​ Maskesi düşen yazar kimmiş / Magazin / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '12

 
Kategori
Magazin
 

Maskesi düşen yazar kimmiş

Maskesi düşen yazar kimmiş
 

Ölüdeniz 'i ve Fethiye 'yi tanımağa çalışırken,  ikinci el kitaplara da bakıyordum. Burada hangi kitaplar okunuyor,  hangileri ikinci el, diye  hafif sosyolojik meraklarla dolaşıyordum tezgahları ve vitrinleri. Bol miktarda İngilizce roman var ikinci elde. Fethiye'de ve Ölüdeniz'de  yaşayan ya da konuk olan yabancıların iyi okurlar olduğunun bir göstergesi.  

Katıldığımız panel ve etkinliklerin  yapıldığı KEÇİ Kitabevi'nin ve zarif sahibi  Ümit Hanım'ın  kitap seçimleri okuma zevkimi kışkırtan niteliğiyle hayranlık uyandırmıştı bende.  İstanbul'da tezgahlarda göremediğim arayıp da bulamadığım bazı  yayınevlerinin  kitaplarını  KEÇİ'de  görmek hoş bir duyguydu.  Etkinliğe katılan arkadaşlar ayrıldıktan sonra, gezme dışında kalan zamanları paylaşabileceğim ilginç kitaplar vardı. Metropolün  insanı yoran uğultulu  karmaşasının aksine, böylesi küçük yerlerde aradığını bulacağı mekanlar daha sınırlı ama  daha derli toplu.Keçi  Kitabevi ve diğer kitabevleriyle ilgili kapsamlı  bir yazım da gelebilir  yakında. Natur Kitabevi'ndeki, Mine Hanım'ın eline aldığı her  kitap konusunda derin bilgisine de hayran oldum. Natur yayınlarından  çıkmış olan ve bir zamanlar pek heyecanla okuduğum bir ödüllü gençlik romanı  Japon Tuzağı 'nı eşi dilimize kazandırmış.

Fethiye bölgesinde genellikle İzmir- Antalya  kültürü baskın. Aslında memleketimizin o bölümünde, Teke yöresinde ya da arkeolojik adıyla Likya 'da  ne olup bittiğinden pek de haberimiz olmuyor. Arkadaşımız Ölüdeniz  Kültür Müdürü  şair Coşkun Karabulut 'un yazıları  gazetelerin sadece  Ege baskılarında yayımlandığı için İstanbul'da  ya da Ankara'da yaşayanların  dikkatinden kaçıyor olabilir. Coşkun Bey bloglarda yazdığında haberdar oluyoruz etkinliklerden.  Fethiyelilerin de bizim buralardaki olaylardan fazlaca haberi olmuyormuş. Bunu grubumuzun dışında Fethiyeli biri söyledi.   

 Artık konusuna bakmadan kitap satın almıyorum.   Gabriel Osmonde adlı bir yazarın romanı çarptı gözüme, ikinci el tezgahında. Okunmuş ama yıpranmamış bir kitap. Konu da uygundu.

" Yaşlanmaktan Korkmayan  Bir Kadının Yolculuğu " adıyla Türkçeye çevrilmiş olan bu roman, sayfalarını  karıştırınca ilgimi çekti ve onu da aldım.

Romana Güney'de başladım, okumalarım uçakta da sürdü ve evde tamamladım. Sezen Yalçın adlı  çevirmenden  bir falso görmeksizin  okuduğum güzel bir çeviriydi. İnkılap  Kitabevi yayınlamış 2001'de. Yazarı  Gabriel Osmonde. Ne tuhaf isim dedim ve unuttum. İlk romanıymış.  İşte burada takıldım kaldım ya da koptum mu demeliyim? Okudukça şaşkınlığım arttı.

İlk roman deyince cıvıl cıvıl gençlikler gelir akla değil mi? Hani öyle altmışlarına gelince çağlayanlar gibi  döktürerek  yazmaya başlayan büyük dehalar istisnadır hepimize. Bu ilk roman bir  gencin bakış açısından olamayacak kadar derinlikliydi. 68'in bazı detaylarını incelikle veriyordu.  Ne kadar derin ve felsefi düşünürse düşünsün,hangi toplumda olursa olsun,  insanların bazı derinlikleri kavraması yaşla ilgili bir algıyı yani yaşanmışlıkları  gerektirir diye düşündüğümden, yazarın genç biri olmadığına karar verdim. Bu da benim gibi yaşını başını aldıktan sonra roman yazmaya soyunmuş biriydi. Bir kadını derinlikle anlattığına göre yazarın başlarda kadın olması gerektiğini düşünüyordum. Adının erkek ya da kadın adı olup olmadığını, hatta melek adı olması ya da meleklerin cinsiyeti  konusunun da işe karıştığını   pek fark edemeden hatta adını hiç düşünmeden roman boyunca yazarın kimliğinin gölgesi aklımı kurcalayıp durdu.

Sonlara doğru yaşanan fantastik bölümün benim diyen kadın yazarlarca dahi yazılmayacağını düşündüm. Bunu yazan bir erkek dedim. Melek Gabriel'in de erkek olduğunu düşündüm. Becerememekten değil, romandaki kadın ruhunun, sondaki o serüvene  yatkın olmamasından belki de.  Kadın yazarları küçümsemek ya da biz düşünemeyiz anlamında asla değil. Öyle bir kadın kahraman,  öylesi bir savaşımdan, öylesi kararlardan sonra, öylesi yolculuklara çıkar mı sonunda diye düşündüm.  Fazlaca  erkeksi bir bakış açısı sızıyordu son bölümde.  Fazlaca çılgın, ben çılgından bile daha  çılgın. İtiraf edeyim ki, şimdi evde duran tuğla gibi bilmem kaç yüz sayfalık basılmamış romanımdan da daha iyiydi. Bunları neden ben de düşünemedim diye kıskanmaya bile başlamıştım.

Sonunda yazar hakkında yazılanların doğru olduğunu, onun muhtemelen genç çılgın  bir yazarın ilk kitabı olduğunu isteksizce kabullenerek teslimiyet bayrağını çektim.  Belki de sonundaki aşırı çılgın gidiş beni buna zorladı. Düşünmekten romanı kaçırıyorum gibi bir his doğdu. Hatta oturdum son bölümü bir daha okudum.


Zamane gençleri  Fransa'da  ne de güzel ne de derinlikli yazıyorlarmış diye düşündüm. Toplumsal olayları ele alış tarzındaki becerikli ve ustaca yaklaşım, beni asla ikna etmese de,   bizde genç romancı olarak el üstünde tutulan seri halde kitap basan ve daha  kitabının ilk sayfasında Anıtkabir'e eleştirel  göndermeler yaparak, Cumhuriyet düşmanlığını sinsice işleyerek nemalanırken,  genç geçinen ve ne okuduğunu farkında olmayan aklı karışık  gençlerce baş tacı edilen    yazarların yazdıklarıyla  uzaktan yakından bir benzerliği olmayan bir gerçek romandı.  

Şimdi adına baktım da, bilgisayarıma bulaşmış virüslerle cebelleştikten sonra bir arama yapayım dedim. İlk yargılarımda yanılmamışım.


İki Goncourt ödüllü Romain Gary ( Emile Ajar takma adı)  gibi iki adla yazan önemli bir Rus asıllı Fransız  yazarın, Andrei Makine 'nin  kaleminden çıkmış bir romanmış okuduğum. Bay Makine de    iki ödüllü. Fransa'nın en büyük ödülleri olan  Prix Goncourt and the Prix Médicis plus the Goncourt des Lycéens  i kazannmış, gerçek adıyla imzaladığı Dreams of My Russian Summers adlı romanıyla. Bu romanı da dilimize çevrildi mi   diye henüz arayamadım.  Üstelik yayıncısı bile yazarın Bay Makine   kimliğini bilmeden basmış Gabriel Osmonde diye imzaladığı" Yaşlanmaktan Korkmayan Bir Kadının YoIculuğu " nu.


The New York Times'ın 1 Nisan 2011 tarihli İnternet sayfasında, Fransa'da kim olduğu konusu on yıldır  tartışılan, Fransız edebiyatındaki sır,   Gabriel Osmonde'nin kimliğinin açıklanmasıyla sona eriyordu.

Güzel derinlikli bir romanı okumuş olmanın  yanı sıra, yazarını da doğru tahlil edebilme gibi eleştrirel bakış açılarımı zorlamış  olduğum için mutluluk duydum.

Şimdi düşündüm de bu Gabriel Osmonde  hakkında kendi ulusu- e artık Fransız sanırım-  yani Fransızlar da epeyce düşünmüşler, kimdir bu yazar diye. Üstelik aynı isimle yani Gabriel Osmonde imzalı  üç  romanı daha  yayınlanmış, ilk romanından sonra. Etti mi dört Gabriel Osmonde romanı. Sonuncusu 2011'de.  Ben tek bir roman üzerinde, neden bu denli eşeledim ki bu konuyu?  Bilici de değiliz kuşkusuz falcı da.  Demek ki Andrei Makine yazım tarzında açıkça  görülmeyen ama insanları romanın yanı sıra yazarın kim olduğu konusunda düşündürmeyi hedefleyen bazı görünmez evrensel kavşakları ya da engelleri yoksa tuzaklar mı desek,   bilerek zekice  yerleştirdi satır aralarına. 

 

Böyle bir amacı da varsa yazarlığı daha da büyüdü gözümde. Bu belki de benim aşırı yorumum olacak , Umberto Eco'nun deyimiyle. Zaten kitabındaki estetik yaklaşım, yani  bir Fransız kadının 68 leri yaşamış ve ellilerine merdiven dayamış- unutmayalım ki kitap Fransa'da da  2001 de yayımlanmış-  bir kadının bakış açılarını sunarken kullandığı estetik yaklaşım da son derece çarpıcıydı. Ve toplumsal olaylara satır aralarında gösterdiği son derece objektif yaklaşımı. Buldum işte. Beni asıl etkileyen ve bunun bir ilk roman olamayacağının göstergesi, o satır aralarındaki müthiş yorumlarda ve kitabın estetiğinde yatıyordu.

"Aslında dünyanın velvelesinden uzak bir yazar yaratmak istediğini söylemiş." Andrei Makine  NewYork Times' daki haberde.  Anadili olmayan Fransızca'da romanlar üretebilmesi kim bilir kimleri de çatlatmıştır. Yabancı olmasının getirdiği sıkıntı ve dedikodulardan arınmak için farklı bir adla yazdığını düşündürdü bana demeci.  Öğrendik artık bu yazın dünyası böyle, Fransa'sında da Türkiye'sinde de değişen bir şey yok engellemeler, dedikodular, kumpaslar   konusunda.  Önünüze yapay sellerle yığılan kayaları aşmak bazen çok zor oluyor, bazılarımız da içinde boğulup kalıyoruz, yazarlar yani.  Bay Makine de Joseph Condrad gibi. Polonyalı Bay Condrad da   İngilizce'nin en iyi kullanıldığı romanların yazarı ama aslında anadili İngilizce değil.   

Emel Dinseven 2012 10 27     

 
Toplam blog
: 566
: 1338
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..