- Kategori
- Güncel
Mayınlı arazide vatan savunmak – I

AMAN SURİYE'DEN ÇIKTIM DA LEYLİ TEL AŞTIM.
“ Aman aman mayın tarlasından geçmek zor oldu.
Duyun arkadaşlar da, Tahsin vuruldu. "
( Kilis kaçakçı türküsü-Kadir Aslan söylüyor )
Öyle yoğun bir gündem var ki konudan konuya, sorundan soruna geçiliyor.. Çözülüyor, çözülemiyor, tartışılıyor, uzlaşma sağlanıyor ya da inanılmaz kutuplaşmalara yol açılıyor. Her konu ya da sorun kendince belki başka bir sona ulaşıyor ama farkında mısınız? Hepsinin ortak bir kaderi var: Eskimek, alışılmak, aldırılmaz hale gelmek.
Olanlarla, olaylarla, haberlerle hedef kitle arasındaki iletişim de benzer şekilde ve esas olarak medya aracılığı ile gerçekleşiyor. Çoğu zaman da ajansların ürettiği metinlerin aynen tekrarı ya da aynı uzmanların ya da adı geçen kişilerin anlatımları ile…
Tek yanlı veya yüzeysel ya da eksik bilgiler üzerinde yapılan tartışma ve değerlendirmeler ne yazık ki tarafların niyeti ne kadar iyi de olsa gerçeğe uymadıkları için olumlu sonuçlar sağlayamıyor.
Aynı durum hemen hepimizin onsuz yaşayamaz hale geldiğimiz internet ortamı için de geçerli. En azından Türkçe ulaşılabilen kaynaklar için. Örneğin ortak ve tek ansiklopedi devri yaşanıyor: Vikipedi.
Oradaki bilgilerin mutlak doğrular olmayabileceği, eleştiri ve değişime açık olduğu göz önüne alınmadan aktarılarak kullanılıyor. Elbet sözüm uzman olmayan kullanıcılar için.
Sonuç olarak bu hızlı gündemde ardı ardına yaşanan olaylar, konular, haberler yeterli bilgi aktarılmadığı için yüzeysel ve çoğu zaman da eksik ya da tek yanlı algılanıyor. Hızla eskidikleri ve yeni sorunlar, konular haberler üst üste gelmeye devam ettiğinden ilgimiz ve dikkatimiz yenilere yöneliyor.
Bu eksik hatta yanlış bilgilenmeler bilincimizde o halleri ile yer tutuyor, bir anlamda arşivleniyor. Zamanla da bize ait bilgiler şekline dönüştüğü için de farkında bile olmadan sahipleniyoruz bu eksik hatta yanlış bilgileri. Çünkü öyle hatırlıyoruz. Yeniden sorgulamıyoruz.
Bizim taraflarda çok sevdiğim bir deyiş vardır: “Yarım doktor candan eder, yarım imam dinden eder“ derler.
***
Mayınlı arazilerin durumu uzun uzun tartışıldı, TBMM de görüşmeler yapıldı ve şimdilik sessizliğe büründü. Mayın haberleri bu ara azalsa da gelmeye devam ediyor. Mayın, mayınlı arazi, güneydoğu.. Sanki birlikte anılmaları yazgıymış gibi geliyor insana. Çok konuşulan çok tartışılan konular. Dolayısı ile herkesin kendince bilgi sahibi olduğu başlıklar .
Oysa bu sayfanın okuru, birazdan anlatılacakları okuyunca sanıyorum ki çoğunlukla pek de bilgi sahibi olmadığını ya da bilgi kirliliğinin ne demek olduğunu algılamış olacak. Bende böyle oldu.
Prof. Neşe Özgen’ in 2000 yılında başladığı ve 9 yıldır sürdürdüğü sınır çalışmaları üzerine hazırladığı yazısını okuduğumda bunu mutlaka paylaşmak isteği duydum. Bilgi kirliliğine, bilgi eksikliğine bir meydan okumaydı bu yazı ve mesnetlendiği saha çalışmaları. Ezber bozan ve müthişti. Yazıyı MB de yayımlamak üzere kendisinden izin aldım. Yazıda zorunlu olduğunu düşündüğüm bazı kısaltmalar dışında elbette herhangi bir müdahalem yoktur.
İşte 9 yıllık fiili saha çalışması ile elde edilen verilerin mükemmel bir bilimsel analiz yeteneği ve sosyal sorumluluk anlayışı ile irdelenmesi ve değerlendirilmesi .
***
PROF. NEŞE ÖZGEN ANLATIYOR :
“2000 yılında "sınırlar" üzerine çalışmaya başladım. Sınır üzerine görüştüklerim ve görüşme konularım burada saymaya uygun değil: "sınırı zorlayanlar ve sınırı bekleyenler, mayın dulları, sınırı aklayan ve saklayan olarak kadın bedeni, sınırın vatanı, sınırın mimarisi, sınırın vatandaş burcu, barikatlı hudut- barikatsız ticaret vb." konu başlıkları, belki bir fikir verebilir.
Saha çalışması yaptığım yerlerden birisi Nusaybin, konularımdan birisi de mayındı. Bu çalışmanın "olgu" analizlerinden birisi olarak mayın, günlük hayatın içine sızmış ve hemen her an yeniden ve yeniden vatan retoriğini üreterek anlatılıyordu: "Siz mayını nereden bileceksiniz?" sözüyle başlayan konuşmalarda, "Türkiyeli olma, Türk olabilme, PKK, asker" ve asıl önemlisi "vatan kimindir ve neresidir?" diye sorduğumuzda, gelen yanıtlar hep mayına odaklanıyordu.
SINIR İNSANININ VATANI, SINIRDIR!...
Sınır çalışmalarıyla geçen 9 yıl bana her anlatının ( narrative'in) ardındaki göstergeyi, bunun neyi işaret ettiğini ve nasıl işaret ettiğini okumam gerektiğini bir kez daha gösterdi.
Öyle ki, Suriye sınırı "MAYIN"la; Irak sınırı "SU" ile (Dicle ve Fırat), Iran sınırı "DAĞ" ile (Ağrı-Ararat) ve Gürcistan (Kartveli) sınırı da "AYI" ile hikayelendiriliyordu.
Hayistan ( Ermenistan) sınırı ise -çok bilinenin aksine- sınırını "GEÇMEK" ile çiziyordu, yani Gümrü ( Gymri ) demiryoluyla!.
Şimdi sizinle bu anlatılardan " MAYIN' a dair olanın, zaman içinde değişen içeriği üzerine söyleşmek istiyorum.
***
"Aman Tibil'den çıktı da 12 atlı.
Leylim mayına düştük de yolumuz bağlı amanın bağlı
Hele daiyma karadır da yiğidin bahtı amanı bahtı oy oyyoyoy
Vurma zalım vurma da vurma Memete yazık aman yıkılmış evleri de leleleleley kaderi bozuk.
Aman atlar çıktı da Kilis yolu göründü
Aaahh yol parası da bugün zalimlara verildi aman verildi.
Duymadın mı da anam duymadın mı da benim anam aman aman aman aman oğlun vuruldu aman vuruldu
Vurma zalım da vurma vurma vurma vurma Memete yazık
aman yıkılmış evleri de leleley kaderi bozuk.
Vurma zalım da vurma vurma vurma Memete yazık.
Tamam yıkılmış evleri de leleley kaderi bozuk ben neydiym bozuk.""
( Barak havası- kaçakçı türküsü)
Yukarıdaki türkü, Kilis'ten derlenmiş Barak havalarındandır. 1970lerde mayını geçmenin Kilislice bir özeti sayılır. Ama her şeyin, her dönemin bir özeti sayılır mı? İşte bunu tartışmak lazım.
***
Güneydoğulu mayınla yatar mayınla kalkar. Ama bizlerin (sizlerin) bildiğinin aksine, buranın mayını 1956'da tek sıra döşenmiştir. SINIR BİR TEK TELLE KORUNMUŞTUR.
Bu dönemden çok sonraki bir fotoğraf ( Nusaybin belediye başkanının Suriye'den 1978'de vatana girişi) 1978'de bile sınırın tek bir telle çizilmiş olduğunu, sınır kapısının da bir tek çit kapısından ibaret olduğunu gösterir.
ÖYLEYSE BU "MAYIN", "MAYINDA ÖLENLER", "MAYININ DERDİ" NEDİR?
NEDEN MAYIN HER DAİM HER DÖNEM ISITILIP ÖNÜMÜZE GELİR VE HER ÖNÜMÜZE GELİŞTE BİR BAŞKA 'TUZAK' İÇERİR, TIPKI KENDİSİ GİBİ.
***
MAYIN SINIR DEMEK
Mayın aslında sınır anlamına gelir. Sınır hakkında konuşmaya başladığınızda, aslında bütün devlet, siyaset, vatan, vatandaşlık ve yurttaşlık üzerinde de konuşabilirsiniz. Sınır üzerine bir söz söylemek, kısmen bunların hepsini açıklamak, hepsini çalışmak ve/ya hepsine dair eğretilemeleri üretmek ve yeniden üretmek anlamına da gelir.
Güneydoğu'da, sınır ve sınırın göstergeleri üzerinden konuşulurken, vatan ve devlet eleştirilirken veya bundan yana olmak anlatılırken "mayın" üzerinden anlatılır, konuşulur, dertleşilir. Bu dertleşmelerin kimin tarafından, nasıl dillendirildiği de çok önemlidir. Bize neden hem her yıl yaz başlarında 'mayın' edebiyatının yükseldiğini anlatır, hem de şimdinin 'mayın' söyleşilerinin geçmişteki dönemlerden farkını bildirir.
NUSAYBİN
Nusaybin'de çalışırken, 1996'dan sonra askere istihkamcı olarak alınmış Nusaybinli gençlerle karşılaştım. Mayına alışkındılar, mayını biliyorlardı ve böylece sadece temel askerlik bilgisiyle, hemen istihkamcı olabiliyorlardı.
1996'da Hakkari - Çukurca'da askerliğini istihkamcı olarak yapmış olan S R. , benimle konuşurken, "Döndükten sonra epey bir süre kağıt peçete, mendil görmeye dayanamadığını" anlatırken titriyordu.
"Kağıt peçeteyi böyle dört ucundan açarsın, mayını temizlemeye vakit yoktur. Dört ucuna birer küçük taş koyar, atlar, geçersin, senden sonra gelen tüm birlik de aynı peçeteyi atlar geçer".
" Çünkü bize muhtaçtılar, hayatları bizim elimizdeydi, bizim çarşı iznimiz, başçavuşun izniyle aynıdır",
" Döndükten sonra (altı yıl olmuş) yeni yeni uyumaya başlayabiliyorum".
" Dedektörüme.. Hayır güvenmiyordum, hiç güvenmiyordum... Yani dediğim gibi, dedektör bir cihazdır. Çalışmayabilir."
"Ama sen mayını biliyorsun, Nusaybinlisin? ",
"Evet ama canlı olunca başka oluyor. Ben ilk mayını gördüğümde, yani ben onu elimden geldiğince eski bilgilerimden söktüm..."
"Eee.. yani bazıları bize mezarcı diyordu, yani kazıyorduk ya..."
S.R. bütün vücudu titreyerek ve sallanarak anlattı:
"Bize saygı vardı tabii, biz mayıncıydık. Ne de olsa!.."
Bu "ne de olsa"nın anlamı "Kürt olsak bile" demekti aslında.
Güneydoğu, mayınla yatar mayınla kalkar. Ama bizlerin (sizlerin) bildiğinin aksine, buradaki 'mayın' kelimesi başka başka ağızlarda başka başka dillenir:
"Ora"nın Böyyük işadamları için "mayının arazisinin parası mühimdir!"
Topraksız köylü için, en önemli mayın sorunu sınırdakinden ziyade, tarlaların ve arazisinin etrafındaki "son dönem"in mayınıdır.
"Kaç tane söktün?"
" 4 – 5 - 6 tane söktüm, yani anti-tanktan bunlar, yoksa topukkoparan hep olur",
"Kaç tane döşedin?",
"Döşeme oluyordu tabii.. Mecbur döşenir, çünkü güvenliğimiz açısından döşenir. Hemen her gün kaldığımız her mevzide oluyordu. ... Yok, tam olarak bir şeye çıkıyorduk tepeye çıkıyorduk. Bir göreve gitmiştik orada. İşte bir orada mevziler vardı. Mevzilerde arama tarama yapmadan önce, bazı arkadaşlar vardı, ben arama yapmadan önce hemen sabırsızlıkla mevzilere geçmek istiyorlardı. Ben diyordum ki hemen acele etmeyin ben temizleyeyim ondan sonra yani oturabilirsiniz rahat ola bir şekilde. Dayanamıyorlardı yorgun argın çantasını atıyorlardı, silahlarını atıyorlardı dağınık bir şekilde, geçiyordu mevzisine ben diyordum acele etmeyin bir mevzileri temizleyim ondan bir arkadaşımız öyle hatayı yaptı. Geçti mevzinin içine yani ben de şaşırdım nasıl oldu?... Mevzinin içinde, patladı hııa.. Sordum nasıl patladı diye.. Arkadaşlara ... M..çantasını çıkarmış, yere doğru yayılmış böyle mevziinin içine yayılmış..böyle.. Mevziinin içine yayılmış... ee. Yayıldıktan sonra... yani.. İşte mayınlar patlamış..ondan sonra mayından parçalara falan ayrılmış...çocuğun cesedi.. parçalara bölündü. Yani insan etkileniyor yani ..etkilendim yani.. Yani insan ben öyle oturdum düşündüm acaba ben mi suçluyum diye. Yookk çünkü o.. Acele etti. Acele ettiği için öyle oldu yani ben o mayını yerinden sökebilirdim... Sökebilirdim. " ...
"Döndükten sonra, S, hiç karını dövdün mü?
"Yook hiç el kaldırmadım, ne günahı var? Ama bazen kendimi sokağa attım, geçsin diye..."
( S.R. Nusaybin, Ağustos, 2001)
ŞIRNAK
Saha çalışması yaptığım Şırnak'ta da köylüler için son dönemin, çatışmalı dönemin mayınları, köylerinin, tarlalarının hatta evlerinin etrafındaki mayınlardı; dışarısının adıydı. Sabah ihtiyacını almak için kasabaya gitmek gerektiğinde duyulan ve insanın dizlerinin bağını çözen, eklem yerlerini kül eden korkunun adıydı. Herkesin herkese döşediği, nesebi, yolu, sonu belli olmayan ve kimi zaman sadece bir mühimmat muhasebesi gibi algılanan, ölüm makinelerinden en sinsi olanının, mayının; kendi evlerinin, arazilerinin, köylerinin etrafında sınırsız, akıl almaz bir serbestlikte, denizde dolaşan bir deniz anası gibi serbestçe dolaştığını bilen insanların yapacağı tek şey vardı:
KORKUYORLARDI!
Mayınlar 1990'dan 2003'e kadar tarlalara, ekine gidemeyişin başlıca sorumlusuydu. Güneydoğulu sınırdaki mayından ziyade, kendi etrafının mayınlanmış olduğunu, sınırın artık kendi evinin hizasından başlayan bir çizgi haline gelmiş olduğunu biliyor ve bundan korkuyordu.
Vatan, bir coğrafya parçası olmaktan daha önemlidir.
Üzerinde yaşayan insanlar için, "Vatan, kendimizi evimizde hissettiğimiz yer"dir.
Peki, eğer evinizin hemen dışından mayınlar başlıyorsa, sokağa, tarlanıza adım attığınızda mayın çıkarsa, vatan o zaman neresidir? Evinizin, sadece evinizin içi mi?
O zaman insan, bu vatanı sırtına vurur ve göçe durur.
Gittiği yerde de, vatanı sadece evi kadar kalır. “
***
"Aman Suriye'den çıktım da leyli tel aştım.
Aman içeri bahçada da kaldı leşim aman oleşim,
Aman imdadıma yetiş de lele lele lele lelel bacım kardaşım, aman kardaşım, vurmayın le vurma vurma ben Badeli Nahsanim aman zincirlere de zapdolmayan aslanım, aslanım ay aya ayay.
Aman Suriye'de çıhtım da üç gün vadeli hey
beyler dedim de leyle leleley kanım bedeli aman bedeli.
Aman ismime de derler de lelel lele Nahsan Badeli aman Badeli
vurmayan daha da vurma vurma ben Kilisli Nahsanim aman
Suriye beylerinden de haraç alan aslanım aheeeyy aslanım ayy ayyayayay.
Aslanım ay ayayya aya ayayy...
(Kilisli Badeli Nahsen- Hüseyin Fındık söylüyor)
Devam Edecek…
* Neşe Özgen, Prof. Dr., Okan Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü
http://bianet.org/biamag/insan-haklari/115191-mayinli-arazide-vatan-savunmak - 13 Haziran 2009