- Kategori
- Öykü
Masal prensesi

Bir şarkı açtı. Adı sanı bilinmeyen..
Fransızca. Imm, ilgisini çekti ilk saniyeden.
Dinledi... Dinledi...
Hatırlamak istemediği gün geldi aklına. O gün..
Hüznü içine sığmadı, duvarlar adım adım geliyordu üstüne. Duramadı. Sokağa attı kendini. Yine günlerdir olan şey, koyu bir gökyüzü ve tam bitti derken tekrar başlayan yağmur.
Yürüdü... Derin nefesler çekti içine.
Ağlamayacaktı.
Karşı yolda ki her zaman gittiği kafeye çevirdi yolunu.
Bir çay söyledi. Boş bulduğu ilk masaya yerleşti.
Durdu. Pencereden baktı. O günü hatırladı tekrar. Onu her hatırladığında derinlere sürükleyen, her hücresini acı çektirebilen günü...
Birşey yapmalıydı. Hemen şimdi. Yapmazsa ölecekti kahrından, içindeki hüzünden.. Hemen, şimdi. Hatta ya şimdi ya hiç.
Çayı geldi, kondu masasına. Şekeri atıp karıştırdı düşünceli düşünceli.. Bir yudum aldı bardağından.
Yapmalıydı.
Ya şimdi, ya hiç..
Çantasından telefonunu çıkardı. Silmişti numarasını. Ama aklından silmek ne mümkün?
Hala aynı numarayı mı kullanıyordu acaba?
Çevirdi tuşları, kim çıkarsa bahtınaydı artık!
Numarasının görünmemesini sağladıktan sonra, "ara" tuşuna bastı ve beklemeye başladı.
2 defa çaldı telefon. Kapatmalı mıydı hemen şimdi? Onu da üzer miydi acaba sesi. O da hüzünlenir miydi, ya da.. tanır mıydı? Telefonda hiç konuşmamışlardı ki!
"Alo?"
Bir saniye... O muydu sahiden? Hani şu yıllardır delicesine özlediği adam? Hani, uykularında bile kollarına koştuğu adam?.
"Murat?"
"Evet.. Kiminle görüşüyorum?"
Benim, tanımadın mı? Ben... senin herşeyin.
Hatırlamasındı zaten. Üzmeyecekti onu. Sesini duymak istedi sadece. Ya da önemsendiğini bilmesini...
"Kimse. Kimse değilim ben. Adım yok.. Ben senin sen olduğunu bileyim yeter. Beni dinle olur mu? Sadece dinle. Hiçbirşey sorma. Merak etme bu telefon kapandıktan sonra bir daha rahatsız etmeyeceğim seni."
Bir yudum daha aldı çayından. Anlatmaya başladı içinde ne varsa.
"Masal'dayım ben. Elimde çayım, yudumluyorum. Sıcacık. Dışarıda yağmur var. Ben yürümek istedim biraz. Yolum buraya düştü. Yanımda kimse yok. Şimdi sen oturuyor olsaydın ne iyi olurdu karşımda. Gözlerime baksaydın. Gülseydin sıcacık gülüşünle. Ne iyi olurdu sahiden! Geleceğim desen saatlerce beklerim seni biliyor musun. Ama gelmezsin ki. Bilirim gelmezsin. Yine de hayali güzel. İnsanlar tuhaf tuhaf bakıyor bana. Ama umurumda değil. Ben dışarıdaki yağmura bakıp, elimdeki çayı yudumluyorum. Yanımda olsan güzel olurdu..."
Gözlerini kapadı, birkaç saniyeliğine sadece. Gözlerinde birikmiş yaşların düşmesini bekledi. Gücünü toparladı, tam birşey söyleyecekti ki...
"Ebru?"
Telefondaki adamın sesi şaşkındı, ama küçük bir çocuğun masum umudu vardı sanki.
Ama nasıl !? Ne diyecekti ki şimdi? Ne diyebilirdi? Nasıl da çarpıyordu kalbi çaresizce.
Derin bir nefes çekti içine, kapadı gözlerini, yine birkaç damla düşüverdi.
"İlle de bir şey diyeceksen, masal prensesi olsun adım. Olmaz mı?"
"Neden şimdi? Neden daha önce değil Ebru? Neden sensizlikten delirirken, her anımda seni görmeyi umarken değil de şimdi?"
"Yağmur dinmedi. Sokaktakiler koşuşturup duruyor. Bense elimde telefonumla sakin sakin oturuyorum. Ne tuhaf değil mi? Bir hayal etsene.."
"Seni özledim ben.. Sahiden! Söyle neredesin? Koşup geleyim yanına. Kokunu içime çekmeyeli uzun zaman oldu."
"Aklıma sen gelince hemen aradım. Gerçi hep aklımdasın.. ama bu defaki başkaydı işte. Konuşmasam olmazdı. İyi ettim değil mi arayarak? Kızmadın bana."
"Ne olur bırak böyle konuşmayı.. Sana soracak öyle sorum var ki. Cevaplaman gereken öyle sorum var ki!"
"Hava hiç düzelmeyecek galiba. Biliyor musun, üşüdüm ben. Montum yetmiyor artık. Fırtına çıktı.. Sıcacık evime sığınmalıyım sanırım."
"Dur! Gitme sakın, bırakma beni. Benim tüm hayatım sensin! Ne olur, bir umut ışığı gördüm uzakta bugün, söndürme. Bırakma beni Ebru..."
"Sen de kalın giyin olur mu? Üşütme. İyi bak kendine Murat. Hep iyi bak. Hep mutlu ol. Hoşçakal..."
Ardından kapattı telefonu. Sel gibi olmuş gözyaşlarını sildi. Eşyalarını toplayıp, çantasına atıverdi. Çantasını omuzuna astı. Hesabı masanın üzerine bırakıp, çıktı kafeden.
Arkasından kasadaki çalışan seslendi;
"İyi günler Selin hanım!"