen Fransızların halk üzerindeki baskısı artar, Ermeniler Fransızlardan aldıkları güçle masum insanların malına ve canına kast etmeye başlarlar
Şehirde olaylar artar. Durumdan haberdar olan ve sözde güvenliği sağlamak amacıyla Osmaniye'den gönderilen Guvernör Andre 26 Kasım 1919 Çarşamba günü Maraş’a gelir. Guvernör’ün yanında Osmaniye ahalisinden oluşan Türk asıllı maaşlı "Fransız Jandarma Milisleri" adı verilen süvariler bulunmaktadır. Ne yazık ki bunların komutanları da Türktür.
Ermeniler önceden hazırladıkları büyük bir Fransız bayrağının altında "Yaşasın Fransa, yaşasın Ermenistan, kahrolsun Türkler" diye naralar atarak Guvernör’e eşlik ederler.
Ertesi günün akşamı Maraş Ermenileri içinde nüfuzlu bir iş adamı olan Ermeni Hırlakyan'ların konağında bir balo düzenlenir. Guvernör Andre, balonun açılışı için Hırlakyan'ın torunu Helena'yı dansa davet eder. Fakat Genç kız dansa kalkmayı reddeder ve "Sizinle dans edemediğim için üzgünüm, çünkü kendimi hala esaret ve zillet içinde yaşayan bir kadın olarak görüyorum. Kalesinde Türk Bayrağı dalgalanan bir memlekette Fransızların hakim oldukları ve bizim emniyet ve hürriyet içinde yaşadığımızı nasıl düşünebiliyorsunuz?" diye karşılık verir. Guvernör Andre tahrik olur ve kaledeki Türk Bayrağı'nın derhal indirilmesi için emir verir. Bu emri duyan Helena kendini Guvernör Andre'nin kollarına atar.
28 Kasım 1919 Cuma sabahı Maraş halkı uyandığında kalede Türk bayrağı yerine Fransız bayrağını görür. Halkın öfkesi doruğa ulaşır. Bu olay Fransızlar için sonun başı olur. Avukat Mehmet Ali Bey kalede Fransız bayrağını görünce "Alem-i İslâm'a Hitap" adıyla aşağıdaki manifestoyu kaleme alır ve büyük oğlu aracılığı ile başta ulu cami olmak üzere şehrin büyük camilerine astırır.
"Alem-i İslâm'a Hitap
Ey millet-i necibe-i Osmaniye, vaktine hazır ol. 1300 küsür seneden beri Hz. Allah'ı ve Peygamber-i Zîşan'ının hizmetine razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına fethettiği bir kalenin burcundaki Al Sancağın bugün Fransızlar tarafından indirilip, yerine kendi bandıraları konuldu. Şimdi acaba bunu yerine koyacak sende birkaç yüz İslâm gayreti hiç mi yok ! İğtişaş arzu etmeyin. Yalnız pür vekar ve azamet olarak ol Al Sancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar kemal-i mehabetle yerlerimize avdet edelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Alellah kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti, hatta bütün Fransız milleti kıramaz. Buna emin ol."
28 Teşrin-i Sani 335
Bu bildiri halkın din gayretini ateşler ve kalabalıklar ulu camiye doğru akar. Namaz vakti gelip de hoca hutbe için minbere çıkınca bir gönüllü sancağı şerife sarılır ve bayraksız namaz kılınmaz diye haykırır.
Bunun üzerine imam Rıdvan hocanın o meşhur sözü yankılanır Maraş semalarında.
"Hürriyeti olmayan bir milletin Cuma Namazı kılması caiz değildir"
Cemaat Allah , Allah nidaları ile kaleye doğru tırmanışa geçer. Kalabalığı gören Nöbetçi Fransız jandarmalar çareyi kaçmakta bulurlar. Kaleye ilk ulaşanlardan Osman isimli yiğit Türk Bayrağı'nı saygıyla öperek tekbir sesleri arasında göndere çeker. Cuma namazı toplu halde Bayrağın gölgesinde eda edilir.
Ahırdağı eteğine yaslanan Maraşlı Ökkeşler kükremiş bir arslana dönmüştür adeta. Ruhunda Ukkaşe hazretlerinin Malik Eşterin, Alaüddevle Bozkurt Bey’in asaletini taşıyan bir aslana. Kaleye bayrağı çektikten sonra kendine güveni gelmiş ve başladığı işi bitirmeğe, ne pahasına olursa olsun Fransızları şehirden çıkarmaya karar vermiş olan bir arslana.
Şehirde bu olaylar olurken Guvernör, Antep’ten takviye istemek zorunda kalır. İslahiye yönünden Maraş'a gelmekte olan bir Fransız müfrezesi, şehre girmeden imha edilir.
Ertesi gün dükkanlar, çarşı ve pazar açılmaz. Guvernör halkı yanına çekmek için çarşı Pazar dolaşır. Ama nafile. Halk istiklal için kararını vermiştir.
29 Kasım 1919 Cumartesi günü Guvernör şehrin ileri gelenleri ile bir toplantı yapar.
Önce sağ, daha sonra sol kolunu kaldırarak:
"-Şu kolum kuvvettir, şu kolumda lütuf, hangisine sarılmak istiyorsunuz? Yani amacınız harp yapmak mı, yoksa af ve lütuf dilemek midir? Söyleyiniz." diye sorar.
Bunun üzerine Şeyh Sezai Efendi bu milletin istiklaline bayrağına ne kadar düşkün olduğunu söyleyerek kısaca sizin hakimiyetinizi tanımıyoruz efendice geldiğiniz gibi gidin anlamına gelen bir konuşma yapar.
Toplantı sonuçsuz kalır ve her iki taraf ta gergin bir şekilde ayrılır. Akabince Maraş`ın eşrafı bir araya gelerek şehri müdafa etmek için bir merkezde toplanılmasına karar verir. Arslan Bey’in başkanlığında şehri müdafaa için kurulan heyete de merkez heyeti adı verilir. Bu heyete bağlı olarak 10 ayrı mahallede 10 ayrı alt heyet kurulur. İşte Maraş’ı düşmandan kurtaran arslanların başındaki Arslan Bey bu Arslan Bey’dir. Ve onun başkanlığındaki diğer arslanlar ise Belediye Başkanı Bekir Sıtkı, Kocabaşzade Arif, Hacı Naci ve Hacı Ahmet, Şişmanzade Arif, Dedezade Mehmet, Beşen Beyzade Hacı Nuri, Hancızade Hafız Ali ve Mühendis Abdullatif Çuhadar Zade Hacı Mustafa Efendi. Ser Müsevvid Ahmet Efendi. Baba Halil Zade Ahmet Efendi. Evliya Efendi. Faik Efendi. Hasan Bey Sapsız Hacı Efendi. Nasrullah Efendi. Zülakdiroğlu Süleyman Bey Şeyh Ali Sezai Efendi ile kurulun veznedarlığını yapan Beşen Bey Zade Hacı Nuri Bey ve daha nice adsız kahramanlardan meydana gelmektedir.
Maraş’ta pabucun pahalı olduğunu anlayan Fransızlar Maraş, Antep ve Şanlıurfa Fransız kuvvetleri komutanlığına atanan General Keret’i asayişi temin için Maraş’a göndermeye karar verir. General 15 Aralık 1919'da Maraş'a gelir ve şehrin ileri gelenlerini hükümet konağına çağırarak bir toplantı yapar. Fakat halka işbirliği teklif eden generale şehir eşrafı hiçbir yabancı yardımını kabul etmeyeceklerini bildirerek şehri savunacaklarını beyan ederler. Bu konuşmaya kızan General toplantıya son verir.
16 Aralık 1919 günü akşamı Çukuroba Camii'ne bomba atılır ve müezzine kurşun sıkılır. Fransız bayrağı altında şımaran Ermeniler giderek azgınlaşmaktadır.
Halk çeteler halinde dağlarda örgütlenmektedir. Pazarcık’ta yol kesen pusu kuran dağlarda örgütlenmiş gerilla savaşı yapan Maraş’ın aslanları Fransız Generali şaşkına çevirmektedir. Fransızlar her geçen gün ciddi şekilde zayiat vermektedir. Bunun üzerine general Halkın üzerindeki baskıyı artırarak; üzerinde silah bulunanın öldürüleceğini, öldürülen her Fransız askerine karşı rastgele iki türkün kellesinin gideceğini ve evinin yakılacağını duyuran bir bildiri yayınlar. Halk bu bildiriye aldırış etmeden gerilla savaşına destek vermeğe devam eder. Durumun vehametini ve halkın kararlığını gören General Keret 21 Ocak 1920 günü Maraş eşrafını son kez toplar ve halkı müdafadan vazgeçirmeğe çalışır. Ama nafile. Çünkü Arslan bey’in başkanlığında toplantılarını tamamlayan merkez heyeti ölüm pahasına şehri savunmaya ve Fransızları def etmeye karar vermiştir. Ok yaydan çıkmıştır artık.
Sonuçsuz kalan toplantının ardından Hükümet meydanında meydana gelen çatışmada Fransızlar bir Türk jandarmasını şehit ederler. Bu kurşun savaşı başlatan ilk kurşundur aynı zamanda.Türkler de buna karşılık verince savaş resmen başlar.
Arslan Bey, savaşın başladığını ilan eden bir bildiri yayınlar. Fransızlar ellerindeki ağır toplarla ve makineli tüfeklerle şehrin muhtelif yerlerini dövmeye başlarlar. Aksu Nehri boyunca konuşlanan Maraş aslanları Antep’ten gelen yolu keserek, Ermeni eşkiyasından oluşan Fransız kuvvetlerini pusuya düşürerek imha ederler.
Şehir yangın yerine dönmüştür. Genç, ihtiyar, erkek, kadın, çoluk, çocuk kız, kızan Aslanlar gibi şehri savunan Arslan bey’in askerlerine yardım etmekte, herkes elinden geleni yapmaktadır.
Şehrin tepelerine kurulmuş olan Kiliselere yerleşen Ermeniler halkın üzerine ateş yağdırmaktadır. 30 Ocak Cuma günü Bu çatışmalar sırasında kahramanlık destanı yazan Göllü'lü Yusuf Çavuş şehit olur. Mıllış Nuri, Yörük Selim, Evliya Efendi komutasındaki çeteler arslanlar gibi çarpışmaktadır.
Bu arada erkek gibi çarpışmayı göze alamayan kalleş Fransızlar çarşıları ateşe verirler. Mevlevîhaneyi, Üdürgücü Camii'ni ve Belediye Dairesi'ni yakıp yıkarlar.
Arkasından Evliya Efendi’yi pusuya düşürülerek şehit ederler.
İşgalin başından beri cansiperane çalışan, Ermeni ve Fransızların korkulu rüyası olan Evliya Efendi'nin şehâdeti, millî kuvvetlerin maneviyatını bozar ama kısa sürede toparlanırlar. Şehirde savaş devam ederken Ermeni nüfusunun ağırlıkta olduğu köylerde tam bir katliam yaşanmaktadır. Ermeni çeteleri kimsesiz kalan kadın ve çocukları vahşi hayvanlar gibi parçalamaktadır.
Milli kuvvetlerin elindeki silah ve erzak giderek azalmaktadır. Bununla beraber şehit olan kocasının yerine silaha sarılan kadınlar, cephane taşıyan ve posta görevi yapan çocuklar taze kuvvet olarak destek vermektedir.
8 Şubat 1920 Pazar günü Albay Norman’ın askerleri şiddetli bir topçu ateşinin desteğinde Mercimek Tepeyi işgal ederler. Kışladaki topların da şehri dövmeye başlamasıyla halk iki ateş arasında kalır.
Şehirden dağ köylerine kaçış başlar. Fransızlar kaçan halkın üzerine ateş yağdırmaktadır. Bu sırada Maraş’ta tutunamayacaklarını anlayan Fransız Hükümeti çekilme kararı almıştır. Albay Norman, Maraş’taki Fransız Generali Keret’e Adana Genel Valisi General Dufieux’un geri çekilme emrini iletir. Ancak General Keret geri çekilmek istemez. Fakat Fransızlar için tek kurtuluş yolu Maraş’ı terk etmek olduğundan bu karara uymak zorunda kalır.
Şehiri terk etmeden önce taş üstünde taş bırakmak istemeyen General Keret, 9 Şubat 1920 Pazartesi günü şehrin her tarafını yoğun top ateşine tutturur. Her iki tarafın cephanesi ve savunma gücünün sonuna yaklaşılmıştır aslında. Türklerin cephaneliği bitmiş, Fransızların yiyeceği ve atlarının yemi. Giriş çıkışları tutan aslanlar sayesinde şehirde mahsur kalmışlar, haberleşme ve irtibat noktaları kesilmiş, adeta kuşatma yaşamaktadırlar.
Çekilmekten başka çaresi kalmayan Fransızları düşündüren Ermenilerdir.
9-10 Şubat günleri ağır bombardımana tuttukları mevzilerden çekilme planı yaparlar ve 10-11 Şubat 1920 gecesi ricat başlar. Ancak bunu gizlemek için sahte top atışları ile yanlarına aldıkları Ermenilerle birlikte Mercimektepe’ye ulaşır ve orada kendilerini Fransız birlikleri ile birlikte gedikleri gibi giderler.
11 Şubat 1920 Çarşamba günü düşmanın geri çekildiğini anlayan Arslan Bey’in aslanları İslahiye’ye kadar kovaladıkları Fransız birliğine ağır zayiat verdirirler. Şehirde kalan Ermeniler silahlı çatışmaya devam etse de bir müddet sonra silahlarını teslim ederek Türk’ün merhametine sığınmak zorunda kalırlar.
Memleketlerini düşmandan temizleyen Maraş aslanları Antep ve Urfa’nın yardımına da koşarak adlarını altın harflerle tarihe yazdırdılar.
12 şubat günü şehir tamamen düşmandan temizlenmiş ve aslanlar zafere ulaşmıştır. O gün şehirde bayram yapılır. Kurtuluş günü olarak tarihe geçen her 12 Şubatta Maraşlı destan yazan başta Sütçü İmam, Rıdvan Hoca, Şehit Evliya, Şehit Yusuf Çavuş, Mıllış Nuri ve daha nice aslanları rahmet ve minnetle yad ederek böyle bir ecdadın evlatları olmanın haklı gururunu yaşamaktadır.