​ MB mahallesi (2)...''Düğün'' / Mizah / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '08

 
Kategori
Mizah
 

MB mahallesi (2)...''Düğün''

MB mahallesi (2)...''Düğün''
 

''Gelin ata binmiş ya nasip demiş.'' Sözü bir an aklıma geliverdi. Sanki rüyada gibiydim. Bizim MB Mahallesinin hemen hemen yarısı, düğün konvoyunda yerlerini almışlardı. Nasıl olmuş da benim haberim olmamıştı?

Doğrusu içim burkulmuştu. Askerden yeni gelen bendeniz, kendimi, çabucak fasulye-i nimetten saymıştım.İşte bu benim için bir fırsattı. Mahallenin tüm ileri gelenlerini burada tanımam mümkün olacaktı. Muhteşem bir çoşku vardı.Önde, atın üzerinde, başı kırmızı bir örtüyle örtülmüş gelin, salınarak geliyordu.

Atın dizginlerini de mahallenin saygın müteahitlerinden, Ahmet Balcı Ağabeyimiz tutuyordu. Demek ki düğün bizim ağaların düğünüydü.Öndeki gırnata gurubu da öyle iştahlı çalıyordu ki hemen kendimi havaya kaptırıp Ahmet Ağabeyin yanına ilişivermiştim.

O sırada arkalardan birisi kolumdan tutup çekiverdi.Bu kişi, Murat Ertaş Hocamdı. Bana, ''sus''işareti yapıp, sıra ve töre gereği arkada olmam gerektiğini gülümseyerek söyleyivermişti.Yanında da lacivert takım elbisesiyle;ağırbaşlı edasıyla Talip Bölükbaşı; şirin sakallı ve kadife takımlarıyla Süleyman Ekim; O muhteşem kahkahalarıyla yakışıklı Necip Köni ve atletik vücuduyla , herzamanki babacanlığıyla ve de meşhur şapkasıyla Muhtarımız Ümit Culduz Ağabeylerim alkış tempolarıyla yürüyorlardı.

Baktım ki arkalarında, hem yürüyüp hem de ellerindeki kaşıklarla ''Şıkır şıkır ''oynayanlar, Baterist Metin ve Okan Tınmaz Ağabeylerimdi.Ben de onlar gibi oynamaya gayret etmiştim.Kollarımı, habire kaldırıp indiriyordum.

''Esma Kahraman'' Ablam, bir önde bir arkada, habire koşturuyordu.''Ne fedakar insandın sen Esma Abla !..''Burada da tüm sevimliliğiyle ve fedakarlığıyla insani görevini icra ediyordu.Arkadan gelen muhteşem mahalle halkı, kadınlı, erkekli kolkola neşeyle ilerliyorlardı.

Konvoyumuz, Emel Dedeoğlu Ablamızın, geçen hafta törenle açmış olduğu şirin bakkal dükkanın önünde durdu.Anlaşılan damadın evi buradaydı.Davul-zurna ve gırnata ekibinin coşkulu oyun havaları sürerken, birden üzerimize metal paralar yağmaya başlamıştı.Kafamı kaldırmıştım ki ne göreyim...Damadın evinin balkonundan gülerek paraları atanlar, Sabiha Rana, Meral yağcıoğlu, September Özlem, Özlem Akaydın, Emoş Ablalarım değil miydi?

Onlar da oraya koşup gelmişlerdi. Hatta bir ablamız, ''-Bu Japon Altını da kızın manevi halası Nursen Hanımdan diye seslenivermişti. MB yazarı, Nursen Abla, taaaa...Japon ülkesinden hediyesini göndermişti...Allahım !..Bu ne saadetti !..''Bu mahallede, ülkemin yıllardır özlediği bir dayanışma erdemi sergileniyordu.

Damat, tıknaz, gariban ve çocuksu bir delikanlıydı.Taze damat, gelini atından indirince , sırasıyla Ahmet Balcı ve diğer protokoldaki ağabeylerimin ellerinden öperek alkışlar arasında evlerine girmişlerdi.Anlaşılan düğün faslı burada sona ermişti. Ben, ancak sonuna yetişebilmiştim. Evin her tarafı kutlama çelenkleriyle dolmuştu...

Milliyet Gazetesi patronlarından, sevgili editörlerimizden, MB Yazarlarından yüzlerce çelenk konvoyu sokağı sağlı sollu kaplamıştı ve buram buram karanfil kokuları sarmıştı etrafı...Tüm konıklar, ''Hayırlı olsun '' dileklerini iletip hediyelerini verdikten sonra, hep birlikte Halide Abla'nın, sahildeki Göl Gazinolarına benzer, ''Çay Ocağına '' doğru yöneldiler.Ben de hemen koşup Ahmet Balcı Ağabeyime soruvermiştim.

Düğün kimindi ?.. Damat, gelin kimlerdendi ?.. Balcı Ağabeyim de bütün sevimliğiyle koluma girip anlatıvermişti.Damat da gelin de mahalleye yeni gelen gariban bir ailenin çocuklarıydı. Mahallemizin seçkinleri bir araya gelip Muhtar Ümit Culduz Ağabeyimin önderliğinde bu gariplerin yuvalarını yapmaya karar vermişlerdi.

Ve bunu başarmanın mutluluğuyla, ruh huzuru içinde oradan ayrılıyorlardı.Ahmet Abi , düğün hediyesi olarak yeni evlilere mütevazı bir ahşap konak yapmayı sözvermişti. Baterist Metin Ağabeyim, düğün için kendi YAT'ını organize etmişti. Muhteşem orkestrasında, bizzatihi kendisi çalarak rüya gibi bir düğüne imzasını atmıştı. Kendi ikizi gibi sevdiği Okan Tınmaz Ağabeyim de organizasyonu üstlenmişti.

Halide Ablamız, tüm konukları, ''Çay Ocağı''nın girişinde her zamanki güler yüzüyle karşılamıştı.İkindi olmasına rağmen hava çok sıcaktı;ama denizden esen meltem rüzgarıyla konuklar iyice serinlemişti. Murat Ertaş Hocamıza bir sürpriz olarak da Erzurumdan getirdiği el yapımı semaveri , kor ateşli ;sıcak küllü mangal ocağına konuşlandırmış;mis gibi bergamot kokan çayın kokusu iştahımızı iyice kabartmıştı.

Sabiha Rana Ablamız, elleriyle yaptığı keşkekleri, Şekerpınarı'nın ve Emoş Ablamın yardımlarıyla konuklara dağıtıyordu. Sevda Işıklı Ablamızın da Diyar-ı Bekir'den özel olarak çağırdığı amcasının oğluna ''Çiğ Köfte'' yaptıracağı söyleniyordu.Sevda Ablamın şiir kitapları da basılmış;şiirler tüm gençlerin diline ''Pelesenk '' olmuştu.

Dilek.Ç Ablamın meşhur kahkahalarını duyunca anladım ki yeni fıkralarla gelmişti. Bu gece oldukça neşeli geçecek gibiydi. Süleyman Ekim Ağabeyimizin ince nüktelerine gülenlerden başta, Talip Bölükbaşı Ağabeyim olmak üzere çoğu kişi neredeyse oturdukları sandalyelerden düşeceklerdi. ''Neden bu aileyle daha önce tanışmamıştım ?..'' Diye hayıflanmıştım. ''Yolun*diğer*Yarısı ''Ablamın, bana ''Özel '' bir tabakla çiğ köfte getirmesi karşısında çok duygulanmıştım.Demek ki bu mahallede ben de seviliyordum...Hemen kolları sıvayıp servise yardıma koşmuştum.

Tam o sırada , tozu dumana katarak bize doğru gelen Erzurum plakalı bir minibüs, çay ocağının yanına park etmişti. Murat Ertaş Hocamın yerinden fırladığını gördüm ve bendeki 'jeton' hemen düşüvermişti. Evet !..Murat Hoca'nın Erzurum'a ısmarladığı ''Kadayıf Dolmaları '' gelmişti. Hemencecik yardımına koşmuştum.

Ahmet Balcı Ağabeyimin de organizasyonuyla, ''Kadayıf Sarmalarını'' '' konuklara ikram etmiştik. Erzurumdan özel olarak ''Kadayıf '' getiren o minibüse halen gülerim...Bu ne fedakarlıktı böyle !.. Bu karizma, MB Mahallesinin mayasında vardı.Hatta son getirilen paketlerden de ''Kıtlama Çay '' içmek için özel Erzurum Taş Şekerleri '' çıkmıştı. Esma Ablamın, September Özlem Ablamın, Şekerpınarının çok hoşuna gitmişti şekerler.Ne 'Işıklı' bir insandın sen, Sevda Abla!..

Sevda Işıklı Ablam da derin bir ''Aaaahhh !..'' çekince , anlamıştım...O da Diyar-ı Bekir'in ''Burma Kadayıflarını '' anımsamıştı. Ama , bizlere hazırlattığı ''Çiğ Köftelerin ''tadı da bir başkaydı doğrusu...

Arif Öğütçü Ağabeyimi, içerdeki çay ocağında, Halide Ablam'a yardım ederken görmüştüm, çok hoşuma gitmişti. Emeklilik yaramıştı ağabeyimize...Alyosa Ablam, dayanamamış, güzel şiirlerini , o muhteşem sesiyle sıralamaya başlamıştı. Birden yanımda Baterist Metin ve Okan Ağabeylerimi görüvermiştim..

Bana :''Gece hiç bir yere takılmamamı '' söylüyorlardı. Metin Ağabeyimin YAT'ında, ''Buzlukta şişemizin, denizde de balıklarımızın yattığını...'' fısıldayıvermişlerdi.
............

O günümüz çok güzel geçmişti. Necip Köni Ağabeyimiz, sırf düğün için taaa Tunuslardan gelmişti ve izin isteyip herkesle hararetle kucaklaşarak ayrılmıştı.Tüm mahalle halkı neş'e içinde yuvalarına çekilirken, ben de Halide Ablamın ellerinden öpüp ayrılmak istediğimde, beni tam can evimden vuran sorusunu soruverdi:

''-Eee...Mesut, şimdi sıra sende , artık senin de düğününü yapıversek ha!..Gelin kızımızın beklediği yeter !..''

''-İyi de ablacığım...Benim ne işim, gücüm var !.. Ne başımda babam var ! Ben kim... düğün kim ? ''

''-Aaaa..şunun düşündüğüne bak !...Biz ne güne duruyoruz ? Haydi şimdi Okanla Metin 'i bekletme...Yarın bana uğra !..Bu konuyu konuşacağım seninle !..''

Halide Ablamın ellerinden öpüp ağır çekimde koşan aşıklar gibi ayaklarım havada uçarak Metin ve Okan Ağabeylerimin yanına koşmuştum.

Hemen YAT'a geçmiştik. Bu saray yavrusu ''Deniz Kayığı ''nda dostlarımla geçireceğim ve dertleşeceğim ilk geceydi...Hatta telefon ederek muhabbetimize katılacaklarını söyleyen Muhtarımız Ümit Culduz ve Ahmet Balcı Ağabeyimizin ve de Murat Ertaş Hocamızın geleceğini duyunca sevincim daha da artmıştı !..
......
Denizde yakamozlar ışıldarken, balıklar yavaş yavaş yukarı çekiliyor, Okan Ağabeyimin yanık sesiyle söylediği Adana yöresinden alınan, ''Santa Luciaaa !...'' şarkısı gecenin matemini delip geçiyordu.
...........

(Devam edecek tabi...)

 
Toplam blog
: 1521
: 1639
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..