- Kategori
- Aşk - Evlilik
Mavi Tanrının aşkı

Mavi tanrının aşkı
İnsanlar, korktukları doğa olaylarını ya da çok güçlü buldukları duyguları tanrısallaştırmışlar. Antik kültürlerin hangisine bakarsanız bakın, ya göklerden gelecek bir tehlikeye karşı tanrı icat etmişler ya da kendi güçlü duygularını. Kimi zaman aman dilemek için, kimi zaman gönlünü hoşnut etmek için kurbanlar adamışlar, sunaklarda ikramlarda bulunmuşlar ilgili tanrıya.
Da…
Hiç akıllarına renkler gelmemiş…
Oysa renklerin de birer tanrısı olsa gerektir. Ressam olsam ilgilenirdim bu tanrılarla. Hiç üşenmez her rengin tanrısını yaratır, bir güzel de resmederdim hepsini. Hatta her birine cinsiyet atar, aralarında ilişkiler, evlilikler, hatta ve hatta çapkınlık hikayeleri bile yaratır, onları da boyardım. Ne muhteşem olurdu yahu! Niye resim yeteneğim yok ki benim!? Cık cık cık…
Örneğin mavi: Saçlar o biçim afili, kaslı güçlü, yakışıklı oturaklı; baktı mı şaşırtan, konuştu mu susturan bir erkek tanrı olurdu. Duruşu karizmatik, yürüyüşü endamlı, bir içim su. Tabii biraz çapkın. Onca güzel sıfatı boşuna mı verdik canım, elbette çapkın olacak. Sevişmesini de bilirdi hani. Az biraz romantizm de ekledik mi, al sana bulunmaz Hint kumaşı. Hangi rengin yatağından çıksa, ertesi sabah bakmışsın o renk tüm sokağı süpürmede. Eh, doygun bedenlerin ruhları, çevik olur, iş mi dayanır allasen(?)
Yanı sıra yetenekler de vermek gerekirdi bu tanrılara. Madem maviden başladık devam edelim.
Mavinin yeteneği kirlenen denizleri ve hatta gökyüzünü bir çırpıda temizleyivermek olurdu mesela. Paletinde mavisi bitmiş ressamlar ona yakarır; kumaş boyacıları ona koşardı. Yanı sıra fabrikasına filtre takmayı unutmuş cambazlar, çaktırmadan denizlere atıklarını bırakan yük gemilerini işleten kurnazlar korkarlardı mavi tanrıdan. Öyle üç kuruşluk kahverengi kurban etmek, cami yaptırıp mavi çini ile işlemek de işe yaramazdı mavi tanrı karşısında. Cezayı da ödülü de geciktirmezdi mavi tanrı. Ne yapılacaksa anında yapar, mavisine zarar verenin kulaklarından tuttuğu gibi atıverirdi çamur çukuruna. Öyle cennetti cehennemdi deyip, sonraya bırakmaya basmazdı onun aklı. Hasılı adamlıklı tanrıydı, mavi tanrı.
Gel zaman git zaman, göklerde süzülüp, denizlerde yüzerken, bir sürü renkle aşna fişne, sabah akşam, iş güç, eğlence dinlence derken… Bir renk görüverir bir gün. Ama o nasıl bir işve, o nasıl bir naz, nasıl bir endamdır!...
Sarı buklelerden saçlar, kirpikler kaşlara komşu, bakışlar süzüm süzüm, gözler üzüm buğusu… Aklı başından gidiyor mavi tanrının, rengi uçuyor görür görmez sarı tanrıçayı. O bildiğimiz çapkın mavi gidiyor, yerine mazlum, mazbut, utangaç bir tanrı geliveriyor. Konuşamıyor bile sarı tanrıçanın karşısında. Ne konuşması! Karşısına bile çıkamıyor; gizleniyor, çalılıkların arkasından filan bakıyor ona.
Sarı tanrıça da az değil hani. Salındı mı başaklar eğiliyor önünde, yürüdü mü ayçiçekleri pervane oluyor etrafında. Öyle böyle değil yetenekleri… Bir de efsunlu kokusu var ki, mavinin başı dönüyor, bin metre öteden hatta göklerden duyuluyor kokusu. Mest oluyor mavi tanrı. Rüyalarında sarıyı görüyor, hayallerini sarıya boyuyor. Ne ediyor, etmiyor tüm cesaretini toplayıp geçiyor sarı tanrıçanın karşısına.
O da ne?
Sarı tanrıça, maviyi görür görmez tutulmuyor mu?! Dili lâl, konuşamıyor; aklı perişan, düşünemiyor; bacaklarından can çekiliyor, yürüyemiyor. “Böyle aşk görülmedi” diyor diğer renkler, fısıl fısıl onlar konuşuluyor her yerde.
Bir muhabbet, bir tutku başlıyor aralarında. Bir sevda, bir düş, bir düğün, bir dernek, bir ayin derken… Derken, sarı tanrıça gebe kalıyor mavi tanrıdan.
Ve yeşil doğuyor tüm ışıltısıyla… Renkler dünyasında doğan tanrı çocuklarının cinsiyeti yedi yaşından önce belli olmuyor ama, doğar doğmaz yeteneklerini gösteriyor bebek yeşil. Sağ elini sallayınca, dağlar ağaçlara, ovalar çiçeklere kesiyor. Sol elinden çayır çimen fışkırıyor, bir güzel dünya OLuyor, yaşanası…
Hasılı renklerden tanrılar yaratıp, katıp karıştırıp boyamak ne güzel olurdu diye düşündüm. Hani elimizdeki tanrılar yetmiyor ya, insanı insan kılmaya… Hani belki renklerden olsa…Ve daha yaşanası OLsa şu Mavi Dünya…
…
Aklıma gelmişken deyivereyim. MB yazarlarından sevgili dostum Ata Kemal Şahin, yanlış tanrı seçmiş, gitmiş griye iman etmektedir. Oysa gri, tanrı bile değil. Hepi topu, siyahla beyazın, evlilik dışı dünyaya getirdikleri ‘şey’i. Bir Sevgili Şahin’i, bir de sevgili öğrencim, genç dostum ve aynı zamanda “Benim Adım Gri”nin yazarı, Özcan Genç’i Mavi Tanrı’ya imana çağırıyorum. Bakın tebliğ ettim, benden söylemesi :)
Genç kalem, Özcan Genç’in yazısının linki: https://www.facebook.com/note.php?note_id=181415351668