- Kategori
- Cinsel Sağlık
Masturbasyon ve Sağlık

Her ne kadar toplumumuzda masturbasyonla ilgili katı yasakların varlığından söz edilmezse de, bu konuda halk arasında geçerliliğini koruyan inanışlar, yersiz korku ve kaygılara yol açabilmektedir.
Ülkemizde ciddi bir masturbasyon araştırması bulunmamakla beraber, gazete ve bazı dergilerin cinsel sorunlar köşelerinde açıklanan mektupların büyük bir bölümünde bu konuya ilişkin soruların yer aldığı görülür. Kendi kendine cinsel doyuma ulaşma yoluna başvuranlar içerisinde ülser, zafiyet gibi çeşitli hastalıklardan korkanlar, sinirlilikten ve dalgınlıktan yakınanlar, evlilikte başarısızlık kaygıları olanlar, hatta bu yoldan doyuma ulaşmanın kısırlrk, körlük gibi felâketlere yol açtığını zannederek "uçurumun kenarında" olduğunu hissedenler bulunmaktadır.
Genellikle eskiden yaygın olan hurafelerden kaynaklanan bu yanıltıcı inanışlar, insanları ciddi ruhsal bunalımlara itebilecek boyutlara da ulaşabilmektedir. Masturbasyona eşlik eden endişeler, kişiyi sinirli ve bundan ötürü ülserli bile edebilirler. Birbirini ihmalden dolayı evlilik ilişkisi de zedelenebilir elbette. Diğer yandan bu yanıltıcı baskıcı inanışların ardında, dinlerin rastgele yorumlanışından kaynaklanan çok sakıncalı bir günah anlayışı bulunmaktadır.
Kendi kendini tatmin ederken yakalanan çocuk niçin dayak yer?.. Masturbasyon yapan yetişkinler kendilerini niçin kör olma, aptallaşma, kısır kalma gibi korkunç tehditler karşısında hissederler?.. Bu sorulara verilecek tek cevap, toplumumuzda cinsel konularda son derece yaygın olan baskı ve bilgisizliğin bu noktada da insan sağlığını tehlikeye düşürmekte olduğudur.
Çoğu kimseler masturbasyonda aşırıya kaçma endişesi içerisindedirler. Oysa aşırılığın ölçüsü pek çok konuda olduğu gibi, burada da bir tek ve bağlayıcı değildir. Bu sorunun nesnel bir bakış açısından incelenmesiyle ortaya şu sonuç çıkar... Cinsel doyum konusunda aşırılıktan korkmak yersizdir. Çünkü aşırılık, fiziksel yorgunluğun, sözkonusu faaliyete ister istemez son verdiği noktadadır. Uygar insan için cinsel açıdan aşırılık diye bir şey yoktur. Masturbasyon da cinsel davranışlar arasında yer aldığına göre, o yoldan ulaşılan doyumların fazla sık olup olmaması diye bir sorun söz konusu edilmemelidir.
Masturbasyon ile ilgili en ciddi kaygı, bu yoldan doyuma ulaşmanın, bir eşle birleşmeye tercih edilir olmasıyla başlar. Masturbasyonun insan üzerindeki ruhsal-sinirsel etkilerinin diğer bazı olumsuz ruhsal-toplumsal etmenlerle biraraya gelmesi, böyle şanssız bir sonuçla noktalanabilir. Ne yazık ki, birtakım koşulların kadın ve erkekleri cinsel doyumu sürekli olarak, sadece ve sadece masturbasyonda bulabilen kişiler haline getirdiği de görülebilmektedir.
Nasıl çocukluk çağındaki oto-erotizm dış dünya ile ilişkide karşılaşılan başarısızlık ve güvensizlikler sonucu, çocuğu bedeninin haz mekanizmalarına yönelterek ona bir çeşit telâfi ve avunma sağlıyorsa, ergenlik çağındaki yoğun masturbasyon alışkanlığından sıyrılıp karşı cinsle doyumlu cinsel birleşmeye geçiş döneminde karşılaşılan başarısızlıklar da yine böyle kısır bir saplantıya yol açabilmektedir.
Cinsel birleşmeyle ilgili kulaktan dolma harikulade düşler, olağanüstü yüceltmeler, ilk denemelerde karşılaşılması olası güçlüklerle bağdaştırılamaz. Kadının genellikle kolay doyuma ulaşamaması da olumsuz bir etmen olabilir. Erkekler eşlerinin doyuma ulaşmamasından kendilerini sorumlu hissederler, kadınlar da kendilerini yetersiz bulabilirler.
Bütün bunlar zamanla ve tecrübeyle aşılabilen zorluklardır. Lâkin bazı kimselerin bu ilk temaslardan umutsuzluğa kapılarak, başka hiç bir çekici tarafı olmasa dahi en azından kolaylıkları olduğu için masturbasyona dönmeleri pek şaşırtıcı sayılmamalıdır.
Kendi kendini tatmin etme durumunda yaşanan yalnızlık ve sadece kendi bedenine yönelik olma, ruhsal bir takıntı şeklini alarak, kişinin dış dünya ile, bilhassa da karşı cins ile sağlıklı toplumsal ve cinsel ilişkiler kurmasını engellediği takdirde, ruhbilim dilinde buna "narsisizm" adı veriliyor. Bu, mitolojiden alınma bir terim olup, "Narsiz" (Türkçesi Nergis) adındaki güzeller güzeli bir gencin durgun suda kendi aksini seyrederken kendi kendine aşık olması öyküsünü çağrıştırır. Kendi kendine tutkunluk, Nergis'in durgun su kenarında kök salan bir çiçeğe, nergise dönüşmesiyle son bulur. Bu garip ve acıklı öykünün ruhbilimde dile getirdiği sağlıksız durum, diğer cinsel saplantılar içerisinde en sık rastlananlardan birini oluşturmaktadır. Buna neden olarak ruhbilimciler, her cinsel kısıtlamanın belirli bir aşamadan sonra insanı doğrudan doğruya kendine yöneltmesini gösteriyorlar.
Masturbasyon bilhassa ergenlik çağındaki erkeklerde sıkça görülür. Cinsel organlar, cinsel hazın paylaşıldığı bir eş olmaksızın uyarıldığı, karşı tarafa haz verme kaygısı söz konusu olmadığı için, masturbasyon yapan kişi ne olursa olsun kısa sürede doyuma ulaşmak amacındadır. Bununla bağlantılı olarak ergenlikte yoğun bir masturbasyon dönemi yaşayan erkekte, cinselliğin özelliklerinden birini oluşturan erojen yöre ve organ duyarlılığı, cinselliğin bu ilk uyanma aşamasında yerleşir. Oysa kadında bu durum farklıdır ve işte bu farklılık da her iki cins arasında uyumsuzluk doğurabilir.
Cinsel organların aşırı duyarlılığı ve cinsel amacın odaklaştırılmış oluşu ile bağlantılı olarak, erkekte erken boşalma sorunu bu uyumsuzluğun bir yanıdır. Diğer tarafta kadında vajina duyarlılığının gelişmemişliği söz konusudur. Demek ki, erken boşalma, erkekte ergenlik çağında uzun süren ve saplantı haline dönüşebilen masturbasyon döneminin yol açtığı gerçek bir sorundur. Bunun çözümü, cinsel birleşme sırasında eşlerin birbirlerinde erotizmin yanısıra ruhsal yakınlık ve uyum aramaktan vazgeçmemelerinde aranmalıdır.