​ Matrix yanıbaşımızda / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Kasım '09

 
Kategori
İnançlar
 

Matrix yanıbaşımızda

Matrix yanıbaşımızda
 

Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.


Birkaç bölümden oluşan bir seri film gösterildiği zamanlarda epeyce hasılat yaptı. Toplamına baktığımızda bir hareket (action) filmi olarak görünse de filmde çok önemli bir mesaj vardı. Algıladığımız dünya gerçek dünya değil. Biz sadece görüntü içinde yaşıyoruz. Gerçek dünya bambaşka. Birileri bizi programlıyor. Dünyayı öyle görmemizi sağlıyor. Filmde olağanüstü güçleri olan kişileri ve hareketli sahneleri bir yana koyup bunun üzerine düşünmek istiyorum. Çünkü bugün bazı insanlar Matrix filmindeki dünyada yaşadığını sanıyor.

Görmeyenler için, filmin sözünü ettiği gerçek dünyada insanlar kafalarına enselerinden giren birer elektrot yerleştirilmiş olarak yataklarda yatıyorlar. Her şey bir bilgisayara bağlı. Program çalışınca insan kendini dünyada doğmuş, büyümüş, okula gitmiş, iş sahibi olmuş veya işsiz kalmış, evlenmiş veya bekar kalmış sanıyor (hayat). Kimin ne olacağı ne yapacağı her şey daha önceden programlanmış (kader). Programı yapan biri var (tanrı). Gerçek hayatta ise çok acaip süper gelişmiş uçan makineler ve başka ileri şeyler var. Ama dünya bildiğimiz dünya. Ama bir insan dünyada ölürse ensesine elektrot takılı gerçek insan da ölüyor. Oraları biraz karışık. Filmin kahramanı türlü olaylardan sonra gidip programı yapan adamı yani tanrıyı buluyor. Adam ‘evet programı ben yaptım’ diyor. Filmin özü bu.

Bizim yaradılışçı, akıllı tasarımcı arkadaşlarımızın bir kısmı aynen filmin özünü savunuyor. Aşağıdaki yazıyı bir siteden aldım. Benzerliğe bakın.

“İnsanlar çok önemli bir gerçeği fark edecekler. Bu gerçek onları şok edecek. Dış dünyanın aslında beyinlerinin küçücük bir yerinde yaratıldığını fark edecekler. Aslında dış dünyada ses yok, ışık yok, renk yok. Biz sadece beynimizin içindeki elektrik akımları nedeni ile bu frekansları ses olarak algılıyoruz, beynimizde aslında kapkaranlık bir yerde bize apaydınlık rengarenk bir dünya seyrettiriliyor. Aslında böyle şeyler yok. Demek ki maddenin aslına ulaşılamıyor. Eğer dış dünyada maddenin aslına ulaşılamıyorsa insanlar evlerinin, arabalarının, bankalardaki paralarının bir görüntü olarak beyinlerinde yaratıldığını kavrayacaklar. Dokunma, duyma, tat alma duygularının dış dünya var gibi algılamamız için bize ilahi bir güç tarafından verildiğini anlayacaklar. İşte bunu anladıklarında çok olağanüstü bir durumla karşı karşıya olduklarını, Allah’ın bütün bu görüntüleri beynimizde yarattığını fark edecekler.”

Bu görüş aslında İslam görüşü olmayıp tümüyle batı felsefesinden alınıp bize uyarlanmaya çalışılmış bir görüştür. Çünkü binlerce yıl önce Yunan filozofları aynı şeyi ortaya atıp savunmuşlardır. Yani fikir yeni ve duyulmamış bir fikir değildir.

Evrim teorisi de antik Yunan döneminden beri vardır. Bu çok normal. Çünkü evrim teorisi bir din değil, bilimdir. Antik Yunan döneminde Demokritos ve Epikuros canlıların değişim geçirerek yeni türler oluşturduğunu savunuyordu. Evrim teorisine karşı olarak Aristo ve Çiçero neredeyse bugün savunulan şeyleri söylediler. Hiçbir şeyin değişmeyeceği ve sabit olduğu mantığı ile canlıların da bir kerede değişmeden bir yaratıcı tarafından yaratıldığını söylediler. Bu görüş de hiç değiştirilmeden Hristiyanlık tarafından benimsendi. Onlardan da aynen İslam aldı. Ama herhalde en güzelini Platon (Eflatun) söylemiş olmalı.

Platon evrim karşıtı düşüncelerini esas olarak idealizm düşüncesini ortaya atarak geliştirdi. Duyularımız tarafından algıladığımız dünya ve cisimlerin ‘gerçek’ olmadığı, sadece ‘üstün bir dünyadaki saf ve değişmez formların’ kopyaları olduğunu düşünüyordu (Onun için Hristiyanlıkta ‘Allah insanı kendi suretinde yaratmıştır’). Platon’un ünlü ‘Devlet’ kitabındaki mağara örneğinde, dünyadaki görüntülerimiz duvara düşen titrek görüntülere benzetilir. Gerçek olan ve o gölgeleri oluşturan asıl kaynak ışık iken, gölgeler o kaynağın bozuk ve titrek yansımalarıdır yani hayalleridir (Yaratılışçıların matrix’teki hayal dünyası). Platon’u takip eden Hristiyan düşünürler bu idealist görüşü yaratılışçılık adına geliştirdiler ve karşımıza her fırsatta ‘evrim teorisi çökmüştür’ diye bağıran akıllı tasarımcılar çıktı.

Beni öldür! Bütün paramı, televizyonumu, bilgisayarımı, evimi, arabamı, neyim varsa al! Nasıl olsa ben bir hologramım! Acıktığım zaman karnım gerçekten guruldamıyor. Sadece bir hologram. O yüzden doymasam da olur. Sen ye! Doy! Etlerimi mengene ile sıkıp çürüt! Gerçi acır ama hiç önemi yok. Çünkü o sadece bir elektrik dalgasıdır. Aslında mengene de, etim de yoktur.

Bir de tam tersini düşünelim. Madem öyle diyorsun, bütün paranı, malını mülkünü ver, keyfimize bakalım. Gel ben senin bir yerini çimdikleyeyim bakayım acıyor mu acımıyor mu.

 
Toplam blog
: 125
: 6625
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..