- Kategori
- Gündelik Yaşam
Mehmet: Kederli bir öykünün kahramanı

Bu, hayata ancak aklını kaybederek dayanabilen bir adamın öyküsüdür...
Çok eski zamanlardan kalan bir insan öyküsü anlatıyor bana. Kırışmış elleri ile yüzündeki saçları geriye itiyor. Gözlerine, zihninin çok ama çok eskilere kaydığını gösteren bir bakış gelip yerleşiyor. Kıpırdamaksızın ona bakıyorum.Sanki kıpırdarsam onu şimdiki zamana geri getireceğim ve öykü tüm büyüsünü kaybedecek.
Uzun bir sessizlikten sonra; "Çok gençtik o zaman" diye başlıyor. Sesine onu özlediğine dair acılı bir tını yerleşmiş. "Daha önceki evliliği kötü bitmişti. Benim ki de öyle... Onu bilmem ama ben iki çocuğumu alıp baba evine yerleştiğimde artık hayata ve kendime dair hiç bir umudum kalmamıştı. 'Sadece çocuklarım için yaşarım artık.' diyordum. Yeni bir ev, yeni bir aile fikri çok uzaklarda kalmıştı. Oysa hayat her zamanki gibi bizim için planladıklarını, bizim planlarımızı pek de umursamadan, sunmaya hazırlanıyordu. Bir gün beni bir adamla tanıştırmak istediklerini söylediler. Hiç düşünmeden "hayır" dedim. Kimseyi hayatıma almayacaktım. İlk evliliğim umutlarım da dahil içimde güzel olan ne varsa söküp götürmüştü. Her adam yeni bir yıkım olacak gibi geliyordu. Çok üzerime geldiler tanışmam için. Ben olmaz dedikçe gelip giden komşu sayısı arttı ve beni bıktırdılar. Hepsi ağız birliği etmişcesine "Çok iyi bir adam. Zaten yüzüne bakınca anlarsın" diyorlardı. Biraz beni sıkıştırıp durmalarından bıktığım biraz da durmadan sözünü ettikleri adamı görmek için peki deyiverdim." Yüzünde çapkınca bir tebessüm oluşuyor. Hoşuma gidiyor ifadesi...
"Komşulardan biri bir gün çağırdı beni. İçeri girdim. Odada komşunun kocası ve bir adam karşılıklı oturuyorlardı. "Hoşgeldiniz" deyip mutfağa kaçıverdim. Kapının aralığından adama uzun uzun baktım komşum çay yaparken. Mehmet'miş adı. Beyaz saçları yüzündeki gençlikle tuhaf bir tezat oluşturuyordu. Kederli bir ifadesi vardı. O an içimde duydum kederini. Ve anladım ki benzer öykülerin kahramanlarıyız." Susup başını iki yana sallıyor. İçinde acı katmerleniryor da katmerleniyor, bulunduğumuz odayı sarıyor. Kendini toparlayıp devam ediyor. "İki kederli öykünün kahramanı bir araya gelirse mutlu bir öykünün kahramanı olabilirler mi? diye düşündüm kendi kendime. Kimbilir, birbirimizin acısını alırdık belki. Ben onun çocuklarına anne, o benim çocuklarıma baba olurdu da yeni bir hayat kurardık. "Evet" dedim, kendi öykümün içinde ona yer verecektim. Böyle başladı herşey. Mutlu zamanlarımız da oldu acı zamanlarımız da. Ama her birinin üstesinden gelmeyi başarabildik. Çünkü biz olmayı öğrendik. İnsan ben değil de biz olunca koca dalgaları aşıyormuş meğer. Zaman geçti çocuklarımız oldu ailemiz büyüdü. O çalıştı ben çalıştım. Deliler gibi sarıldık hayata. Çocukları büyüttük, ev yaptık kendimize ağaçlar yetiştirdik ve zaman ilerledi." Gözlerine keder gelip yerleşiyor yine. Acının içinde mutluluklar yaşamış birinin bakışı ile uzaklara bir yere takılıyor gözleri. "Hastalandı. Hayatın onun içine kazıdığı keder meyvelerini verdi. Önce herşeyi unutmaya başladı ve daha sonra kendini unuttu. Zor bir hayattı onunki ve bu zor hayatın içinde durmaya ancak aklını kaybederek dayanabildi. Dolmuştu artık içindeki acı kabı ve sonunda taştı. O taşkın aklını da silip götürdü."
Kederle gülümsüyor. Dudaklarımda ne yapacağını bilmez bir gülümseme ile öylece bakıyorum. Elimi tutuyor, "Bazı insanların acı kabı taşınca, akıl o acılarla birlikte akıntıya kapılır gider. Hayat böyledir. O iyi bir adamdı. Ve hayata ancak aklını kaybederek dayanabilen, temiz bir adamdı."
Öykü içimde yerleşip kalıyor. Sözcüklerinin kederi saçlarıma takılıyor. Ellerini saçımda gezdiriyor, keder ellerine bulaşıyor. Uzaktan bir kuş ötüşü bizi yeniden zaman döndürüyor. Kendini toparlayıp gülümsüyor: "Haydi bize birer çay daha ver bakalım." Ve hayat devam ediyor.
RESİM: Van Nath
Çok eski zamanlardan kalan bir insan öyküsü anlatıyor bana. Kırışmış elleri ile yüzündeki saçları geriye itiyor. Gözlerine, zihninin çok ama çok eskilere kaydığını gösteren bir bakış gelip yerleşiyor. Kıpırdamaksızın ona bakıyorum.Sanki kıpırdarsam onu şimdiki zamana geri getireceğim ve öykü tüm büyüsünü kaybedecek.
Uzun bir sessizlikten sonra; "Çok gençtik o zaman" diye başlıyor. Sesine onu özlediğine dair acılı bir tını yerleşmiş. "Daha önceki evliliği kötü bitmişti. Benim ki de öyle... Onu bilmem ama ben iki çocuğumu alıp baba evine yerleştiğimde artık hayata ve kendime dair hiç bir umudum kalmamıştı. 'Sadece çocuklarım için yaşarım artık.' diyordum. Yeni bir ev, yeni bir aile fikri çok uzaklarda kalmıştı. Oysa hayat her zamanki gibi bizim için planladıklarını, bizim planlarımızı pek de umursamadan, sunmaya hazırlanıyordu. Bir gün beni bir adamla tanıştırmak istediklerini söylediler. Hiç düşünmeden "hayır" dedim. Kimseyi hayatıma almayacaktım. İlk evliliğim umutlarım da dahil içimde güzel olan ne varsa söküp götürmüştü. Her adam yeni bir yıkım olacak gibi geliyordu. Çok üzerime geldiler tanışmam için. Ben olmaz dedikçe gelip giden komşu sayısı arttı ve beni bıktırdılar. Hepsi ağız birliği etmişcesine "Çok iyi bir adam. Zaten yüzüne bakınca anlarsın" diyorlardı. Biraz beni sıkıştırıp durmalarından bıktığım biraz da durmadan sözünü ettikleri adamı görmek için peki deyiverdim." Yüzünde çapkınca bir tebessüm oluşuyor. Hoşuma gidiyor ifadesi...
"Komşulardan biri bir gün çağırdı beni. İçeri girdim. Odada komşunun kocası ve bir adam karşılıklı oturuyorlardı. "Hoşgeldiniz" deyip mutfağa kaçıverdim. Kapının aralığından adama uzun uzun baktım komşum çay yaparken. Mehmet'miş adı. Beyaz saçları yüzündeki gençlikle tuhaf bir tezat oluşturuyordu. Kederli bir ifadesi vardı. O an içimde duydum kederini. Ve anladım ki benzer öykülerin kahramanlarıyız." Susup başını iki yana sallıyor. İçinde acı katmerleniryor da katmerleniyor, bulunduğumuz odayı sarıyor. Kendini toparlayıp devam ediyor. "İki kederli öykünün kahramanı bir araya gelirse mutlu bir öykünün kahramanı olabilirler mi? diye düşündüm kendi kendime. Kimbilir, birbirimizin acısını alırdık belki. Ben onun çocuklarına anne, o benim çocuklarıma baba olurdu da yeni bir hayat kurardık. "Evet" dedim, kendi öykümün içinde ona yer verecektim. Böyle başladı herşey. Mutlu zamanlarımız da oldu acı zamanlarımız da. Ama her birinin üstesinden gelmeyi başarabildik. Çünkü biz olmayı öğrendik. İnsan ben değil de biz olunca koca dalgaları aşıyormuş meğer. Zaman geçti çocuklarımız oldu ailemiz büyüdü. O çalıştı ben çalıştım. Deliler gibi sarıldık hayata. Çocukları büyüttük, ev yaptık kendimize ağaçlar yetiştirdik ve zaman ilerledi." Gözlerine keder gelip yerleşiyor yine. Acının içinde mutluluklar yaşamış birinin bakışı ile uzaklara bir yere takılıyor gözleri. "Hastalandı. Hayatın onun içine kazıdığı keder meyvelerini verdi. Önce herşeyi unutmaya başladı ve daha sonra kendini unuttu. Zor bir hayattı onunki ve bu zor hayatın içinde durmaya ancak aklını kaybederek dayanabildi. Dolmuştu artık içindeki acı kabı ve sonunda taştı. O taşkın aklını da silip götürdü."
Kederle gülümsüyor. Dudaklarımda ne yapacağını bilmez bir gülümseme ile öylece bakıyorum. Elimi tutuyor, "Bazı insanların acı kabı taşınca, akıl o acılarla birlikte akıntıya kapılır gider. Hayat böyledir. O iyi bir adamdı. Ve hayata ancak aklını kaybederek dayanabilen, temiz bir adamdı."
Öykü içimde yerleşip kalıyor. Sözcüklerinin kederi saçlarıma takılıyor. Ellerini saçımda gezdiriyor, keder ellerine bulaşıyor. Uzaktan bir kuş ötüşü bizi yeniden zaman döndürüyor. Kendini toparlayıp gülümsüyor: "Haydi bize birer çay daha ver bakalım." Ve hayat devam ediyor.
RESİM: Van Nath